18 Mayıs 2021 - Hoş geldiniz

SAMİ DOĞAN YAZDI- 1968’LERDEN SİYAH BEYAZ ANILAR

Ana Sayfa » GÜNCEL » SAMİ DOĞAN YAZDI- 1968’LERDEN SİYAH BEYAZ ANILAR

Eklenme : 11.04.2021 - 7:22

SAMİ DOĞAN YAZDI- 1968’LERDEN SİYAH BEYAZ ANILAR

 

Sosyal Demokrasiye ve Tarıma Adanmış Bir Ömür- 3.Bölüm

1968 yılı Ekim ayı…Üniversiteler açıldı. Ben de yeni öğrenimime başlamak üzere Ziraat Fakültesi’ne gittim. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Esenboğa Havaalanına giden yol üzerinde bulunan Dışkapı semtindeydi. Çok geniş bir alan üzerine kurulu olan fakülte, tarihi mimarisi ile göz dolduruyordu. Kampüs; tarihi binalarının yansıra çok geniş bir yeşil alana sahipti. Fakülteden içeri girdiğiniz anda başka bir dünyanın kapıları aralanıyordu adeta. Bundan sonra hayatımın 5 yılını geçireceğim okulumu ve çevresini sevmiştim. İnsanın içini ferahlatıyordu. Açılış dersi Makina Amfisi denilen derslikte yapıldı. Açılış dersi tıpkı geçen sene Hukuk Fakültesi’nde olduğu gibi kalabalıktı. Yaklaşık 200 öğrenci Türkiye’nin farklı illerinden gelmiş ve Ziraat Fakültesi birinci sınıfta buluşmuştuk.

Sınıfla ilgili ilk gözlemim Ankara dışından çok öğrenci vardı. Bir de hukuk fakültesine göre kız öğrenci çok azdı. Tahminen iki yüz öğrencinin yirmi ila yirmi beşi kız öğrenciydi. Ziraat Mühendisliği mesleğinin çoğunlukla arazide çalışmayı gerektirmesi kız öğrencilerin tercihini etkilemişti anlaşılan.

Okul yönetmeliğine göre bu iki yüz öğrenci, üç buçuk yıl birlikte okuyacak son bir buçuk yıl bölümlere ayrılacak ve herkes tercih ettiği bölümden mezun olarak diplomasını alacaktı. Ayrıca son yıl yapacağımız tez çalışmalarıyla da fakülteden ziraat yüksek mühendisi olarak mezun olacaktık. Kulağa hoş geliyordu.

Bir anda bu kampüse ikinci sınıfta gelebileceğimizi öğrendik. Birinci sınıf, mühendisliğe girişin temel bilgileri olan fizik, kimya, matematik, biyoloji gibi dersleri okuduğumuz Fen Fakültesiydi.

Hukuk Fakültesinde olduğu gibi bu sınıfta da tartışmalar, sohbetler, arkadaşlıklar kuruldu zaman içinde. Gerçi ben Sosyal Demokrasi Derneği nedeniyle bir üst sınıftaki Ziraat Fakültesi öğrencilerini tanıyordum ama ayrı yerde ders aldığımız için görüşme olanağı olmuyordu.

1968 girişli ve 1973 yılı mezunu olduğumuz sınıf arkadaşlarımızla Cumhuriyet ve Atatürk’e bağlılığımız ve saygımızdan dolayı her yıl 29 Ekim’de sınıf toplantımızı yapıyoruz. Yıllar öncesinin gençleri bu buluşmalarda yıllar önceki öğrencilik yıllarına dönerek çok güzel birkaç gün geçiriyoruz birlikte. Ben de çok büyük aksilik olmazsa bu toplantılara katılmaya çalışıyorum.

1968 Türkiye’si siyasi çalkantıların en yoğun yaşandığı bir Türkiye idi. O yılların Başbakanı Süleyman Demirel ve İnönü arasında sert tartışmalar yaşanıyor, öğrenciler arasında kutuplaşmalar artıyor, işçiler grev yapıyor sonuç olarak ülkede her kafadan bir ses çıkıyordu.

Bu koşullarda derslere devam ederken Ziraat Fakültesi Sosyal Demokrasi Derneği’ne üye olup siyasi çalışmalara bu çatı altında devam etmeye karar verdim. Ancak yaptığımız çeşitli sohbetler sonucu siyasi tabloyu gençlik içindeki siyasi örgütlenmeleri, parlamentodaki siyasi partileri, daha yakından takip etmem bu arada kitap okumam gerektiğine de karar verdim. Hem okuluma düzgün devam edecek hem de ülkenin sorunlarıyla da ilgilenecektim. Bir seferinde babam topluma yararlı birisi olabilmem için önce okulumu bitirmem gerektiğini eğer bunu başaramazsam kimsenin benim söylemlerimi dinlemeyeceğini söylemişti. Gerçekten o yıllardaki gençlik hareketlerinin başarıya ulaşamamasının temel nedeni halkı inandıracak söylem ve eylemlerden uzak olmasıydı yani halkı arkasına alamamasıydı.

Ancak CHP içinde Bülent Ecevit’in söylemleri giderek güçleniyor ve gençlik arasında da ilgiyle izleniyordu.

Bir gün Ecevit’in Sosyal Demokrasi Derneği Genel Merkezine geleceği, toplantıya katılanlara ortanın solu ve sosyal demokrasi hakkında konferans vereceği haberi geldi. Bunu fakültede duyurduk. Bir cumartesi günü saat 14.00’de kafasında fötr şapka ile temiz giyimli birisi federasyona geldi ve Bülent Ecevit olduğunu söyledi. İlk görüşümdü Ecevit’i. Kibar, asil ve kararlı görünen birisiydi. Konferans başlayınca hem iyi bir hatip hem de kendisine güvenen birisi olduğu hemen fark ediliyordu. ‘Kendisine güvenen birisi’ tanımında tahminimiz doğru muydu? Gelecekte bunu test etme şansım olacaktı.

1969 yılı ilk baharında okulda öğrenci cemiyeti seçimlerinin yapılacağı ve Sosyal Demokrasi Derneği olarak bu seçime bir başkan adayı ile katılacağımız duyuruldu. İlk kez, Ziraat Fakültesi’nde öğrenciler arası bir seçimin, demokrasi yarışının nasıl olacağını görecektim. Ayrıca sonucunu merak ediyordum.

Biz beş yıllık öğretimin ikinci yıl öğrencileriydik. Daha önce fakülte dört yıllıkmış. Dolayısıyla başkan adayımız dördüncü sınıftan Cemal Taluğ’du. Sosyal demokrat grup olarak bu ismin aday gösterilmesi kararı alınmıştı. DEV-GENÇ’in adayı da yine son sınıftan Atilla Sarp’tı.

Cemal Taluğ yıllar sonra akademik kariyer yapacak, Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı, Ziraat Fakültesi Dekanı ve Ankara Üniversitesi Rektörü olacaktı.

Daha sonra DEV-GENÇ Genel Başkanı Atilla Sarp oldu.

Adaylar sınıfları dolaşıyor, ders aralarında projelerini anlatıyor, oy istiyordu. Cemal Taluğ bizim adayımız iyi bir hatip, uzun boylu sarışın yakışıklı birisiydi.

Atilla Sarp ise kısa boylu esmer hırçın görünüşlü birisiydi. Tabi seçimde sadece başkan seçilmiyordu. Onunla birlikte yönetim kurulu da seçiliyordu. Birinci sınıfları temsilen Cemal Taluğ’un listesine beni aldıklarını söylediler. Yani sosyal demokrat listeden bende seçime giriyordum.

Bu durum beni ayrıca çok heyecanlandırmıştı. Eğlenceli, tartışmalı bazen de kavgalı bir kampanyanın arkasından bizim listemiz seçimi kazanmış ve öğrenci cemiyetini biz yönetmeye başlamıştık. Bu arada dersler devam ediyor, vizeler yapılıyor, uygulanan yöntemde sınıfta kalma olmadığı için her şey yolunda gidiyordu.

Her yılın 10 Ocak günü tarımsal öğrenimin yıldönümü olarak kutlanır. O yıllarda dekanlık 10 Ocak günü tören düzenler. Tarım Bakanı ilgili bürokratlar, dekan ve öğretim üyeleri ve öğrenciler bu törene katılır ve konuşmalar yaparlardı. O yıllarda Türkiye 1960 anayasasının getirdiği demokratik haklarda daha özgürdü ve bu toplantılarda öğrenciler adına cemiyet başkanı konuşma yapabiliyordu.

Bu satırların yazıldığı tarih 29 Nisan 2020 ve ülkede ciddi bir salgın hastalık var. Bu sorun için kurulan bilim kurulunda Türkiye Tabibler Birliği siyasi nedenlerle yok. Hâlbuki 50 yıl önce öğrenci cemiyeti başkanı, tarımsal öğretimin yıldönümünde konuşma yapabiliyordu.

10 Ocak 1970’de bu törende cemiyet başkanı Cemal Taluğ çok güzel bir konuşma yaptı. Hem tarımın sorunlarını hem de tarımsal öğretimin sorunlarını çok güzel dile getirdi. Ayrıca ziraat mühendisliği mesleğinin içinde bulunduğu sorunlara da değindi.

Son olarak kürsüye çıkan Tarım Bakanı cemiyet başkanının konuşmasına a’dan z’ye katıldığını ilave bir şey söylemeyeceğini ifade etti. Cemal Taluğ’a teşekkür ederek kürsüden indi.

Tabi cemiyet yönetimi çok mutluydu. Ben de böyle bir yönetimin içinde olduğum için hem mutluydum hem de gururluydum.

Hiç unutmuyorum akşam eve gittiğimde bu olanları anneme ve babama gururla anlatmıştım. Annem ve babam aynı anda bana dönerek aman oğlum kendine dikkat et okulunu iyi oku demişlerdi.

Başka tür tepkiler beklerken uyarılması insanın hoşuna gitmiyor. Ama şunu da öğrenecektim ki baba olduktan sonra bende çocuklarım için aynı tepkiyi veriyor, aman başlarına bir şey gelmesin diye tedirgin oluyordum. Bunu anlamam için baba olmayı beklemem gerekiyormuş.

O dönem Ziraat Fakültesinde üçüncü sınıfın yazında resmi staj yapılıyordu. Bundan bir sene önce başlayanlar 1970 yazından staja gideceklerdi. Biz ise 1971 yazında. Ben o yaz herhangi bir Devlet Üretme Çiftliği’nde işçi olarak çalışma yapmayı düşünüyordum. Nasıl giderim diye araştırma yaparken öğrenci işlerinde bir görevli, dekan yardımcılarından birisiyle görüşürsem bu sorunu çözebileceğimi söylüyordu.

Bende ilgili dekan yardımcısı ile görüşerek Muğla Dalaman Devlet Üretme Çiftliği’ne gitmek üzere dekanlıktan bir yazı aldım ve çıkışta, koridorda sınıf arkadaşım olan bir kıza rastladım. Burada ismini yazmak istemiyorum. Çünkü mezun olduktan sonra Bolu’da geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Ona Allah’tan rahmet diliyorum.

Hoş sohbetten sonra yazın Dalaman’a işçi olarak gideceğimi belli bir süre çalıştıktan sonra Marmaris ve Bodrum’da tatil yapmayı düşündüğümü söyledim. “Belki ben de gelirim beraber tatil yaparız” demesine hem şaşırdım hem de geleceğine ihtimal vermiyordum. Babasının önemli birisi olduğu, Alparslan Türkeş’e danışmanlık yaptığı, kızın da okçuluk sporunda eski Türkiye şampiyonu olduğu söyleniyordu. Böyle bir kişinin benim arkamdan Dalaman’a gelmesi ve benimle tatil yapması aklıma gelecek en son şeydi.

Bana ne zaman gideceğimi sordu. 1 Temmuz’da Dalaman’da olacağımı söyledim ve ayrıldık. Ben 1 Temmuz’da Dalaman’a gittim birde ne göreyim, sınıf arkadaşım benden iki gün önce gelmiş ve çalışmaya başlamış bile. Çok şaşırdım ve sevindim. Sonra beni bir önceki sınıftan staj yapan arkadaşların kaldığı yatakhaneye gönderdiler.

İkişerli odalarda kalınıyordu. Hepsi stajyer çoğu da Sosyal Demokrasi Derneği’den tanıdığım, halen daha görüştüğüm arkadaşlarımdı.

Yatakhanede benim dolabımın üzerine ‘Irgat Sami‘ yazmışlardı. Çünkü onlar stajyer ben işçiydim. Her yıl 24 Temmuz işçi bayramı olarak kutlanır. Ben de Dalaman’a gidince çiftlikte çalışan işçilerle ilişki kurdum çünkü ben de işçiydim. Dalaman merkezde Tarım-İş Sendikası’na gidip gelmeye başladım. Sendika yöneticileri 24 Temmuz’da düzenleyecekleri toplantıda benim bir konuşma yapmamı istediler. Ben de iyi bir hazırlık yaparak o gün bir konuşma yapmak üzere törene gittim.  Başıma geleceklerden habersiz, çok alkış aldığım güzel bir konuşma yaptım.

Çiftliğe döndükten sonra müdürün acil beni çağırttırdığını haber verdiler. Hemen gittim tabi müdür neden sendikada konuşma yaptığımı şikâyet edildiğimi komünizm propagandası yapmaktan savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu söyleyerek burada çalışmaya devam edemeyeceğimi sabah çiftliği terk etmemi söyledi. Hemen muhasebeciyi çağırdı hesabımın kesilmesini söyledi. Gerekli işlemler yapıldı ve çalıştığım günlerin karşılığı ödeme yapıldı. O güne kadar hiç o kadar param olmamıştı. Müdüre yaptığım şeyin yanlış olmadığını bunu anlayacağını ifade ettim. O günkü gençliğin ve cesaretin verdiği güçle hiç taviz vermeden odadan çıktım. Staj yapan arkadaşların hepsi bu duruma çok üzüldüler. Ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Tabi sınıf arkadaşım kızda bunları duymuştu ve ertesi sabah çiftlikten ayrılacağımı.

Ertesi sabah çiftliğin önündeki durağa yürüdüğümde sınıf arkadaşımın benden önce orada olduğunu gördüm. “Hayırdır” diye sorduğumda onunda çiftlikle ilişkisini kestiğini benimle birlikte gelmek istediğini söyleyince hem şaşırdım hem sevindim.

26 Temmuz’dan 10 Eylül’e kadar Marmaris Bodrum ve İzmir’de birlikte uzun bir tatil yapmış ve Ankara’ya dönmüştük. Böyle bir tatil benim için ilkti farklı ve güzel bir tatildi. Ekim’de üçüncü sınıf başlayacaktı.

Türkiye giderek daha çok karışıyor CHP içinde 18 Ekim 1966 da Genel Sekreter seçilen Bülent Ecevit’in gücü giderek yükseliyor. Avrupa’da gençliğin çok belirgin bir şekilde etkinliğini artması Türkiye’ye de yansıyor, gençlik her geçen gün daha fazla politize oluyor ve örgütleniyordu.

Sosyal Demokrasi Derneği’nde yapılan seçimde yönetime girmiş Nafiz Bostancı’nın başkanlığında oluşan yönetimde Genel Sekreter Yardımcısı olmuştum. Artık sadece Ankara’da değil Türkiye genelinde yapılan çalışmalarda da yer alacaktım. Federasyon ile CHP Genel Sekreteri arasında çok sıcak ilişkiler daha da gelişiyor, Bülent Ecevit bu gençliğin CHP’ye üye olmasını istiyordu. Benim de içinde bulunduğum yönetimin aldığı kararlardan biri herkes yaşadığı yerin ilçe örgütlerine müracaat ederek CHP’ye üye olmasıydı. Bu karar yazılı olarak tebliğ edilince, ben de bulunduğum İlçe olan Altındağ CHP İlçe örgütüne giderek üye oldum. Artık sadece Sosyal Demokrasi Derneği üyesi değil, CHP’liydim de…

1971 Şubat’ına gelindiğinde Türkiye iyice karışmış, Demirel Hükümeti ülkeyi yönetemez hale gelmişti. Fısıltı gazetesi sürekli ordunun yönetime el koyacağı ve muhtıra vereceğini konuşuyordu. Gerçekten 12 Mart 1971 günü bir muhtıra verilmiş ve Demirel’den başkanlığı bırakması istenmişti. Milli mutabakat hükümeti kurulması talep edilmişti.

 

Sosyal Demokrasiye ve Tarıma Adanmış Bir Ömür- 3.Bölüm’den- Devam edecek

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları