SEBZE MEYVEDE FAHİŞ FİYATLAR, TANZİM SATIŞ NOKTALARI TARTIŞILIRKEN SORUNA FARKLI BİR BAKIŞ GELDİ. PROF. DR. AZİZ EKŞİ YAZDI- TARIMSAL ÜRETİMİ YENİDEN KURGULAMAK..

Ana Sayfa » GÜNCEL » SEBZE MEYVEDE FAHİŞ FİYATLAR, TANZİM SATIŞ NOKTALARI TARTIŞILIRKEN SORUNA FARKLI BİR BAKIŞ GELDİ. PROF. DR. AZİZ EKŞİ YAZDI- TARIMSAL ÜRETİMİ YENİDEN KURGULAMAK..

12.02.2019 - 10:08

SEBZE MEYVEDE FAHİŞ FİYATLAR, TANZİM SATIŞ NOKTALARI TARTIŞILIRKEN SORUNA FARKLI BİR BAKIŞ GELDİ. PROF. DR. AZİZ EKŞİ YAZDI- TARIMSAL ÜRETİMİ YENİDEN KURGULAMAK..

 

 

Tarımsal üretimin kendine özgü yanları var.Öncelikle temel bir gereksinimin(beslenme) karşılanmasına yönelik. Dolayısı ile talep esnekliği düşük. Ayrıca doğal koşullara çok bağlı. Çoğu kez üretim deseni bu yıldan gelecek yıla değiştirilemiyor. Ağacın meyve verecek  ya da ineğin süt verecek yaşa gelmesi 3-4 yıl alıyor. Yani bu gün başlasanız 3-4 yıl sonra gerçekleşiyor. Bu nedenle arz esnekliğide düşük. Öte yandan, kişi başına üretim yapılan alan da giderek azalıyor. Üretimdeki küçük dalgalanmalar bile canımızı acıtıyor.İthalat kalıcı bir çözüm olamıyor.

 

 

Günümüzde tarımsal üretimin kurgulanırken  ekolojik koşullar kadar  sofranın(ne tüketildiğinin) da  dikkate alınması gerekiyor. Sağlıklı topluma ulaşmanın yolu bu  bütüncül bakıştan geçiyor.Ayrıca yeni ekolojik olgular  karşımıza çıkıyor. Bunların en önemlisi kuşkusuz iklim değişimi. Bu kapsamda  tarımsal üretim açısından sera gazı ve su kıtlığı öne çıkıyor.

 

Sera gazı, küresel ısınmaya ve  iklim değişimine yola açan başlıca etkenlerden. Sıcaklık artışının 1750 yılına göre 1.5 santigrad dereceyi aşmaması ve bunun için de atmosferdeki  karbondioksit oranının 400 ppm’i aşmaması  öngörülüyor.Oysa  2017 yılında bu değerin 408 ppm’e ulaştığı biliniyor.

 

Sera gazı salınımında  tarımsal üretimin de önemli bir payı var.Özellikle de hayvansal  üretimin. Özellikle  Çin’de ve Hindistan’da hayvansal gıda tüketiminin artması bu tabloyu olumsuz etkiliyor. Bu nedenle, hayvan ve bitki türünün belirlenmsinde bu olgunun da dikkate alınması ve sera gazı salınımı daha az olan türlere ve ırklara yönelinmesi önem taşıyor.Örneğin 1 ton et için sera gazı salımı piliç üretiminde 300 ve  domuz üretiminde 350 ton iken sığır üretiminde 2400 ton dolayındadır. Bu nedenle  sera gazı salınımının azaltılması için sığır eti  payının azaltılması öneriliyor.

 

Bilindiği gibi hayvanlar daha çok bitkisel yem tüketiyor.Hayvan türüne göre değişmekle birlikte bir 1 kalori hayvansal gıda için ortalama 7 kalori karşılığı tahıl  tüketiliyor. Eğer bitkisel kaynak doğrudan tüketilebilirse gıdadan tasarruf edileceği açıktır. Ayrıca bitkilerin sera gazı salımı oldukça düşüktür.  Bu nedenle sera gazı salımının azalması için  protein gereksiniminin   hayvansal yerine daha çok  bitkisel kaynaklardan karşılanması öneriliyor. Ancak bitkisel protenlerin biyolojik değerinin düşük olduğu başka bir gerçektir. Bunun nedeni bazı yaşamsal amino asidlerin (lisn, treonin, tritofan gibi) eksikliğidir. Bu eksikliğin de farklı bitkisel  protein (soya,mercimek, nohut, bezelye vb) tüketilerek karşılanabileceği belirtiliyor.

 

Gelelim su kıtlığına.. . İklim değişikliğinin en ürkütücü sonuçlarından biri. Bunun çözümü de kuraklığa dirençli ya da su gereksinimi düşük bitki türlerine yönelinmesi: Yani yöredeki yağış suyu (yeşil su)  ile yetinebilen veya  sulama suyuna (mavi su) gereksinimi minimum olan bitki türü ve çeşitlerinin seçilmesi gerekiyor. Halen 1 ton buğday üretimi için 18 000 ton, 1 ton pirinç için 22 000 ton ve  1 ton baklagil için ise 16 000 ton dolayında su harcanıyor. Bu olgu, kurağa dayanıklı bitki seleksiyonunu da gündem getiriyor.

 

Öte yanda, tarımsal üretimi kurgularken daha çok kendine yeterlik kriteri öne çıkıyor. Bu kısaca, gereksinimin yerli üretimle karşılanması ya da ihracatın ithalatı karşılaması anlamına geliyor. Faka gıda ihracatının gıda ithalatını karşıladığı her  ülkede insanların yeterli beslendiği kuşkuludur. Çünkü bu denge insanların yetesiz beslenmesi üzerinden de sağlanabiliyor. Dolayısı ile kendine yeterlik yeterli beslenme açısından yanıltıcı olabiliyor.

 

Oysa yeterli beslenme,  kendine yeterlikten daha gerçekçi ve sağlıklı  bir kriterdir. Bu nedenle, tarımsal üretim kurgulanırken sofradan yola çıkılması zorunludur. Bu da ,ne yenildiğinin(et, süt, tahıl, baklagil, yağ vb) ve neyin eksik veya fazla tüketildiğinn(vitamin,mineral vb) bilinmesini  gerektiriyor.

 

Bu noktada, “ne yedeğimizi bilmiyoruz” desek yanlış olmaz. Çünkü Türkiye’de sonuçları yayınlanan en son beslenme araştırması 2010 tarihli.  Bu verilerin  artık günceli yansıttığı  söylenemez. 2017 yılında yapıldığı belirtilen beslenme araştırması sonuçlarının Sağlık Bakanlığı tarafından ivedi olarak açıklanması bekleniyor. Önce ne yediğimizi bilelim ki tarım ve gıda politikasını doğru belirleyebilelim…

 

Prof. Dr. Aziz Ekşi

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :