SARI YELEKLİLER VE DEMOKRASİNİN GÜCÜ. BU ANALİZ YALNIZCA YURTSEVERLİK.COM’DA. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FRANSA’DA ZOR OYUNU BOZAR KURALI MI İŞLEDİ? MACRON NİÇİN DİYALOG YOLUNU SEÇTİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » SARI YELEKLİLER VE DEMOKRASİNİN GÜCÜ. BU ANALİZ YALNIZCA YURTSEVERLİK.COM’DA. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FRANSA’DA ZOR OYUNU BOZAR KURALI MI İŞLEDİ? MACRON NİÇİN DİYALOG YOLUNU SEÇTİ?

11.12.2018 - 20:54

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SARI YELEKLİLER VE DEMOKRASİNİN GÜCÜ. BU ANALİZ YALNIZCA YURTSEVERLİK.COM’DA. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FRANSA’DA ZOR OYUNU BOZAR KURALI MI İŞLEDİ? MACRON NİÇİN DİYALOG YOLUNU SEÇTİ?

Sarı Yelekliler Hareketinin başladığı üç hafta öncesinden bu yana, önce Başbakan Philippe’yi ve bakanlarını sahneye sürüp, onların ılımlı yaklaşımlarının yansımasını bekleyerek sessizliğini koruyan Cumhurbaşkanı Macron, nihayet dün gece kameraların karşısına geçerek halkına seslendi.

İzledim!

Kimseye bağırıp, çağırmadı; “Eyy!” nidasını kullanmadı, ne “dış”, ne de “iç” faiz lobisi, bilmem ne mihrakları vb şeyler söyleyerek kimseyi tehdit edip “ayar” vermeye yeltenmedi.

Bana göre siyasette yeni olmasına karşın, batı kültüründen kaynaklanan akıl  ve üslubuyla, gayet hesaplı bir tarzda, derdini halkına bütün açıklığıyla, içtenlikle anlatıp, paylaşmak zorunda kaldı.

Kanımca esas soru şu: Üç hafta bekledikten sonra acaba neden böyle ılımlı, sakin bir tarza ihtiyaç duydu? 

Doğrudan “özür” beyanının yer almamasına karşın, kanımca formel özürün bir “tık” altındaki ‘sorumluluk kabulü beyanı dikkat çekiciydi.

Gelin o zaman Macron’un ne söylediklerine ana hatlarıyla birlikte bakıp anlamaya çalışalım.

Konuşmasının başında, göstericiler arasına sızan oportünistleri eleştiren ve bunlara karşı kamu gücünü kullanmakta tereddüt etmeyeceklerine dair görüşlerine yer verdikten sonra, daha önce Başbakanı’nın “halkı duyduk, mesajı aldık” şeklindeki söyleminin de ötesine geçerek, bana göre tam bir ‘özeleştiri’ yapmakla kalmadı, kendisiyle halkının önünde yüzleşmek zorunda kaldı.

Neler mi söyledi?

Bazı yurttaşlarının mutlu olmadıkları için haklı olarak öfkelendiğini, çünkü insanların sabah erkenden işe gidip, geç dönerek çok çalıştığını, yalnız yaşayan anneler ve çocukları, emekliler vb korunmasızların yaşamlarının çok zor olduğunu, aslında bütün ülkede yaşam standardının son kırk yıldır giderek kötüleşmesinden ötürü, bu insanların unutulduklarını düşünmelerini anlayışla karşıladığını belirtti.

Bütün bu süreç boyunca toplumsal katmanlar arasında farkın artması sonucunda ortaya çıkan sosyal rahatsızlıkların yarattığı gerilimlerdeki sorumluluğunun bilincinde olduğunu, bazen sözleriyle halkının bir kısmını kırmış olabileceğini açıkça dile getirdi.

” Ben ülkemi ve halkımı seviyorum” diyerek, topluma olan saygısının önemli olduğunu, bunun mutlaka korunması gerektiğini vurguladı; Fransız halkının daha iyi bir geleceği hak ettiğini, bunun için hiç adil olmayan mevcut siyasi sistemden başlayarak yeni bir yol bulunması gerektiğini açıkça ortaya koydu.

Göstericilerin taleplerinin önemli bir bölümünü yanıtlamak üzere “ekonomik acil eylemler” adı altında alınacak önlemleri birer birer saydı. 

Şu ana kadar çok yavaş hareket ettikleri gençliğin sorunlarından başlayarak, asgari ücret ayarlaması, vergi artışlarının iptali, 2000 € altında geliri olanlara ek mali olanaklar sağlanması vb iyileştirmelerin, bu planın en önemli ayakları olacağını ifade etti. Bu önlemler için varlıklı kesimlerden katkı isteyeceklerini ve bu isteklerinin de olumlu karşılanacağından emin olduğunu sözlerine ekledi.

Ancak göstericilerin Macron’un göreve gelişi ile kaldırılan ”Servet  Vergisi”nin geri getirilmesi talebini, gayrimenkul üzerinden alınanlar dışında karşılayamayacaklarını itiraf ederek bunun nedenlerini anlattı. 

Nedeni basitti!  Büyük nakit para sahibi Fransız’lar, (her ülkede rastlanabilecek arsız türdeşleri gibi) bu vergiyi ödememek için paralarını Fransa’dan kaçırıyorlardı. Sonuçta bu para içerideki yatırımlarda kullanılamadığı için, yatırımların azalması nedeniyle, hem işsizliğin artışına, hem de vergi kaybına neden oluyordu. 

Ekonomik durumun gerçekten zor bir sürece girdiğine, çözümün yeni sanayi yatırımları yoluyla üretimi arttırmaktan geçtiğine de değinen Macron, yeni bir Sosyal Model’e ihtiyaç bulunduğunu söyledi. 

Bu modelde sosyal destek sistemi, muhalifler dahil her yurttaşın sesini duyurabileceği yeni bir demokratik anlayış, eğitim, çevre sorunları, ”Devlet Makinası”nın desantralize edilerek  yeniden etkin bir şekilde düzenlenmesi gibi başlıkların yer alacağını, bütün bunların ülke çapında yepyeni bir Ulusal Sosyal Diyalog düzeninde ele alınacağının altını çizdi.

Ayrıca göç ve göçmen sorunlarının da gündeme getirileceği böylesi bir büyük programa olan acil ihtiyacın Fransız’lar tarafından anlaşılacağını umduğunu ifade eden Macron, son kriz nedeniyle ülkenin girdiği bu dönemi ‘tarihi’ önemde gördüğüne işaret ederek, kriz sürecinin bir an önce sona erdirilmesini beklediğini söyleyerek; ‘Vive La France/Yaşasın Fransa’ sözleriyle konuşmasını bitirdi.

Bir sosyal demokrat parti liderinden duyulduğunda hiç şaşırtıcı olmayacak başlıklar altındaki bu sözleri, olayların bu denli yıkıcı olmasından önce neden gündeme getirme ihtiyacı duymamış olabilir liberal Macron?

Bu soruya benim yanıtım olayların sürdüğü üç hafta içinde kamuoyunun alacağı tavrı beklemiş olmasında!

Nitekim, ikinci haftadan itibaren medyada, Fransız kamuoyunun dörtte üçünün, talep oryantasyonlu gösterileri desteklediği, ancak yüzde 85’inin şiddete karşı olduğu haberleri çıkmıştı. Bunu gören Macron toplumu yatıştırma niyetiyle Başbakan Edouard Phillippe’yi öne sürerek, ona, halkı duyduklarını ve vergileri altı ay süreyle askıya alacaklarını söyleterek, göstericilerin tepkisini ölçmeye çalıştı. İstediği sonucu alamadı.

Üçüncü hafta başında bu defa İçişleri Bakanı Christophe Castaner’i sahneye sürüp, ülke çapında güvenlik önlemlerinin arttırılacağını ve bu çerçevede sadece Paris’e 90 bine yakın güvenlik görevlisinin sevk edileceği tehdidinde bulundu.

Ancak bütün bunlar üçüncü cumartesi de işe yaramayınca ve kamuoyu desteği azalmayınca, kelimenin tam anlamıyla yelkenleri suya indirmekten başka çaresinin kalmadığını anladı ve sahneye bizzat kendi çıkıp yukarıdaki tavrı sergilemek ve halkı karşısında özeleştiri yapmak zorunda kaldı.

Peki demokratik olgunluk olarak yorumlayabileceğimiz bu yaklaşımdan Türkiye’de ders alması gerekenler var mı?

İşte sorunun bütün özü de burada yatıyor:

Yani tabandan gelen tepkiler karşısında şiddete başvurmadan önce oturup dinlemek ve çözüm üretmek.

Demokrasinin güzelliği de burada değil mi?

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :