PROF. DR. ÖZER OZANKAYA YAZDI- ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN 97. YILINDA: ULUSAL EGEMENLİK ÇAĞDAŞ KENT YARATIR! SALTANATÇI KÜLTÜR İSE BETON YIĞINI ÇARPIK YERLEŞİMLER!

Ana Sayfa » GÜNCEL » PROF. DR. ÖZER OZANKAYA YAZDI- ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN 97. YILINDA: ULUSAL EGEMENLİK ÇAĞDAŞ KENT YARATIR! SALTANATÇI KÜLTÜR İSE BETON YIĞINI ÇARPIK YERLEŞİMLER!

13.10.2020 - 17:58

PROF. DR. ÖZER OZANKAYA YAZDI- ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN 97. YILINDA: ULUSAL EGEMENLİK ÇAĞDAŞ KENT YARATIR! SALTANATÇI KÜLTÜR İSE BETON YIĞINI ÇARPIK YERLEŞİMLER!

ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN 97. YILINDA:

ULUSAL EGEMENLİK ÇAĞDAŞ, MUTLU KENT YARATIR!
SALTANATÇI, BASKICI KÜLTÜR İSE   BETON YIĞINI ÇARPIK YERLEŞİMLER!

Kurtuluş Savaşının bayrağı olan ulusal egemenliği kurumlaştırıcı   önemli bir atılım da, 13 Ekim 1923 günü, saltanat ve hilafeti, baskıcı yönetimi  simgeleyen İstanbul’un başkent olmaktan çıkarılması, yerine Ankara’nın yöne­tim merkezi olarak kabul edilmesi olmuştur.

Ankara, Mustafa Kemal’i ve TBMM’ni bağrına basmıştı.

Ulusal kurtu­luşu engellemek isteyen iç isyanlar, yabancı işgalciler   Ankara’dan yönetilen Kurtuluş savaşıyla yenilgiye uğratılmıştı.

Ankara hiç yabancı işgali de yaşamamıştı.

Ankara Hititlere, Roma’ya dek giden tarihinin zenginliği ile de herhangi bir başka kentle yarışabilirdi.

Ankara’nın başkent olmasına  karşı çıkanların, düşüncelerini “yönetim merkezi” (=makar-rı idare) terimiyle değil, “pay-i taht”, yani “hükümdarın ayağının bulun­duğu yer” terimiyle dile getirmekteki dirençleri, gerçekte ulusal egemenlik ilkesine karşı bir muhalefetin söz konusu olduğunun göstergelerinden biriydi.

Ankara’nın başkent yapılmasıyla, geçmişin baskıcı kültür kalıplarıyla bağlar koparıldığı gibi, Anadolu -tüm tarihinde Hititler ve Selçuklulardan sonra üçüncü kez olmak üzere- siyasal, yönetsel ve toplumsal-ekonomik merkezini kendi bağrında kurma olanağına Cumhuriyetle yeniden kavuşu­yordu. Bu, gerçek gelişme ve gönencin ülke yüzeyine yayılması zorunlulu­ğunun bir gereği idi.

Evet, Atatürk, Ankara’yı, ulusal egemenlik, ulusal bağımsızlık, özgürlük ve çağdaş uygarlık ilkelerini simgeleyecek, dünyaya örnek bir kent olmak üzere başkent seçmiş ve GERÇEK ANLAMIYLA ULUSAL EGEMENLİK DÜZENİNİN GEREĞİ OLARAK bilimin en son verilerinin ışığında planlanmasını sağlamıştı.

Ankara İmar Komisyonu Başkanı da olan yazar Falih Rıfkı Atay, ÇANKAYA adlı kitabında, Uluslararası yarışmada birincilik kazanan   Ankara Kent planının sahibi  Prof. Yansen’in,  planını   Atatürk’e şöyle açıkladığını anlatıyor:

«-Yepyeni bir şehir kuracaksınız. Size şehircilik sanatının son sözlerini getiriyorum. Dünyaya bir örnek vereceksiniz.”

“Biliyorsunuz Avrupa şehirleri motörden önce yapıl­mıştır. Motör eski anlayışları ve nizamları altüst etti… (planda Atatürk bulvarını göstererek) Bu yola bakınız. Onu otomobillere ayırdım. Yan yollar bu caddeyi ancak yarım km.’de bir kesecekler. Ve karşılıklı kesmeyecekler, her yan yolun köşesi, caddeye inen arabaları gösterecek gibi açık bırakılacak.”

“Evler, daireler ve apart­manlar geriye doğru yapılacak ve hiçbirinin caddeye kapısı olmaya­cak. Bu cadde üzerine yaya kaldırımı yapılmayacak.”

“Yan yolların her biri caddeyi bir bloka bağlayacaktır.”

“Siz istasyondan arabanıza binerek yüz km. hızla gideceğiniz yere doğrulacaksınız. Nasıl bir tren istasyona yaklaştığı zaman yavaşlarsa, arabanız gitmek istediği­niz bloka sapmak için sür’atini kesecek, sizi kapınıza bırakacak ve arka yolların hepsi blokların sonunda kapalı olduğundan, tekrar ge­ri dönerek caddeye çıkacaktır.”

“Tıpkı otomobil yolunuz gibi blokla­rın arkasında yayalar için de bir yeşil yolunuz olacaktır.”

“Bu yolu ucuz ve gelişigüzel yapacaksınız. Ağaçlayacaksınız. Otomobiller bu yolu yarım km. de bir kesecekler. Çocuk arabası önünüzde, yalnız beş yüz metrede bir etrafınıza bir bakarak, yolun sonuna kadar rahatça gideceksiniz.”

“Bu bloklar içindeki evlerinizde, otellerinizde hiçbir klakson sesi duymadan rahat uyuyacak, dairele­rinizde rahat çalışacaksınız. Sokakta benzin zehiri teneffüs etmeye­ceksiniz.”

“Meskenler, son şehircilik kongreleri kararlarına göre, dört kattan fazla olmamalı. Şehircilik sanatı, yerleşme bölgesi­nin yüzde dokuzunu umumi parklara ayırmakla yetinmiyor. Her ciğerin hakkı olan havayı her pencereye paylaştıran yeşil saha usulü konmuştur…”

Falih Rıfkı Atay, gözlemlerini şöyle sürdürüyor:

“Bir imar komisyonu yapmıştık. Reis bendim. Rahmetli Vali ve Belediye Reisi Nevzat  (Tandoğan, Ö.O.) da bu komisyonun azası idi. Bir ecnebi mü­tehassısın dediklerini yapmaktan başka elinden bir şey gelmeyen bir belediye reisi olmağa daha ilk günü isyan etti. Açıkça muhalefet de edemeyeceği için, adet olduğu üzere, devamlı bir baltalama yolu tuttu.”

“Bir çok arsalar spekülasyoncuların eline geçmişti…”

“Şehir planı uygulamak, Atatürk’ün devrimleri ile hallet­meğe çalıştığı medeniyet ve kültürün meselesidir.”

“Şimdi İsrail, Akdeniz kıyılarında, tam Yansen prensiplerine göre yepyeni bir şehir (Tel’aviv, Ö. O.) kurmak üzeredir. Planlarını Avrupa gazetelerinde gördüm. Bir gün gıptalar içinde onun seyrine gideceğiz.”

“Hırsızlar ve gericiler olmasaydı, o şehrin daha büyük, daha zengin ve daha tamamının çoktan Anadolu yaylasında kurul­muş olacağını düşünmeyeceğiz bile…”

«Planlı imara, ve doğrudan doğruya imara karşı yalnız Atatürk anlayış göstermiştir. Hükümetler, hayır.”

“Zaten Atatürk’ün ölü­münde ne kadar imar eseri varsa, Yalova, Bursa’daki modern kaplıca, Florya, Orman Çiftliği, hepsi rahmetli liderin eseridir.»

Ne acıdır ki AKP yöneticileri, ulusal egemenlik ilkesine borçlu oldukları yönetim erkini,   kent planlaması şöyle dursun,  hukukun evrensel ilkelerine  sırt çevirme,  kamu yönetiminin birçok birimini İstanbul’a taşıma, görev yeri olarak Osmanlı saraylarını kullanma … yollarıyla, dünya görüşlerindeki  “Ulusal egemenlik” kültürüne uzaklığı sergileyerek kullanmışlar,   böylece bütün ülkede yaşam düzeyinin düşmesine yol açmak üzere, kendi ağızlarıyla söyledikleri gibi,  “parsel parsel paylaştırdıkları”  Ankara’yı da,   “ihanet ettikleri”      İstanbul’u da,   hemen tüm başlıca kentlerimizi de insanları boğucu   beton yığınlarına dönüştürmüşlerdir.

Ve yine ne yazık ki başta CHP olmak üzere muhalefet partileri yönetimleri de, kent planlamasının “doğru anlamıyla ulusal egemenlik düzeninin gereği olduğunu”  göz önünde tutmamış, bu anlayışı ulusal kültürümüze mal etme yolunda üzerlerine düşeni onlar da etkin biçimde yerine getirmemişlerdir.

13 EKİM ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN!

Bknz.: Özer Ozankaya, TOPLUMBİLİM, CEM Yay.; CUMHURİYET ÇINARI – MUSTAFA KEMAL’İ “ATATÜRK” YAPAN UYGARLIK TASARIMI, CEM Yay.)

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :