SAFFET ATİK YAZDI- TÜRKİYE KIYILAŞMA SÜRECİNİN SİSTEMATİK VE TOPLUMUN SİYASAL TERCİHLERİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SAFFET ATİK YAZDI- TÜRKİYE KIYILAŞMA SÜRECİNİN SİSTEMATİK VE TOPLUMUN SİYASAL TERCİHLERİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

27.01.2020 - 13:08

SAFFET ATİK YAZDI- TÜRKİYE KIYILAŞMA SÜRECİNİN SİSTEMATİK VE TOPLUMUN SİYASAL TERCİHLERİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

 

 

Bir önceki yazımı son yıllarda Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarında çok önemli nüfus birikimleri olduğunu, “Kıyılaşma” olarak adlandırılabilecek bu sürecin, mekânsal ve demografik yönler kadar, toplumsal davranış ve tercihler açısından da irdelenmesi gerektiğini belirterek bitirmiştim.

 

2000-2018 yılları arasındaki dönemde; Türkiye ve il merkezi kıyıda yer alan illerin nüfus artış hızlarının karşılaştırması, kıyı kesiminde nüfusun daha fazla arttığını ortaya koymaktadır Aslında, kıyılaşma analizini, kıyısı olan tüm yerleşmeleri kapsayacak biçimde, ancak farklı yönetsel statüleri de gözeterek yapmak doğru olacaktır. Ancak, buna zaman ve yer darlığı olanak vermiyor, ama eminim benzer çalışmalar zaten akademiada yapılıyordur. Bu yazının mesajını verebilmek için aşağıdaki genel inceleme ve karşılaştırmalar da yeterli olacaktır.

 

Türkiye 2000 yılından 2018 yılına kadar dek nüfusunu 17 274 381 kişi artırarak 2018 de  82 003 882 kişiye ulaşmıştır. Ülke nüfusu yılda yaklaşık 1 milyon kişi artmaktadır. Son 18 yıllık dönemde yıllık ortalama nüfus artış hızı 0,013 dür. Bu değer, Türkiye’nin geçmiş dönemlerde elde ettiği nüfus artış hızından daha düşüktür. Aynı dönemde Kıyı illerinin nüfusu ise 10.155.488 kişi artışla 2018 yılında 42 022 093 kişi olmuştur, yıllık ortalama nüfus artış hızı ise 0,0155 değeri ile Türkiye ortalamasından daha yüksektir.

 

Bölgeler 2000 Yılı Nüfusu 2018 Yılı Nüfusu Fark 2000-2018 Dönemi Ortalama Yıllık Nüfus Artış Hızı
Karadeniz Bölgesi Kıyı İlleri (*)

(Sakarya, Zonguldak, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize)

4.161.012 4.537.502 376.490 0,0048
Marmara Bölgesi Kıyı İlleri (*)

(İstanbul, Kocaeli, Yalova, Bursa, Balıkesir, Tekirdağ)

15.142.199 21.260.797 6.118.598 0,0190
Ege Bölgesi Kıyı İlleri (*)

(Çanakkale, İzmir, Aydın, Muğla)

6.483.948 8.152.989 1.669.041 0,0128
Akdeniz Bölgesi

Kıyı İlleri (*)

(Antalya, Mersin, Adana, Hatay)

6.079.446 8.070.805 1.991.359

 

0,0159
Türkiye Kıyı İlleri 31 866 605 42 022 093 10.155.488 0,0155
Türkiye 64 729 501 82 003 882 17.274.381 0,0132

(*) İl Merkezleri Kıyıda Olan İller ve Büyükşehir Belediyesine Sahip Olan İller

 

Bölgeler itibarıyla kıyı illerindeki nüfus artış hızları önemli farklılıklar göstermektedir.

 

En fazla nüfus artış hızı Marmara Bölgesi kıyı illerinde elde edilmiştir. Ortalama hız 0,0188’dir.

Bunu yıllık ortalama 0,0159 değeri ile Akdeniz ve 0,0128 değeri ile Ege Bölgesi illeri takip etmektedir. Karadeniz Bölgesi ise, yıllık ortalama 0,0048 nüfus artış hızı ile en düşük ve diğerleri ile karşılaştırılamayacak bir değere sahiptir. Bu çerçevede Kıyıdaki illerden sadece Zonguldak 2000-2018 döneminde nüfus kaybetmiştir. Özetle kıyılaşma sürecinin en fazla Marmara Bölgesi illerinde, en az ise Karadeniz illerinde görüldüğü söylenebilmektedir. Bununla birlikte; Doğu Karadeniz illerinde nüfusun; yerleşme geleneğinin bir sonucu olarak, kıyı kesiminde yoğunlaştığını not etmekte fayda bulunmaktadır. Ancak, buralarda nüfus artış hızı diğerleri ile karşılaştırılamayacak kadar düşük düzeydedir.

 

Kıyılaşma sürecinin arkasındaki nedenler de farklılaşmaktadır. Bu satırların sahibinin 2013 yılında yaptığı “Türkiye Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Strateji ve Eylem Planı” adlı bir planlama çalışmasında denizlerimize göre kıyılaşma sürecinin durumu, nedenleri, farklılaşması ve geleceği incelenmiştir.

 

Türkiyenin en gelişmiş ve sanayileşmiş yöresi olan Marmara Bölgesinin kıyıları; güneyde Zeytinbağı (Trilye) – Karacabey, Erdek-Çanakkale Boğazı ve Gelibolu-Kumbağ arasındaki bazı kesimler hariç tamamen yapılanmış, kıyılar doğal yapısını kaybetmiştir. Marmara; Kuzeyi, Doğusu, kısmen Güneyi ve Batısı ile yaklaşık 21 milyon kişi nüfusu olan bir Kentsel Bölge niteliği kazanmıştır. Bir metropolde bulunan tüm çeşitlenmiş arazi kullanım deseni ve sektörel çeşitlenmeye sahiptir.

 

Ülkenin gelişmiş illerinin yer aldığı Ege Bölgesi, Marmara ile birlikte ekonominin ve sanayinin erken dönemlerde geliştiği yerler arasındadır. Bölgenin kıyılarında hem metropoller (İzmir) ve orta boy kıyı kentleri (Edremit, Ayvalık, Kuşadası, Didim, Bodrum ve benzerleri) hem de yazlık konutlar ve turizm karma kullanımları (Edremit Körfezi, Aydın Kuşadası, Didim ve Muğla İli Kıyıları) birlikte yer almaktadır. Egede kıyı uzunluğu olarak baskın kullanımlar, kentsel alanların dışında yazlık konut alanları ve turizmdir.

 

Tarım ve sanayi sektörlerinin birlikte geliştiği Akdeniz Bölgesi, buna bağlı olarak Marmara Bölgesinden sonra ikinci büyük demografik büyüme hızına sahiptir. Akdeniz kıyıları karma kullanımlara çok iyi bir örnektir. Metropoller (Adana, Mersin, Antalya), Turizm Kıyı Kullanımları (Antalya), yazlıklar ve ikinci konutlar (Mersin Batısı, Adana Karataş, kısmen Hatay Kuzeyi, Sanayi Alanları ve Tank Çiftlikleri (Adana Yumurtalık ve Hatay İskenderun) ve Limanlar (Mersin ve İskenderun) Akdeniz Kıyılarının belirleyici özellikleridir. Bölge canlı bir ekonomiye sahiptir.

 

Karadeniz’in Batısı; gerilemeye yüz tutmuş ekonominin, büyük ölçüde önemini yitiren madencilik ve kısmen sanayinin tipik özelliklerini yansıtmaktadır. Orta ve Doğu Karadeniz ise iki büyük ovanın dışında engebeli ve tarla tarımına elverişli olmayan arazileri, fındık ve çay bahçeleri ile kaplı dar kıyı alanı ve üzerindeki yerleşmeler ile betimlenebilmektedir. Geleneksel yerleşme dokusu ve tek yapı ölçeğinde mimari tarz maalesef neredeyse tamamıyla yitilmiştir. Fındık ve çay tarımına bağlı olarak az ürünlü tarımsal ekonomik yapının tipik özelliklerini yansıtan bu kesim, Türkiye’nin en az nüfus artışına sahip bölgeleri arasındadır. Doğu Karadeniz geleneksel olarak verdiği net göçlerle bilinmektedir. Karadeniz sahil yolu ve süreklilik gösteren yerleşme desenine bağlı olarak Ordu-Gürcistan Sınırı arasında kalan kıyı doğal niteliğini neredeyse tamamıyla yitirmiştir.

 

Bu çok genel hatları ile anlatılan gelişmişlik düzeyi ve mekânsal desen siyasal yapıya nasıl yansımıştır? Her şeyden önce, gelişen ve nüfus alan kentlerde sol görüşün belli bir ağırlığının bulunduğuna değinilmelidir. Bu durum aşağıdaki tablodan net olarak anlaşılmaktadır.

 

 

Marmara Kıyıları Ege Kıyıları Akdeniz Kıyıları Karadeniz Kıyıları
İstanbul BŞB CHP Çanakkale CHP Antalya BŞB CHP Sakarya BŞB AKP
Kocaeli BŞB AKP İzmir BŞB CHP Mersin BŞB CHP Zonguldak AKP
Yalova CHP Aydın BŞB CHP Adana BŞB CHP Sinop CHP
Bursa BŞB AKP Muğla BŞB CHP Hatay BŞB CHP Samsun BŞB AKP
Balıkesir BŞB AKP Ordu BŞB AKP
Tekirdağ BŞB CHP Giresun AKP
Trabzon BŞB AKP
Rize AKP
CHP li Belediye Adedi 3 CHP li Belediye Adedi 4 CHP li Belediye Adedi 4 CHP li Belediye Adedi 1
CHP li Belediye Oranı 50,0%

 

CHP li Belediye Oranı 100,0%

 

CHP li Belediye Oranı 100,0%

 

CHP li Belediye Oranı 12,5%

 

 

Türkiye kıyılarında yer alan büyükşehir belediyeleri ve kıyıda bulunan il merkezleri toplam 22 adettir. Bunların yarıdan fazlasının, 12 sinin belediye başkanlıklarını CHP kazanmıştır. (54,5%) Ancak bu oran farklı bölgelere göre önemli ölçüde değişmektedir. Nüfus ve seçmen sayısı olarak değerlendirildiğinde; oranlar büyük ölçüde CHP lehine değişmektedir. Ancak, bu yazı kapsamında analizler, basit ve kolay anlaşılabilir tutulmuştur.

 

Marmara kıyılarında yer alan büyükşehir belediyeleri ve kıyıda bulunan il merkezleri itibarıyla CHP ve AKP nin % 50 oranıyla eşit sayıda belediyesi bulunmaktadır

 

Ege ve Akdeniz’de ise CHP nin kazandığı belediyelerin Bölge toplamına oranı % 100’dür.

 

En ilginç dağılım oranına ise Karadeniz kıyılarında rastlanmaktadır. 8 adet belediyeden 7’sini AKP kazanmıştır. Bir zamanlar CHP nin kalesi olarak tanınan Batı ve Doğu Karadeniz kıyılarında, Sinop dışında, CHP li yerel yönetim kalmamıştır. AKP nin oranı %87,5’dir.

 

Kısaca, büyük metropollerde sol görüş ağırlık kazanmaktadır. Kıyılarda yer alan veya idari sınırları kıyıyı da kapsayan olan 16 BŞB nin 9’u CHP’dedir. (%56,2) Bunlardaki oy oranları AKP nin kazandığı 7 BŞB ndeki seçmenden çok daha fazladır. AKP nin kazandığı kıyı kesiminde BŞB lerinin 4’ü Karadeniz’de, 3’ü Marmara’dadır. Ege ve Akdeniz’de AKP li BŞB yoktur.

 

Marmara Bölgesi ülkenin her yanından göç almaktadır. Sanayinin geliştiği Bursa ve Kocaeli işgücünün ve nüfusun yöneldiği yerlerdir. Bu durum bir ölçüde Tekirdağ için de söz konusudur.

 

Türkiye’de son yıllarda uygulanan politikalardan bunalan ve endişe eden bazı kesimler Kuzey ve Güney Ege’ye ve Batı Akdeniz’e göç etmektedir. Bu göçün sosyolojik değerlendirmesi kesinlikle yapılmalıdır. Kısıtlı bilgi ve gözlemlere dayanarak yine de aşağıdakiler söylenebilmektedir. Sözü edilen coğrafi bölgelerin kıyı kesimine genelde emekli olmuş ve görece yaşlı nüfus ile iş kurmak amacında olan genç nüfus gitmektedir. Buralarda eğitim ve entelektüel düzey yüksektir. İzmir ve yakın çevresi ekonomik olarak faal nüfusu da çekmektedir ve en fazla göçü İstanbul’dan almaktadır. İzmir belli bir dünya görüşünde olan demokratlar için bir sığınma yada kaçış noktası gibidir denilebilir.

 

Akdeniz Bölgesi daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Batı Akdeniz, bir ölçüde Muğla’yı andırmaktadır. Ancak, turizm ve tarıma bağlı olarak iş olanakları daha fazladır. Doğu Akdeniz’de de, imalat sanayi, ulaştırma ve tarım sektörlerine bağlı istihdam kapasitesi yüksektir. Öte yandan, Güneydoğu Anadolu’ya yakınlık da nüfus artışına neden olan bir diğer etmen olmuştur. Güvenlik endişesi ile gelenler fazladır.

 

Karadeniz görece ekonomik geri düşmenin tipik özelliklerini yansıtmaktadır. Özellikle Doğu Karadeniz, bir dönem devlet eliyle ekonomi yaratmanın tipik örneğidir. Uzun yıllar Tekel ve Çaykur gibi kurumlar ve bir ölçüde Fiskobirlik gibi devlet güdümlü kooperatifler; tütün, çay ve fındık üretimini zararı pahasına desteklemişler, taban fiyat uygulamaları ile bu yöreye kaynak aktarmışlardır. Ancak, liberal ekonomiye geçiş ve özelleştirmelerle bu destekler azalmıştır. Özellikle tütün ve çayda bu durum net biçimde gözlenir olmuş, tütün neredeyse ürün deseninden kalkmıştır. Bu durumun ekonomik yapıya etkisi kolay izlenir olmuştur. Eskiden sosyal demokrat görüşün ağır bastığı Karadeniz kıyısında; sanayinin ve madenciliğin ve buna bağlı olarak örgütlü işçi hareketliliğinin önemini kaybettiği, tarım sektöründe tütün başta olmak üzere önemli gelir kayıpları yaşandığı gözlenmektedir. Bu kesimde sosyal demokrat heyecan da yitirilmiştir.

 

Buna karşılık, sol görüşün kuvvetlendiği yerler toplumsal çelişkilerin daha belirginleştiği metropoller ile donanımlı, eğitimli ve entelektüel ama görece yaşlı kesimin yoğunlaştığı batı ve güneydeki kıyı kesimleridir. Buralar yaşam ve mekan kalitesinin görece arttığı, hoşgörünün net olarak hissedildiği kıyı yerleşmeleridir.

 

Daha önce de yazdığım gibi, bu satırların sahibi aktif politikacı değildir. Sadece bir yurttaş alarak gördüğü eksiklikleri ve yapılmasını istediklerini genel hatları ile sıralamaktadır.   Görüşlerinin bu bağlamda değerlendirilmesini dilemektedir.

 

Sol görüşün kazandığı kesimlerde başarının iyi yönetilmesi için ulusal politikaların üretilmesi gerekmektedir. Başarının sürdürülebilir kılınması temel amaç olmalıdır. Ekonomik ve toplumsal gelişmeye ilişkin program öngörüleri Türkiye ölçeğinde üretilmeli ve kucaklayıcı olmalıdır.

 

Ancak, bir diğer yapılması gereken; politikaların yerel koşullara göre farklılaştırılması ve yerelleştirilmesidir. Çelişkilerin gün yüzüne çıktığı, sosyal sorun ve çaresizliklerin belirgin olduğu yerlerdeki strateji ve öncelikler, gelirin, yaşam ve mekan kalitesinin görece yüksek olduğu kesimler için öngörülenlerden kuşkusuz farklı olacaktır.

 

Ekonomik sektörler için sol söylemler; öncelikle yoksulluğu azalmak, istihdam ve geliri artırmak ve bunun hakça ve dengeli dağılımını sağlamak üzere üretilmeli ve sol görüşün geleneksel felsefesini yansıtmalıdır.

 

Sosyal devlet anlayışı gereği; eğitim, sağlık, kültür ve sportif faaliyetlerde ve benzeri hizmet sunumlarında nasıl bir fırsat ve hizmetlere erişim kolaylığı ve eşitliği sağlanacağı net olarak açıklanmalıdır. Bu bağlamda; insanca yaşamın asgari standartları, insani gelişmişlik donanımlarının Türk toplumuna nasıl kazandırılacağı ifade edilmelidir. Ayrıca, yurttaşlara evrensel değerler nasıl kazandırılacaktır? Katılım, çevre değerleri ve çevre koruma konularındaki sol söylem nedir? Bunlar da kamuoyuna manifestolarla net biçimde duyurulmalıdır.

 

Ekonomik olarak görece daha gelişmiş yörelerde  başta Marmara ve Ege kıyı illeri olmak üzere;  yerel politik söylemler baskın olarak; yaşam, mekan ve çevre kalitesini yükseltmek bağlamında geliştirilmelidir. Kültürel değerler de ön plana çıkarılmalıdır.

 

Gelişmişlik düzeyi görece düşük, dezavantajlı kesimlerde ise; ekonomiyi canlandırmak, istihdamı ve kaynak kullanımını artırmak, akılcı göç politikaları ile insan kaynaklarını yerinde tutmak ve geliştirmek ve benzer diğerleri ana yerel politik söylemi oluşturmalıdır. Bunların özellikle Karadeniz kıyı illeri için geçerli olduğu açıktır.

 

Özetle genel politikalar; coğrafi ve mekansal özeliklere ve gelişmişlik düzeyine göre farklılaştırılmalıdır. Elde bunları ayrıntıya indirecek kadar veri ve gösterge bulunmaktadır. Kurumsal politik adresler umarım bunları ayrıntıda değerlendirirler,  kamuoyuna mal ederler ve kamuoyu desteği ararlar.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :