SERHAT HÜRKAN’IN SON YAZISI-  ‘’KONUR SOKAK 27/7: YOKLAR ARTIK! BURNUMUN DİREĞİ SIZLIYOR.’’

Ana Sayfa » GÜNCEL » SERHAT HÜRKAN’IN SON YAZISI-  ‘’KONUR SOKAK 27/7: YOKLAR ARTIK! BURNUMUN DİREĞİ SIZLIYOR.’’

23.09.2018 - 21:46

Serhat Hürkan

Serhat Hürkan

yazarın tüm yazıları
SERHAT HÜRKAN’IN SON YAZISI-  ‘’KONUR SOKAK 27/7: YOKLAR ARTIK! BURNUMUN DİREĞİ SIZLIYOR.’’

 

 

 

Her ölüm erken.

Ama arkadaş, dost, meslektaş dediğinde erken sözcüğü, zamansız kavramına yüklenen anlamı daha da yetersiz kılıyor. Hele bir de Serhat gibi başını hep dik tutmuş, esen rüzgara yüzünü çevirmemiş, inandığı doğrularla yaşamış ve bununla çevresindeki birçok insana örnek olmuş birisiyse, geriye pek söylenecek söz kalmıyor.

Yurtseverlik.com sitesine yazar olarak davetimi kabul ettiğinde nasıl sevinmiştim, anlatamam. İlk yazısını yolladığında, ‘’Adının yanına gazeteci dışında başka bir şey yazmam gerekiyor mu?’’ diye sorduğumda ‘’Daha ne olsun Ferhan, bundan daha değerli bir tanım olabilir mi?’’ diye yanıtlamıştı. Hani hep heyecanlı, yüksek  tonda, dolu dolu konuşurdu ya, yine öyle konuşmuştu işte!

Onun aşağıda bir kez daha paylaşacağım ‘’KONUR SOKAK 27/ 7’’ başlıklı yazısı, gazeteciliğe ilk başladığı Yankı Dergisi’nin o yıllarda Konur Sokak’ta bulunan çalışma ofisinde yaşadıklarıyla ilgiliydi. Serhat bunu yazabilmek için o binaya yeniden gitmişti.

‘’Günümüzde (Eylül 2018), üçüncü katta kapalı bir kapı var. Duvarda, “Korku tüneli yukarıda, zili çalıp sorarsan parmaklarını kırarım” yazılarının okunduğu bir kağıt asılı…

Eski Yankı idarehanesi dördüncü kattaydı. 7 numara…Dairenin kapısı açık…Simsiyah bir pano ve üzerinde korku tünelini işleten şirketin adı göze çarpıyor.’’

Yazının hemen devamında o yıllarda dergide beraber çalıştığı, kimileri artık hayatta olmayan meslektaşlarının isimlerini Serhat tek tek sıralamış ve ‘’Yoklar artık!’’ demişti:

‘’Vecdi de yok, Yalçın Karaç da, Serhat, Nursel, Zülfikâr hem okuyup hem çalışıyorlardı. Yoklar! Selim de yok, Perihan da, Ayşe Öğüş de, rahmetli Doğan Yurdakul da, Yılmaz Ateş de…Zafer Karaca, Fikret Bilâ, Can Dündar, Mehmet İmre, Lütfü Özel, Sabri Canbeyli, Mehmet Yılmaz, Avni Özgürel, Ömer Tarkan, Bekir Çiftçi, Ahmet Taner Kışlalı, girişteki odada çalışan Hıncal Uluç’un ekibi… Kurthan hoca, Çelik hoca, Yalçın Küçük…Onlar ve sayamadığım pek çok gazeteci-dergici …

Yoklar artık!

Daire ıssız. Simsiyah duvarlar ve korku tüneli girişi dışında hiç bir şey yok!’’

Şimdi Serhat bu kadar ismi sıralayıp ‘’Yoklar artık!’’ demiş ya, hemen akla şu soru gelebilir:

‘’Artık Serhat Hürkan’da mı yok?’’

Hayır var.

Düşüncelerine, değerlerine, inandığı doğrulara toz kondurmadan yaşayanlar hep var olurlar; hem de çoğalarak, hem de sonsuza kadar. —  Ferhan Şaylıman

 

 

SERHAT HÜRKAN YAZDI

 

KONUR SOKAK 27/7

Bu adres, 1971’den 1983’e kadar pek çok genç gazeteci adayının fiilî meslekî öğrenimi gördüğü Yankı dergisine aitti. Meşrutiyet Caddesi’nden yukarı doğru tırmanırken; Konur Sokak’ın yukarı bölümüne sapılır ve soldaki yeşil renkli, girişi yandan olan, arkasında park yeri bulunan apartmanın demir kapısı itilirdi.

Girişte Harb-İş Sendikası’nın büroları vardı. Birinde daha sonra Ümit Gürtuna, Ümit Yayıncılık firmasını kurup işletti. İkinci katta merdivenin tam karşısına gelen dairede, “şair amca”, Ceyhun Atuf Kansu ve ailesi (eşi, kızı doktor Bahar, oğlu gazeteci, sınıf arkadaşım Işık) yaşardı. Bir üstlerindeki katta merdivenin karşı çaprazındaki kapı, akupunktur uzmanı Dr. Yakup Buğra’ya aitti. O çıkınca, bir ara Yankı’nın sahibi, yönetmeni Mehmet Ali Kışlalı burayı dinlenmek ve sessizlikte yazı yazıp, telefon görüşmeleri yapmak için ikinci ofis olarak kullandı.

Günümüzde (Eylül 2018), üçüncü katta kapalı bir kapı var. Duvarda, “Korku tüneli yukarıda, zili çalıp sorarsan parmaklarını kırarım” yazılarının okunduğu bir kağıt asılı…

Eski Yankı idarehanesi dördüncü kattaydı. 7 numara…Dairenin kapısı açık…Simsiyah bir pano ve üzerinde korku tünelini işleten şirketin adı göze çarpıyor.

İçeriden çıkıp gelen genç arkadaş işletme nöbetçisi…Yaz sıcağında hiç müşterisi yok. 30 liralık bileti alan, kız-erkek genç arkadaş grupları tünele girip, genel kültür sorularını cevaplandırarak çıkışı bulabiliyorlar. Zorlanırlarsa, işletmeci kopya veriyor.

Bizim Yankı dergisinin istihbarat salonunda; haber telefonu zillerinin, daktilo tıkırtılarının, Kışlalı’nın bağırıp çağırmalarının ve rahmetli Nihat Subaşı Hoca’nın “yavrucuğum” seslenişlerinin yerinde yeller esiyor…

Vecdi de yok, Yalçın Karaç da, Serhat, Nursel, Zülfikâr hem okuyup hem çalışıyorlardı. Yoklar! Selim de yok, Perihan da, Ayşe Öğüş de, rahmetli Doğan Yurdakul da, Yılmaz Ateş de…Zafer Karaca, Fikret Bilâ, Can Dündar, Mehmet İmre, Lütfü Özel, Sabri Canbeyli, Mehmet Yılmaz, Avni Özgürel, Ömer Tarkan, Bekir Çiftçi, Ahmet Taner Kışlalı, girişteki odada çalışan Hıncal Uluç’un ekibi… Kurthan hoca, Çelik hoca, Yalçın Küçük…Onlar ve sayamadığım pek çok gazeteci-dergici …

Yoklar artık!

Daire ıssız. Simsiyah duvarlar ve korku tüneli girişi dışında hiç bir şey yok!

Bu dairenin kapısını çalıp stajyer olarak işe başladığımdan beri 42 yıl geçmiş…26 Ekim 1976 idi tarih…

Yankı’nın ilk sayısı yayınlanalı 48 yıl olmuş… Tercüman’a dergiyi devreden Mehmet Ali Kışlalı’nın, Hürriyet Ankara Temsilcisi oluşunun 35. yılı dolmuş…

Bakış- Yankı adıyla son bir ümitsiz deneme yapılarak, kapının kesin kapatılmasının üzerinden otuz yıl geçmiş…1988 yılının Mayıs ayı…

Burnumun direği sızlıyor…Çok hatıra var bu dairede…Mesleği orada öğrendim…AÜ SBF BYYO GHİ bölümü 2. sınıf öğrencisiydim işe başladığımda…Yeni bir yüksek okul- fakülte bitirdim Yankı’da…Bütün arkadaşlar da öyle…

Ama zamanlar geçiyor…Geride kalan soluklaşan suretler, sislenen anılar…

Dış kapıdayım… Ankara Belediyesi’nin, Murat Karayalçın zamanında astığı “Ceyhun Atuf Kansu bu evde yaşamıştır” yazılı pirinç levha bile yok yerinde… Ne demeli… Fotoğrafa, kendimi ve kapıyı sığdırmaya çalışıp, Meşrutiyet Caddesi’nin hay huyuna karışıyorum.

27 numaralı apartmanın, 7 numaralı dairesini yıkık, eski bir kabri ziyaret eder gibi gezdim…

Basın tarihine geçecek bir mekândı…

Hafızalarımızda yaşayacak ve yazdıklarımızda…

Onun için uzattım lâfı…

Kusura bakmayın!

Ziyaretçi Yorumları

Gülçin Erşen27 Şubat 2019

Ortaokul, lise yıllarımda babamın sürekli aldığı Yankı’yı okurken, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Radyo-TV bölümünü bitireceğimi, Ahmet Taner Kışlalı’nın hocam olacağını, dergi yazarlarından bazılarıyla aynı çalışma ortamında bulunacağımı bilemezdim.

İlgili Terimler :