SICAK ANALİZ- 23 HAZİRAN RUHUNU SAHİPSİZ BIRAKMAYIN

Ana Sayfa » GÜNCEL » SICAK ANALİZ- 23 HAZİRAN RUHUNU SAHİPSİZ BIRAKMAYIN

10.07.2019 - 13:48

SICAK ANALİZ- 23 HAZİRAN RUHUNU SAHİPSİZ BIRAKMAYIN

 

 

Yerel seçimler öncesi fısıltılı bir biçimde dillendirilen, 23 Haziran bozgunuyla beraber en üst perdeden seslendirilmeye başlanan AKP cephesindeki yeni parti arayışları kuşkusuz gözardı edilemeyecek kadar öneme sahip. Yandaş medyadaki seçilmiş, kurye yazarların, tükürsen altı sakal üstü bıyık misali, ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamayacaklarını bilmenin telaşıyla Erdoğan karşıtı gibi görünen yeni arayışları ihanetle suçlayan yazılarını anlamak elbette zor değil.

Burada asıl dikkat edilmesi gereken yaklaşımları, her fırsatta muhalif oldukları vurgulanan kalemlerin yazılarında aramak daha akıllıca bir seçim ama onun da kendini hemen ele vermeyen püf noktaları var.  Bunların bir kısmı AKP’nin parçalanacağını ummanın, beklemenin hazzıyla, beşin üstüne on katarak, her gün farklı senaryolar eşliğinde ‘Erdoğan’dan bağımsız’, ‘Erdoğan’a rağmen’ oluştuğu iddia edilen siyasi kadrolaşmaları yazıyorlar.  Hadi bunu da anladık diyelim. Ama tırnak içerisinde ‘muhalif’ kesimin geriye kalan bölümünde, yeni parti arayışlarını sürdürenlerin ülke ve toplum yararına AKP çizgisini aşacak boyutta güzel işler yapacaklarını pompalayanlar var ki, işte bu dikkatle incelenmesi gereken bir tablo.

Amerika’nın Orta Doğu’daki Ilımlı İslam projesinin bir ürünü olan AKP’nin 17 yılın sonunda çöküşe sürüklenme eğilimi artık durdurulabilecek boyutu çoktan aştı. Geçmişte DYP ve ANAP’ın yüzleşmek zorunda kaldığı son, şimdi de iktidar partisi için kaçınılmaz görünüyor. AKP yalnızca siyasi bir parti değildir; Türkiye’yi kuruluş felsefesinden, köklerinden koparan bir projenin de temsilcisidir. 2000 öncesinin sağ partileri gibi yıpranarak kaybolmaya, tabanda inandırıcılığını yitirmeye doğru hızla ilerlese de, sistemin şapkadan tavşan çıkarmaktaki başarısı alkışlanmaya değer görünüyor. Bu aşamada Ali Babacan, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun AKP’nin temsil ettiği anlayışa taze kan pompalamayı görev edinmiş isimler olarak sahaya sürülmeleri tabii ki bir rastlantı değildir.

Erdoğan ve yönetimindeki kadroların, ülkeyi ve toplumu içine sürükledikleri sorunlarda yukarıdaki üç ismin de ayrı ayrı paylarının olduğu gerçeği kesinlikle unutulmamalıdır.

Özellikle Ali Babacan’nın yeni dönemin ülkeyi bataklıktan kurtaracak yeteneklere sahip, temiz, ilkeli siyasi figürü iddiasıyla sahneye çıkarılması, AKP’yi toparlamaya, iktidarın işini kolaylaştırmaya yönelik bir planın uzantısıdır.

Bu kokuşmuş, kötü yazılmış senaryodan izlenmeye değer bir film çıkmaz.

Asıl sürükleyici, akıllardan silinmeyecek olan film 23 Haziran’da İstanbul’da çekilmeye başlandı. Toplumun bütün bileşenlerinin gönüllülük esasına dayalı katılımlarıyla rol üstlendikleri bu filmin nasıl gelişeceğini ve sonuçlanacağını henüz bilmiyoruz. Babacan’ın başrolünü üstlendiği kötü yazılmış senaryonun arkasında bu işe para yatırmış uluslararası güçler var. Ama dediğimiz gibi hiçbir şansları yok, çünkü senaryo kötü, bayat ve sıradan.

Oysa 23 Haziran’da İstanbul’da çekilmeye başlanan, ağırlıklı rolünü CHP’nin üstlendiği film umut vaat ediyor.

İmamoğlu’nun zenginiyle yoksuluyla, Türküyle Kürdüyle, muhafazakarıyla solcusuyla tüm toplum kesimlerini kucaklayan söylemlerini hayata geçirmek, özellikle ekonomik baskılar altında ezilen geniş kitlelerin taleplerine yönelik somut adımlar atmak; hırsızlığı, ayrımcılığı, soygunu yönetimdeki kadroların elinden çekip almak yalnızca bunları yapacaklarına söz verenlerin işi olmamalı.

Artık İstanbul’da yapılması gerekenler bir belediyecilik anlayışının sınırlarını çoktan aşmıştır.

Başta CHP olmak üzere senaryoda rol üstlenen tüm parti kadrolarının, 23 Haziran’ın ruhuna uygun siyaset üretmeleri kaçınılmazdır.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :