SICAK ANALİZ- TAŞ KAFA

Ana Sayfa » SICAK ANALİZ » SICAK ANALİZ- TAŞ KAFA

30.06.2018 - 12:19

SICAK ANALİZ- TAŞ KAFA

Görünce çok şaşırdım.

“Ne bu böyle, boynunuzun üzerinde biçimsiz kaya kütleleri?” diye sordum.

Sesi üzerine basılan çakıl taşları gibiydi.

Arada, dağın tepesinden kopmuş aşağıya yuvarlanan kayaların uğultusunu andıran bir boğuklukta öksürüyordu.

“Biz” dedi, “bu ülkede koşulların yarattığı yeni bir türüz. Aslında kafatasımız, içinde düşünmemizi, duygulanmamızı sağlayan bir beynimiz vardı. Zamanla beynimiz eridi, kafatasımız işlevsiz hale dönüştü. Bilirsiniz milyonlarca yılda evrimleştiğimizi, organlarımızın geliştiğini ve tabiatın boşluk kabul etmediğini. Kafa işlevini yitirince onun yerine gördüğünüz gibi böyle biçimsiz kaya kütleleri oluştu.”

Hayretle baktım.

Beyin yoksa, kafatasının yerinde kaya parçaları oluşmuşsa buna ne ad verilebilirdi? Yani hâlâ insan mıydı bunlar? Sordum:

“Peki, size insan diyebilir miyiz?”

Çakıl taşı sesiyle, “Yok” dedi, “artık insan değiliz. Ne olduğumuzu biz de bilmiyoruz. Sanırım tarih buna da bir ad verir zamanla.”

Ben öyle merakla incelemeye devam ederken birden aklıma geldi, görebiliyorlar mıydı çevrelerini? Sanki çok doğal bir şeymişçesine görme yetilerini de kaybettiklerini, kapkaranlık bir dünyada yaşadıklarını söyledi. Bunun üzerine merakım daha da arttı. Beynin erimesi, kafatasının yok olması ve yerine kaya kütlelerinin oluşması sanırım ansızın olmamıştı. Yine çakıl taşı gıcırtısıyla, tepedeki kütlenin dağdan yuvarlanması arasında bir ses çıkarmıştı konuşmadan önce.

“Bu ne?” dedim, “Gülüyorum,” dedi. ‘Demek böyle gülüyorlar,’ diye düşündüm onu dinlerken.

“Bilirsin, insan olmanın temel özelliği farkına varmaktır. Gördüğünü anlamak, kavramak, değerlendirmektir. Acılar, haksızlıklar karşısında susmamaktır. Biz önce anlama, kavrama eksikliğine düştük. Haksızlıklar karşısında sustuk. Sustukça dilsizleştik. Evet, evet, önce dilsizleştik. Sözcüklerimizi ezdik, parçaladık. Ardından öyle büyük bir sessizliğe gömüldük ki kardeşlerimizin, evlâtlarımızın, komşularımızın, tanımadığımız başka insanların yaşadıkları acıları görmemiz hiçbir şeyi değiştirmedi; çünkü dilsizdik, çünkü yalnızca susuyorduk. Sonra gördüğümüz halde tepki vermediğimiz için görme yetimizi de zamanla kaybettik. Çalışmayan organ çürür. Gözlerimiz bu süreçte körleşti. Konuşmayınca, görmeyince, dilsizleşince kafatasımız küçüldü, küçüldü; o küçüldükçe yerinde kaya kütleleri belirdi.”

Doğrusu üzülmüştüm. Ona bakarken büyüklerimizin yaramazlık yapan, ele avuca sığmayan çocuklara söylediği, ‘Sonra Allah seni taş eder’sözleri gelmişti aklıma. Artık ne günah işledilerse bunların da kafaları öyle taşlaşmıştı galiba. Derin bir sessizliğe gömülmüştük ikimiz de. Onu kendi yalnızlığıyla baş başa bırakmaktan başka çare yoktu ama yine de sormadan edemedim:

“Bu durumu tanımlamam için sana bir ad vermem gerekiyor. Adın ne olsun?”

Boynunun üstündeki kaya kütlesini ağır ağır sallayarak yanıtladı sorumu:

“Kısaca taş kafa dersin bana,” dedi, “Taş kafa, taş.”

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :