SAFFET ATİK YAZDI- 2019 YEREL SEÇİMLERİ SONRASI BİR DEĞERLENDİRME: BAŞARININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ VE YÖNETİMİ ÜZERİNE -1-

Ana Sayfa » GÜNCEL » SAFFET ATİK YAZDI- 2019 YEREL SEÇİMLERİ SONRASI BİR DEĞERLENDİRME: BAŞARININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ VE YÖNETİMİ ÜZERİNE -1-

17.02.2020 - 18:03

SAFFET ATİK YAZDI- 2019 YEREL SEÇİMLERİ SONRASI BİR DEĞERLENDİRME: BAŞARININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ VE YÖNETİMİ ÜZERİNE -1-

 

 

Bu yazımın ana konusunu 2019 yerel seçimleri sonrası genel bir değerlendirme ve bazı büyükşehir belediyelerinde sosyal demokrat görüşün elde ettiği  başarının sürdürülebilirliği ve yönetimi oluşturacak.   Konu geniş bir yelpaze içinde ele alınabilir. Bu nedenle  önce birinci kısımda; seçimler öncesi  20 yıllık bir dönemde ortaya çıkan nesnel koşulları ele alacağım. İkinci kısımda ise elde edilen  başarı nasıl sürdürülebilir  konusunu işleyeceğim.

Son seçimlerdeki yurttaş tercihleri ile mekânsal, özellikle bölgesel özellikler arasındaki nedensellikleri araştıran 2 yazı yazmıştım. Ancak bunlar sitemizin teknik olanaklarına bağlı olarak; haritalardan ve tablolardan yoksun olarak çıktı. Bu nedenle de anlaşılması zor, ilgi çekmeyen, kuru birer  inceleme yazısı niteliğine büründü.  Aslında bu irdelemelere epeyce emek vermiş, elimden geldiği kadar iyi yorumlamaya çalışmıştım. Yurtseverlik.com da çıkan yazılarımı, önce sitede çıktığı haliyle, sonra da haritalı ve tablolu orijinal biçimiyle arkadaşlarımla paylaştım. Yazıların anlaşılabilirliği ve kolay takibi açısından; arada dağlar kadar fark olduğu belirtildi.

Genel yayın yönetmemiz de bu durumu fark etmiş olmalı ki ele aldığım konuları; haritalı, tablolu bilimsel makale türündeki yazılar yerine, daha güncel ve daha pratik öneriler olarak ifade edebilir misiniz? sorusunu yöneltti.

Bu noktada hemen belirtmeliyim ki, “Ortak Akıl Platformu”  bir düşünce kuruluşu olduğu için yazılarımda olabildiğince özgün, tekrar edilmemiş tematik konuları işlemeye özen göstermiştim ancak belirttiğim gibi teknik kısıtların azizliğine uğradım.

Sevgili Şaylıman’ın önerisi beni yıllar öncesine götürdü.

SHP 1989 Yerel Seçimlerinde, sanırım parti yöneticilerinin de tahminlerinin ötesinde, başarı kazanmış, pek çok yerde (652 yerleşmede) belediye başkanlığını kazanmıştı.

Özellikle büyükşehirlerdeki başarı göz kamaştırıcıydı.

ODTÜ’den hocamız Sayın Yiğit Gülöksüz, bir grup sosyal demokrat plancıyı Oran’daki evine davetle bu başarının sürdürülebilmesi için yerel yönetimlerde, özellikle büyük şehirlerde, ne tür stratejiler üretilmesi ve nasıl bir program izlenmesi gerektiğini tartışmaya açmış, görüşlerimizi sormuştu.

Hemen belirtmek gerekir ki¸1989 yerel seçimlerinin kıyı illerinde kazandıkları belediye başkanlığı adedi ve oy dağılımı 2019 yerel seçimlerine çok benzer. Ege ve Akdeniz kıyılarında Antalya, Karadeniz kıyılarında Zonguldak, Ordu, Giresun ve Trabzon dışında hemen hemen siyasal tercih haritaları aynıdır. (Bkz; http://www.yerelsecim.com/YerelSecimSonuclari.)

Yayın Yönetmenimizle konuşmamızda sanki 31 yıl önceki havayı ve entelektüel beklentiyi soludum. Meslek yaşamı 40 yılı aşmış bir kent ve bölge plancının bu konularda söyleyeceği çok şey vardır diye düşünüyorum. Hatta ipin ucunu kaçırır ve gevezelik bile yapabilirim  diye endişe ediyorum

 

Kentsel Gelişmelerin Ana Hatları ile Değerlendirilmesi

Türkiye kentleri son 20 yıldır büyük değişimler yaşadı. Bunlar hem fiziki mekanda ortaya çıkan yapılanmalar ve yerleşme dokusu değişiklikleri, hem de bazen dayatmacı yöntemlerle de sağlanmaya çalışılan; gündelik yaşam alışkanlıkları değişikliklerdir.  Bunlara ilişkin yazı yazabilmek ve öneri geliştirebilmek için, bunların ne olduğunu ana hatları ile gözden geçirmek  gerekmektedir.

Türkiye, son yıllarda inşaat sektörünü gelişmenin motor gücü olarak gördü. Bunun doğal sonucu, hemen her kentte  özel kesim ve TOKİ eliyle yapılan konutlar, AVM ler, hatta rezidanslar, iş merkezleri, oteller ve benzerleri  yaygınlaştı.

Altyapıdaki gelişmeler üstyapı kadar göz alıcı olmamakla birlikte; pek çok yerde temel ağsal altyapı tamamlandı. İletişim altyapısı ise inanılmaz bir gelişme gösterdi.

Kent içi ulaşımda da gelişmeler kaydedildi. Marmara’da  (İstanbul, Bursa ve Kocaeli), İç Anadolu’da (Konya, Eskişehir, Kayseri), Ege’de (İzmir), Akdeniz’de (Adana, Antalya), Güneydoğu’da (Gaziantep) ve Karadeniz’de (Samsun) raylı sistemler işletmeye alındı.  Bu 11 Büyükşehir belediyesinden; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana ve Eskişehir’den oluşan 6 adedinin CHP li, kalan 5 büyükşehir belediyesinin AKP li olduğunu ek bir bilgi olarak aktaralım.

Yapılanma ve kentsel gelişme abartıldı. İstanbul, Avrupa’nın en çok gökdelen inşaatına sahip metropolü oldu. Ankara hemen İstanbul’un ardında ikinci sırada yer aldı. Bu eğilim şimdilerde İzmir’e de sıçramış durumda. Kentsel siluet, bazen Sayın Cumhurbaşkanını bile isyan ettirecek ölçüde değişti. Geleneksel yerleşme dokusu ve görüntüsü kaybolmaya yüz tuttu. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi Körfez ülkelerinde görmeye alışık olduğumuz;  çok katlı, siyah cam cepheli, değişik geometrili, bazen tuhaf görünümlü yapılar kent siluetinin baskın elemanları oldu.   Metropollerde 1960 lı ve 70 li yıllarda yapılan gecekondular 2000 li yıllarda hızla apartmanlara, çok katlılara dönüştü.

Ekonomi bağlamında; kentsel işletmelerde ölçek ve teknoloji kullanımı değişti. Önce el emeği, ustalık bilgisi ve sanatkarlık gerektiren terzilik, kunduracılık, ahşap doğramacılık, ufak mobilya üretimi yapan ufak iş yerleri kayboldu. Mahalle ölçeğinde satış yapan, bakkal, manav, kasap gibi esnaf son derece azaldı.  Perakende ticaret, ABD standartlarına yaklaştı ve en yüksek cirolu işletmeler arasına perakendeciler girdi. Market adı altında bakkal irisi yerlere dönüşmeye çalışan işyerleri de bu koşullarda tutunamadı, mağaza yada satış noktası artık on binlerle yaklaşan  uluslararası sermayeli perakende firmaları özellikle metropollerde; günlük ticarette baskın duruma geldiler.

Benzer gelişmeler küçük sanayi sitelerinde görüldü;  özellikle otomotiv sektöründe tamirci, kaportacı gibi meslekler kan kaybetti. Hem onarım işleri kurumsallaştı ve otomotiv markalarının bünyesine geçti, hem de görece teknoloji yoğun onarımlar yaygınlaştı. Anadolu şehirlerinde bile pek çok küçük sanayi sitesinde oto tamiri yapan işyerleri kapanmaya yüz tuttu.  Günümüzde Samsun’da, İzmir’de ve diğer pek çok yerde olduğu gibi  Küçük Sanayi Siteleri boşaldı ve kentsel dönüşüme uğradı.

Metropollerde bir diğer ilginç ve acı gelişme AVM’lerde yaşandı.

Hemen tüm batı ülkelerinde; kent merkezlerinde,  cadde üzerinde yer alan işyerlerini korumak adına geliştirilen yasal düzenlemeler Türkiye’de yürürlüğe konulamadı. Bol ışıklı, albenisi yüksek AVM’ler, kent içindeki işyerlerini yutarak gelişti.  Kent merkezleri sönükleşti, köhneleşti.  Ankara’da 1960’lı, 70’li yıllarda var olan bulvar kafeleri artık yok,  bırakın kafeleri, pek bilinen mağazalar bile kapandı. Ticaretin ağırlık merkezi kayboldu, en azından eski konumundan kaydı. Bu çok pahalı değişim ve kayboluş,  anılarımızı da beraberinde götürdü.

Kent ekonomisindeki ve kent mekânındaki değişimler kent yaşamına ne yazık ki yansıyamadı.  İş kaybı yaşayanlar, bunu kendi tabirleriyle, tevekkülle karşıladı. Kadercilik ön plana çıktı.  Muktedirler de bu kabullenmeyi destekledi. Tepkiler kurumsal olarak ifade edilemedi ve kaybedenler kesiminde bilinçli bir dayanışma sağlanamadı. Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür toplumsal sonuç cümleleri, kuşkusuz ayrıntılı sosyolojik çalışmaların ve sorgulamaların sonucunda yapılmalıdır. Ancak bu satırların sahibi 40 yılı aşkın süredir,  80 ilde gerçekleştirdiği planlama çalışmaları kapsamında yaptığı saha çalışmalarında edindiği izlenimlerini aktarmaktadır.

Eğitim ve sağlık gibi toplumsal hizmet sunumlarında büyük değişiklikler yaşandı.   Belirgin ve baskın özellik; eğitim hizmetlerinin büyük ölçüde özel kesime bırakılması oldu. Laik eğitime ciddi tehditler yöneltildi.  Benzer bir durum, sağlık hizmetlerinde de yaşandı, özel sağlık tesisleri zincirleri yaygınlaştı. Kamu kesiminin kiracı duruma geldiği Şehir Hastaneleri uygulaması ise henüz yeni,  başarı düzeylerini izlemek gerekiyor.  Özetle, bu iki önemli hizmet sunumunda karşılaşılan durum, sosyal devlet anlayışı açısından hayli düşündürücüdür.

Kanımca, son yıllarda en büyük erime ve yıpranma; çağdaş kültürel değerler ve kültürel etkinliklerde yaşandı.

Her şeyden önce, Atatürk Türkiye’sinin kazanımları, kültürel birikimleri ve çağdaş değerleri bir gurup tarafından hedef ilan edildi ve ciddi saldırılar yaşandı. Özellikle sanatsal faaliyetlerde gözle görünür eksilmeler ve yıpranmalar ortaya çıktı. Olimpik başarı kazanan basketbolcu kızlarımızın ve bale sanatçılarının performansları değil, formalarının İslami kurallara uygunluğu ve hatta çıplaklıkları konuşuldu.  Toplumsal rahatsızlık ve hoşnutsuzluk üst düzeylere çıktı. Pek çok belediyemizin şehir tiyatroları artık yok. Orta Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da yer alan küçük ve orta boy kentlerimizde içkili yerler hemen tamamıyla kayboldu. İçki içilmemesi ve satılmaması için elden gelen her şey yapıldı ve halen yapılıyor.

Özetle, mekansal olarak ulaşım ve altyapı bağlamında ortaya çıkan kısmi iyileşmeler karşın,  toplumsal yapıda özellikle kültürel ve sanatsal değerler açısında tam tersi yaşandı. Toplumsal yaşam geriye gitti ve kültürel birikimler eridi. Türk demokrasisi ciddi boyutlarda yıprandı.

Farklı sektörler itibarıyla son 20 yıl yukarıdaki gibi özetlenebilir.  2019 yerel seçimlerine bu nesnel koşullarda gidildi ve ilk yazımda sözünü ettiğim Türkiye’nin gelişmiş üçgeninde ve özellikle kıyı kesimlerinde yer alan büyükşehir belediyelerinde sol görüş önemli başarılar kazandı.

Bu başarı nasıl sürdürülebilir ve yaygınlaştırılabilir?

Bu ikinci bölümün konusu olacaktır.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :