SICAK ANALİZ- SAHAYA İNMEYE KARAR VERENLERE TÜRKİYE RAPORU

Ana Sayfa » GÜNCEL » SICAK ANALİZ- SAHAYA İNMEYE KARAR VERENLERE TÜRKİYE RAPORU

05.09.2018 - 15:16

SICAK ANALİZ- SAHAYA İNMEYE KARAR VERENLERE TÜRKİYE RAPORU

 

 

Sorunlara eksiksiz ve yerinde çözümler üretmenin yolu, var olan durumu doğru anlamaktan, koşulları doğru okumaktan geçer.

Cephe gerisinde yapılan yanlış, savaş alanında telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açar.

Bugün seçimlerin üstünden 70 gün geçtikten sonra sahaya inme kararı veren CHP yönetiminin temel sorunu da bu:

‘’Yeni’’ Türkiye’yi doğru okuyamamak.

Dünyadaki bir çok, Türkiye’deki bütün askeri darbelerin örgütleyicisi ABD’nin, Kenan Evren ve cuntasına düzenlettiği 12 Eylül darbesiyle başlayan Cumhuriyet’in temellerini kazıma, ülkeyi ılımlı İslam modeline oturtma girişimi altın vuruşunu 2002’de yaptı.

Evren’in elinde Kur’an’la mitingler düzenlediği 80’li yıllarda, dillerinden Mustafa Kemal’i düşürmeyenlerin İmam Hatip okullarına önayak oldukları, yine o süreçte hem devlet kadrolarına, hem de toplum kesimlerine sızmaya başlayan Cemaat’in girişimlerini görmezden gelmeleri, 2002’de ‘’mutlu son’’la noktalandı.

Meral Akşener’in, 24 Haziran seçimleri öncesi kendisine yönelik ‘’Cemaat’le işbirliği’’ suçlamalarına karşı söylediği çok önemli bir söz var:

‘’Türkiye’de bütün sağ iktidarların Fethullah’a bulaşmışlığı vardır.’’

Özal’ından Demirel’ine, Çiller’inden Yılmaz ve Erbakan’ına kadar dini siyasetin göbeğine oturtarak, Cemaat ve diğer tarikatlara, devlet kadrolarında ve toplumsal yaşamda saha açma girişimi, bu iktidarla beraber olgunluk ve ‘’ustalık’’ aşamasına ulaştı.

80 darbesine kadar kentlerin varoşlarında ve toplumun yoksul kesimlerinde ağırlığını hissettiren solun farklı renklerinin ve sosyal demokrat hareketin öcüsü CHP’nin, 12 Eylül’ün ağır baskısıyla buraları terk etmek zorunda kalmaları, en çok Cemaat ve tarikatların işine yaradı. Solun boşalttığı alanları, Fethullah ve diğer tarikatlarla el ele yürüyen sağ partiler doldurdu.

Yoksulluğu kaderciliğe, açlığı bir lokma bir hırkaya, işsizliği alın yazısına, gelir adaletsizliği tevekküle dönüştürmeyi, umudu öte dünyada aramayı kitlelere ders gibi belleten sağ ideoloji, olgunluk meyvelerini AKP ile beraber yemeye başladı.

Sözün özü Türkiye bu noktaya gökten zembille inmedi.

Her şey göstere göstere geldi.

2002 sürecinde CHP’de, özellikle Kılıçdaroğlu ile hızlanan sağdan sağdan giderek siyaset yapma anlayışı, 24 Haziran’da partinin dibe vurmasıyla noktalandı. Sol sözcüğünü hafızasından silen, altı okun en iddialı ilkesi olan devrimciliği ( Bkz 1- Enis Tütüncü: Atatürk ve Cumhuriyet’in Kuruluş Felsefesi- 6) ayıp sayan, ‘’sosyal demokratız’’ demekten çekinen genel merkez yönetimi de, aslında bu noktaya birden bire gelmedi. Yalnız ülkede değil, dünyada bile geniş yankılar uyandırmış Gezi olaylarına uzaktan bakmakla yetinen, liderini arayan kitlelerin önüne düşmekten korkan parti yönetimi, Türkiye’nin toplumsal tarihinin bu en büyük hareketini, beceriksizliği nedeniyle mezara gömdü.

Umut kolay yeşermiyor.

Kitlelerin Gezi’deki daha güzel bir Türkiye, daha insanca bir yaşam beklentilerine iktidarla beraber sırtını dönen Kılıçdaroğlu, devamında gelen 9 seçim yenilgisiyle, genel merkezin tepesine umutsuzluk bayrağını çekti.

24 Haziran Türkiye’nin tek adam rejimine geçtiği, parlamentonun işlevini tamamen yitirdiği bir sürecin başlangıç tarihidir. Başta CHP olmak üzere Meclis’te grubu bulunan muhalefet partilerinin çıktıkları yere, yani topluma dönmekten başka çareleri kalmamıştır.

Özellikle CHP, 7 Haziran seçimlerini yok sayarak, 1 Kasım’da yeniden erken seçime giden AKP’nin oyunu karşısında, o süreçte topluma dönmeyi aklının ucundan bile geçirmemişti. OHAL koşullarında yapılan ve sonucu baştan belli olan 24 Haziran seçimleri öncesinde de, itiraz etmekten korkan genel merkez yönetimi, bugün ortaya çıkan tablonun doğrudan sorumlusudur.

Türkiye çatırdıyor.

Ülkenin çığırından çıkmış sorunlarına, iktidara alternatif olabilecek hiçbir çözüm önerisi üretemeyen partinin, sağdan sağdan giderek vaziyeti idare etme şansı kalmamıştır. Ülkeyi bu hale getiren sağ ideolojinin düşünce ve kadrolarıyla, Cemaat’in perde gerisindeki unsurlarıyla oynaşma ısrarı, tarih karşısında affedilmeyecek bir günahtır.

O halde özüne dön, topluma dön.

Kurtuluş Savaşı’nın emperyalizme karşı verilen mücadeledeki ruhuna dön.

Yoksa yok olacaksın; sen de, ülke de.

 

1-https://yurtseverlik.com/enis-tutuncu-yazdi-ataturk-ve-cumhuriyetin-kurulus-felsefesi-uzerine-6.html

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :