SAFFET ATİK YAZDI- EKONOMİK VE TOPLUMSAL OLUŞUM VE YIĞILMALARIN MEKANSAL YANSIMALARI SİYASA ÜRETİM ARACI OLABİLİR Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » SAFFET ATİK YAZDI- EKONOMİK VE TOPLUMSAL OLUŞUM VE YIĞILMALARIN MEKANSAL YANSIMALARI SİYASA ÜRETİM ARACI OLABİLİR Mİ?

10.01.2020 - 17:19

SAFFET ATİK YAZDI- EKONOMİK VE TOPLUMSAL OLUŞUM VE YIĞILMALARIN MEKANSAL YANSIMALARI SİYASA ÜRETİM ARACI OLABİLİR Mİ?

 

 

 

 

Ekonomik ve toplumsal eylemlerin, oluşumların ya da yığılmaların mekânsal yansımaları bulunmaktadır. Bu çok bilinen, özellikle plancıların çok sık tekrarladığı bir cümledir. Gerçekten de pek çok gelişmeyi mekânsal yapılanmalardan ve desenlerden okumak, tarihlemek ve yorumlamak olanaklıdır. Hatta bunlar metin okumalarından kolay ve anlaşılabilirdir.

 

Acaba mekânsal yansımalar, genelde ülke ölçeğinde siyasa üretmek, daha dar kapsamda belirli bir yöre için yerel politikalar geliştirmek için kullanılabilir mi? Bu sorunun yanıtı kuşkusuz evet’tir.

 

Hemen her seçimden sonra, tüm gazetelerde siyasi partilerin aldıkları oyların illere göre dağılımı renkli haritalar üzerinde gösterilir. Daha sonra, bu haritalar üzerinden farklı yorumlar yapılır. İllerin gelişmişlik düzeyi, kişi başına düşen geliri, okuryazarlık oranları, illere göre kitap ve gazete satışları ve benzeri göstergelerle partilerin aldıkları oy oranları arasında karşılaştırmalar yapılır. Buradan da ilginç çıkarsamalar elde edilir, aralarındaki nedensellikler araştırılır.

 

Aslında bu çıkarsamalar, siyasal strateji üretiminde de kullanılabilir. İllerin ve yerleşmelerin gelişmişlik düzeyleri, sahip oldukları nüfus ve istihdam büyüklükleri, yoğunlaşma ve yığılmaları kullanılarak; yerel, bölgesel ve ulusal politik söylemler üretilebilir.

 

Mekansal analizler geometrik formlar kullanılarak da yapılabilir. Örneğin kabaca dikdörtgene benzeyen Türkiye’de; görece gelişmiş bir üçgenden söz edilebilir. Bir kenarı Edirne’den, İstanbul ve Kayseri üzerinden Gaziantep’e uzanan, bir kenarı Edirne-İzmir-Muğla ve bir diğer kenarı da Muğla-Adana-Gaziantep olan bir varsayımsal (hipotetik) üçgen ve yakın çevresi esas alınarak ilginç analizler yapılabilir.

 

Gerçekten de; Türkiye ekonomisinin çok büyük bir kısmı bu varsayımsal  üçgen içinde gelişmişlik gösterir. Bu oran %80’ler ve daha fazlasıyla ifade edilmektedir. (Burada çizmiş olduğum varsayımsal Gelişmiş Üçgen Haritasını yayınlayamıyorum. O nedenle kelimelerle tarif ediyorum.)

 

Bu Üçgenin içi ve yakın çevresi; Marmara, Ege, Akdeniz, İç Batı Anadolu ve İç Anadolu’nun Orta Kesimi gibi görece gelişmiş yörelerdir. Dışında kalan kesimler ise; Karadeniz, İç Anadolu’nun Doğusu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’dur. Buralar görece, ülkenin daha az gelişmiş kesimleridir.

 

Bu gelişmişlik okuması Üçgenin içinde ve dışında yer alan Büyükşehirler analizi ile daha da kolaylaşmaktadır. Üçgenin içinde kalan 19 Büyükşehir Belediyesi; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Gaziantep, Konya, Kocaeli, Antalya, Kayseri, Mersin, Eskişehir, Hatay, Denizli, Sakarya, Manisa, Balıkesir, Aydın ve Tekirdağ’dır. Bunlar gelişmiş, sanayi ve hizmet sektörlerinde atılım yapmış yerleşmelerdir.

 

Üçgen dışında kalan 11 Büyükşehir Belediyesi ise; Erzurum, Malatya, Kahramanmaraş, Ordu, Samsun, Şanlıurfa, Trabzon, Diyarbakır, Mardin ve Van’dır. Bu belediyelerin nüfusları Üçgen içi belediyelere göre daha az, ekonomileri görece daha az gelişkindir.  Tarım sektörünün ekonomi ve istihdamda hatırı sayılır payı bulunmaktadır.

 

Üçgen içindeki Büyükşehir Belediyelerinin büyük bir kısmının; eski büyükşehir sınırları ve sahip oldukları ilçeler itibarıyla, nüfusları bir milyonun üzerindedir. Buna karşılık, üçgen dışındakilerin nüfusları, eski sınırlara göre,   bir milyondan azdır.

 

Kuşkusuz, üçgen dışı kesimlerde de gelişmiş bölge merkezleri, sanayide atılım yapmış yerleşmeler bulunmaktadır. Ancak, unutulmamalıdır ki, yukarıda tanımlanan “Üçgen” bir yaklaşık form, İngilizce ifadesi ile mekansal analizlere bir “approximation”dır.

 

Türkiye’deki 30 Büyükşehir Belediyesinin 19’u söz konusu varsayımsal Gelişmiş Üçgenin içinde ve yakınında yer almaktadır. % 63 dolayındaki bu oran, Türkiye’nin demografik deseni, yığılımları ve nüfus hareketliliğinin doğal bir sonucudur.

 

Ülkenin kuzeyinden ve doğusundan, batısına ve güneyine, özetle ekonomik olarak daha gelişmiş yörelerine nüfus akımı sürmektedir. Nitekim 2018 yılı göç verilerine göre; en fazla göç alan illerin sırasıyla İstanbul (385.482), Ankara (184.382), İzmir (130.092), Antalya (95.920), Bursa (80.940), Kocaeli (80.457, Konya (58.300) ve Mersin ( 55.779) olduğu görülmektedir.

 

Ancak, bu illerin çoğunluğu, farklı nedenlere (iş, eğitim, evlilik, sağlık vb ) bağlı olarak aynı zamanda aşağıdaki sırasal büyüklük ile göç de vermektedir. İstanbul (595.803), Ankara (221.747), İzmir (117.113), Antalya (80.349), Bursa (80.086), Kocaeli (79.970), Adana (70.638), Gaziantep (62.206). Nüfus hareketliliğini iyi anlamak için net göç bilgileri ve hızını kullanmak daha açıklayıcı olacaktır. 2018 yılında net göç hızı en yüksek olan iller 138,51 kişi ile Çankırı; 62,68 kişi ile Tunceli ve 51,96 kişi ile Sinop’tur. Bu üç ili takip eden iller Gümüşhane, Rize, Artvin, Ordu, Giresun ve Sivas’tır. (Net Göç hızı; göç edebilecek her bin kişi için net göç sayısıdır.) Nüfuslarına göre en fazla göç veren iller -17,25’lk net göç hızı ile Ağrı; -13,86’lık net göç hızı ile İstanbul ve -12,29’luk net göç hızı ile Muş’tur.

 

Özetle, çok bilinen bir gerçeği tekrar edecek olursak; Türkiye’nin kuzeyinden, doğusundan ve güneydoğusundan, Türkiye’nin batısına, kuzeybatısına ve güneybatısına bir nüfus akımı bulunmaktadır. Bu yönelme en fazla Gelişmiş Üçgen içinedir.

 

Söz konusu Üçgenin, özellikleri ve yığılmaları; Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi (BGUS) Belgesinde yer alan pek çok ekonomik ve toplumsal gelişmişlik göstergesi ve haritasından net olarak anlaşılmaktadır. Örneğin; illere göre Organize Sanayi Bölgeleri Büyüklükleri ve Doluluk Oranları, İller Bazında Dış Ticaret Miktarları, Serbest Bölgeler ve Ticaret Hacimleri, Üniversite Sayıları, Kitap ve Gazete Satış Oranları, İllere Göre Banka Mevduatı vb gibi göstergeler, söz konusu üçgenin varlığı ve önemini kanıtlamaktadır. Bu haritalar ile hazırlamış olduğum Varsayımsal Gelişmiş Üçgen Haritası büyük ölçüde örtüşmektedir. (Ancak bunların teknik nedenlerden ötürü burada yer alamadığını tekrar etmeliyim. )

Büyükşehirlere ilişkin değerlendirmelere devam edilirse; son yerel seçimlerde Türkiye genelinde 30 Büyükşehir Belediyesinin 15’ini AKP (% 50), 10’unu CHP (%37), 3’ünü HDP (%10) ve 1 (% 3)‘ini de MHP kazanmıştır. İlginç olan bunların mekânsal dağılımıdır.

 

Ülkenin gelişmiş kesimlerinde sol görüşün ağırlık kazandığını söylenebilir. CHP nin kazandığı 10 Büyükşehir Belediyesinin tümü de sözünü ettiğimiz Üçgenin içindedir ve Üçgen içindeki toplam BŞB lere oranı % 50 dir. (Adana, Ankara, Antalya, Aydın,  Eskişehir, Hatay, Mersin, Muğla, İzmir, İstanbul ve Tekirdağ) Nüfus olarak bu oran kuşkusuz çok daha fazladır. AKP nin Üçgen içinde elde ettiği BŞB sayısı % 40 oranı ile 8 dir. (Bursa, Balıkesir, Denizli, Gaziantep,  Sakarya, Kocaeli, Kayseri ve Konya), 1 Büyükşehir Belediyesini de MHP kazanmıştır (Manisa).  Üçgen içinde HDP nin kazandığı BŞB yoktur.

 

Nasıl Bir Söylem Geliştirilebilir?

 

Gelişmiş Üçgen içinde yer alan BŞB’lerindeki sol ağırlık, üçgen dışında tamamen yok olmaktadır. Her şeyden önce, üçgen dışında CHP nin kazandığı bir BŞB yoktur. Buna karşılık AKP nin 8 (%70) ve HDP nin 3 (% 30) Büyükşehir Belediyesi bulunmaktadır. Gelişmiş Üçgen içinde % 40 oranına sahip AKP, görece daha az gelişmiş Üçgen dışında bu oranı % 70’e çıkarmaktadır. Kısaca; AKP gelişmemiş kesimlerde gelişmiş kesimlere göre daha fazla oy almaktadır.

 

AKP nin üst yönetimi bunun farkındadır ve söylemlerini kendi ifadeleri ile halkın anlayabileceği üslupla anlatmaktadır. Nitekim bir Üniversitenin AKP ye yakınlığı ile bilinen Rektör Yardımcısı, Türkiye’de cahil kesimin ferasetine güvendiğini açıklamıştır. AKP söylemlerini; popülist yaklaşımlarla ve oy aldığı kesimleri neredeyse kemikleştirmek üzere geliştirmektedir. AKP yanlısı yazılı ve görsel medyadan bu durum net olarak izlenebilmektedir.

 

Yukarıdaki çok genel mekânsal analizlerden bile akılcı siyasal çıkarsamalar yapmak olanaklıdır.

 

Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, bu satırların sahibi politikacı değildir. Politik yazı yazma alışkanlığı da yoktur. Bu nedenle salt politik önermelerle haddini aşmayacaktır. Bununla birlikte, inandığı görüşlerin gerçekleşmesi için; kendine göre; mekânsal referansla geliştirdiği ve doğru olduğuna inandığı önerilerini sıralamaktadır.

 

Her şeyden önce, Ülkenin görece gelişmiş illerinin artmasıyla; modern düşüncenin ve sol görüşün giderek yaygınlaşacağına ve en azından sosyal demokrat hareketin kuvvetleneceğine güvenmektedir. Ayrıca, bunun değiştirilemez bir süreç olduğuna da inanmaktadır. Bu nedenle, varsayımsal Gelişmiş Üçgenin mekanda olabildiğince büyütülmesi, daha geniş coğrafyaya yayılması sürecinin desteklenmesi ve gelişmenin yaygınlaştırılması gerektiği görüşündedir.

 

Daha önce söylendiği gibi, Türkiye’de uzun yıllardır batıya ve güneye özellikle metropollere ve kıyı kesimine doğru bir nüfus akımı vardır. Türkiye fiziki coğrafyasındaki bir diğer akıma da benzemektedir. Büyük akarsular; Doğu Anadolu, Kuzeydoğu Anadolu, İç Anadolu’nun Doğusu gibi yüksek kesimlerde doğmakta, yer çekimine uyarak daha alçak kesimlere, kıyılara doğru akmakta ve verimli aluviyal birikinti düzlüklerini oluşturmaktadırlar. (Çukurova, Antalya, Söke, Gediz, Bafra ve Çarşamba ovaları gibi)

 

Türkiye’de akarsuların ve insan göçlerinin yönelme ve kıyılarda birikiminde önemli benzerlikler bulunmaktadır. Yukarıda göç olgusunun bu kadar ayrıntılı verilmesinin nedeni de; Coğrafi Belirlenimcilik (determinizm) söyleminin Türkiye’nin fiziki ve siyasal coğrafyası için de geçerli olduğunu kanıtlamak içindir.

 

Bu bağlamda; bir diğer benzetim, aluviyal birikinti ovaların toprak kalitesi yüksekliği ile, göç alan yerlerdeki eğitimli insan toplulukları ve entelektüel düzey yüksekliği arasında yapılabilir. Hemen belirtmek gerekir ki,  sol görüşlü siyasilerin;  bu akımı ve kaliteyi gözeterek;  yığılma ve birikimlerin yüksek olduğu kesimler için geliştirecekleri politik söylemlerde entelektüel düzeyi ve derinliği olabildiğince artırması gerekmektedir.

 

Türkiye geometrik form olarak bir dikdörtgeni andırmaktadır. İlginç olan bu dikdörtgenin üç köşesinde sol görüşün baskın olmasıdır. Nitekim; kuzeybatıda; Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ il merkezlerinde CHP’li veya CHP kökenli başkanlar yönetimdedir. Kuzeydoğu Anadolu’da Artvin ve Ardahan il merkezlerinde de CHP kazanmıştır.

 

Benzer biçimde, Güneybatı Anadolu illerinde büyükşehirler (Muğla ve Antalya) CHP’lidir. Güneydoğu köşesinde durum değişmektedir. Şırnak dışında hemen tüm illerde HDP kazanmıştır. Hem yukarıda anılan varsayımsal Gelişmiş Üçgen ve hem de Dikdörtgenin köşelerindeki gelişmeler ayrıntılı olarak analiz edilmelidir.

 

Gelişen yerleşmelerin iki temel özelliği barındığı söylenebilir. Buralarda ekonomik ve toplumsal çelişkiler daha belirgindir. Geleneksel birincil ilişkilerin yerini kurumsal ikincil ilişkiler almaktadır.

 

Aile ve akrabalık ilişkileri içindeki çözüm arayışları ve aile katkısıyla ayakta kalabilme giderek zorlaşmaktadır. Bu iki özelliğe bağlı olarak; ekonomik ve toplumsal sorunlara çözümün kurumsal ilişkilerde ve sol söylemlerde arandığı gözlemlenmektedir.

 

Bu mekânsal özellikler kullanılarak ne tür politik söylemlere gidilebilir? Her şeyden önce; uluslararası toplumda kabul görmüş ve başarı kazanmış çağdaş sol politikalar; genelde ülke ölçeğinde, özelde alt bölgelerde ve illerde, konuya ve mekana özel olmak kaydı ile gündeme daha kuvvetli gelmelidir.

 

Tarım, sanayi ve hizmetler gibi 3 ana ekonomik sektör için, topluma ve özellikle çalışanlara hitap eden geliştirmeci ve/veya onarıcı politikalar ve programlar oluşturulmalı ve bunlar kamuoyuna net olarak açıklanmalıdır.

 

Bu politikalar kucaklayıcı ve kapsayıcı olmalıdır. Esneklik ve çeşitlenme vaz geçilemez diğer özellikler olmalıdır. Değişen koşullara göre, temel ilkelerden ödün vermeden, politikalar esnetilebilmelidir. Politik söylemler, alt coğrafyalara göre çeşitlenmelidir. Bu nedenle politika üretenlerin; konularına hakim, analitik düşünebilen ve akılcı olmaları zorunludur.

 

Çalışma hayatı, işçi hakları, sendikalar ve iş dünyası için öngörülenler nelerdir? Benzer biçimde; diğer toplumsal hizmet sunumlarında da; örneğin, eğitim, sağlık, kültür ve benzer konularda neler öngörülmektedir? Bu konularda; sol söylem ağırlıklı programlar üretmeli ve manifestolarla kamuoyuna duyurulmalıdır.

 

Halen uygulanmakta olan programlardan hangi konularda ve hangi ölçüde ayrıldığı da net olarak açıklanmalıdır.

 

Gelişmiş illerde ve Büyükşehir Belediyelerinde sol görüşün elde ettiği başarının iyi yönetilmesi ve özellikle sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekmektedir.

 

Bu bağlamda; nelere önem verilmelidir?

 

Öncelikle, karar verici ve yönetici kadroların güven vermesi sağlanmalıdır. İnandırıcılık ve gerçekçilik sol söylemin vazgeçilmezleridir. Kamuoyu, Türkiye’nin yığılmış sorunlarının, güvenilir, iş bilir, kendini kanıtlamış sol kadrolarla çözülebileceğine inandırılmalıdır. Bu kadrolar kamuoyuna tanıtılmalıdır.

 

Ümitsizliğin giderilmesi başarı için ön koşuldur. Entelektüel düzeyi yüksek daha gelişmiş illerde, entelektüel düzeyi yüksek siyasalara, söylemlere yer verilmelidir.

 

Bu noktada akademya ve üniversite gençliği en büyük kaynaktır. 1970 li yıllarda, 68 kuşağının da büyük katkısıyla elde edilen toplumsal heyecan tekrar yaratılmalıdır ve yaşatılmalıdır.

 

Özellikle yerel ölçekte politika ve programların alt coğrafyalara ve illere göre farklılaştırılması zorunluluktur. Her şeyden önce; yukarıda sıkça tekrarlanan Gelişmiş Üçgenin dışında sol görüşün neden kazanamadığı gerçeği akılcı çabalarla ayrıntıda araştırılmalı ve olumsuzlukların giderilmesi için önlemler alınmalıdır.

 

Kuşkusuz, feodal yapının günümüze dek uzanan etkisi, birincil ilişkilerin kimi kesimlerde hala sürmesi, tarihi olayların çarpıtılarak kamuoyuna aktarılması, görece düşük eğitim düzeyi; sol görüşün bazı coğrafi bölgelerde yeterince gelişememesine yol açmıştır. Her şeye rağmen, bu kesimlerde ayrıntılı analizler yapılmalı, konuya ve mekana özel pragmatik çözümler ortaya konulmalıdır. Örneğin, 35-40 yıl önce Orta ve Doğu Karadeniz’de Sinop’tan Artvin’e kadar uzanan kıyı kesiminde hemen tüm il merkezlerinde sol görüşlü belediyeler iş başında iken geçen sürede ne olmuştur da; Sinop ve Artvin dışında CHP’li İl Belediyesi kalmamıştır?

Başarı neden sürdürülememiştir? Ne tür hatalar yapılmıştır? Demografik erozyonla, il dışına göçlerle neler kaybedilmiştir?

 

Bu tür analizlere ivedilikle ve şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır.

Bölgesel analizler ve politika üretimi bağlamında; en zor konulardan birisi dikdörtgen formlu Türkiye’nin, güneydoğu köşesine ne tür çözümler ve politikalar geliştirileceğidir.

 

Bu konu, bu yazının kapsamında ele alınamayacak kadar karmaşıktır. Ancak, kanımca temel ilkelerden yine de bahsedilebilir. Bu ilkelerden ilki, sorunun savaş ve terör ortamında değil, barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi gereğidir. İkincisi ise, ayrılıkçı söylemlerin; Türkiye’nin etnik demografisi gözetildiğinde asla doğru ve gerçekçi olamayacağıdır.

 

Kürt kökenli yurttaşlarımız Türkiye’nin her yanına yayılmış, ekonomide söz sahibi de olmuşlardır. Büyük metropollerde ve gelişmiş illerde yaşayanlar neredeyse Güneydoğu illerinde yaşayanlar kadardır veya daha fazlasıdır. Böyle bir etnik dağılım deseninde ayrımcılık ve fiilen coğrafi ayırım yapmak olanaksızdır.

 

Sol görüş; bu nesnel koşullara akılcı çözümler üretmek zorundadır. Devlet kuran bir görüşten, ya da partiden, devletin bölünmesine yol açacak politikalar üretmesi beklenemez. Bu eşyanın doğasına aykırı olur.

 

Yukarıdaki değerlendirmelere kuşkusuz Türkiye’nin son dönemlerde karşılaştığı kıyılaşma ya da kıyı kesiminde nüfusun yığılması süreci de eklenmelidir.

 

Gerçekten de özellikle son yıllarda başta Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarında   çok önemli nüfus birikimleri olmuştur. Kıyılaşma süreci ile siyasal davranış ve tercihler arasında da belirgin örtüşmeler bulunmaktadır. Bunlarla ilgili analiz ve çıkarsamalar bir başka yazının konusu olacaktır.

 

(Yazarın Özel Notu: Bu yurtseverlik.com sitesindeki ilk yazım, büyük bir heyecanla, istekle ve aşağıda açıklayacağım gibi biraz da endişe ile kaleme aldım. Aslında bu heyecan, yurtseverlik.com’a ve Ortak Akıl Platformuna olan saygımdan kaynaklandı. Yoksa, çevremde “yazı gevezesi” olarak bilinirim. Otuz yılı aşkındır; yılda ortalama 4.000 sayfa rapor ya da benzeri doküman üreten bir kuruluşun başındayım. Kısaca yazmaya, yazılanları gözden geçirmeye alışkınım. Bu ilk yazım bir talihsizlikle başladı. Serde plancılık olunca, yazımı harita kullanarak, bazı mekansal analizleri bunlar üzerinde yaparak, daha renkli biçimde hazırladım. Ancak, tüm çabalara karşın yurtsever.com‘da bunları yayınlamak teknik olarak mümkün olmadı. Haritaları çıkarttım. O nedenle grafik diliyle anlatmaya çalıştıklarımı yazıyla tanımladım; bu defa da yazı anlaşılması zor, neredeyse tatsız tuzsuz bir hale geldi. Yine de bu çabanın boşa gitmemesi düşüncesiyle bu ilk denemeyi sizlere sunuyorum.)

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :