SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI – ABD’NİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ VE BİR EFSANENİN ÇÖKÜŞÜ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI – ABD’NİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ VE BİR EFSANENİN ÇÖKÜŞÜ

28.04.2020 - 18:11

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI – ABD’NİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ VE BİR EFSANENİN ÇÖKÜŞÜ

 

 

 

The Washington Post Gazetesi’ nin pazartesi günkü sayısında “ Dünyanın Bugünkü Görünüşü “ sayfasının yazarı  İshaan Tharoor’un imzasıyla “ Pandemi ve ABD’nin sönen prestiji “ başlıklı bir makale yer aldı.

2016 başkanlık seçimlerine giderken Cumhuriyetçilerin başkan adayı Trump’ın kampanyasının en önemli iddiası, “ Başta Obama olmak üzere önceki başkanların ürkek, sorumsuz ve etkisiz politikaları yüzünden ABD’in dünyadaki  prestijinin bir hayli kan kaybetmiş “ olmasıydı.

Nitekim Cumhuriyetçilere göre, önceki başkan döneminde dost ülkelere verilen sözlere sadık kalınmayarak, onların güvenlerinin boşa çıkarılması bir yana, düşmanlara yaltaklanmalar yüzünden ABD’nin uluslararası prestiji bir hayli yara almıştı. Obama döneminin sonlarına doğru, 2016 yılı ocak ayında birkaç denizcinin İran kuvvetlerince tutuklanmış olması,  ABD kamuoyu için kabul edilemez bir aşağılanmaydı.

O nedenle Trump kampanyası boyunca en önemli slogan olarak, “ Önce Amerika “ sözlerini her fırsatta öne çıkararak seçimi kazanmıştı.

Ancak Trump’ın 2017’nin Ocak ayında koltuğa oturmasının ardından geçen yaklaşık kırk ay sona bugünlerde gelinen duruma bakıldığında o iddia ve sözler tam bir ironiye dönüşmüş durumda.

Çünkü korona salgının ABD’yi de kıskacına aldığı son iki ay gibi kısa süre içinde, önceki başkanlar için Trump’ın dile getirdiği eleştiriler, adeta kendi başkanlık dönemini tanımlar hale geldi.

Salgının ortaya çıktığı günlerde Çin yönetimini beceriksizlik ve halkına sert davranmakla ağır bir dille suçlayan Trump, salgının kendi kapısına dayanma olasılığının arttığı günlerde uyarılara kulak asmamış, bu virüsün de öncekiler gibi basit bir grip vakasından öte olmadığını iddia etmişti.

Ancak giderek başta NewYork olmak üzere birçok kentte salgın nedeniyle ölümlerin önüne geçilemeyince, eyalet valilerini ağır bir şekilde suçlayıp onlarla kavga etmekten kaçınmayan Trump, hiç vazgeçmediği üslubuyla yine patolojik bir tablo sergilemişti. Halbuki süreç açıkça ortadaydı. Yaşamını kaybedenlerin sayısı 55 bini geçmiş, uyarılar nedeniyle sokağa çıkamayanlar yüzünden NewYork adeta hayalet kent haline gelmişti. Faaliyetine son verip kapanan işyerleri nedeniyle işsizlik başvurusu 30 milyon kişiye dayanmıştı. İşte böylesi bir ulusal acil durum karşısında, ülkenin yönetimini elinde tutan kişinin, sağa sola olur olmaz ayar vermeye kalkmak yerine empati ile düşünüp başta kongre ve eyalet valileri ile ortak hareket etmesi beklenirdi.

İçeride bu beklentinin tam tersi yönde hareket eden Trump, dışarıda da benzer tavrını sürdürmekten çekinmedi. Salgın boyunca Çin ile iyi ilişkiler sürdürdüğü için cezalandırmak istediği  Dünya Sağlık Örgütü’ne, ABD’nin yaptığı mali yardımları azaltma veya kesme tehdidi çok sırıtan bir karardı. Üstelik bununla da yetinmeyerek virüse karşı aşı geliştirme çalışmalarının koordinasyonu için Dünya Sağlık Örgütü’nün geçen cuma davet ettiği dünya liderleri toplantısına katılmama kararı aldı. Halbuki selefi Obama , on yıl önce ortaya çıkan küresel finans krizi sırasında yürüttüğü çok taraflı politika ile sorunun çözümüne katkı sağlamıştı. Sonuçta son üç yıldır Trump’ın tutarsız siyaseti nedeniyle farklı sıkıntılar yaşayan birçok ülke artık Washington’un liderliğine güvenmekten vazgeçti. Trump’a yönelik güvensizlik, korona salgını sürecindeki akıl dışı açıklamaları ve inanılmaz gafları da bunun üzerine eklenince hissedilir biçimde arttı.

Obama’nın Ulusal Güvenlik Konseyi danışmanlarından Ben Rhodes  gelinen aşamayı “ Ulusal güvenlik ve dış politika konularının yeniden gözden geçirilmesi ivedi hale gelmiş bulunuyor. “ şeklinde değerlendirdi.

Nasıl açıklanır bilemiyoruz ama

salgın sırasında Trump ile anlaşamayan bazı eyaletler, sağlık araç gereç temini için Almanya ve G.Kore gibi ülkelerden yardım bile aldılar.

Paris merkezli Montaigne Enstitüsü danışmanlarından Dominique Moisi  The New York Times’a verdiği söyleşide, salgınla mücadelede Avrupa’nın daha insancıl sosyal demokratik uygulamaları ile karşılaştırıldığında, ABD kapitalizminin yönteminin son derece acımasız olduğuna vurgu yaparak, Trump’ın süreci çok kötü yönettiğini söyledi.

 

ABD İKİNCİ DEPRESYON DÖNEMİNE Mİ GİRİYOR ?

 

İngiliz The Guardian gazetesinin 22 Nisan sayısında yer alan makalesinde Larry Eliot, Nobel Ödülü sahibi ABD’li  iktisatçı Joseph Stiflitz ile yapılan söyleşiden şu pasajları aktardı.

“ ABD pandemi yönetimini, herhangi bir  üçüncü dünya ülkesinden daha iyi yönetememektedir. İhtiyaç sahibi yurttaşların sayısı artmakta, gıda bankası olarak adlandırılan bedava yemek sağlayan kuruluşlar büyüyen talebe artık yanıt veremez hale gelmiş durumdadır. Nüfusun % 14’ü şimdiden gıda yardımı almakta ve mevcut sosyal altyapı,  önümüzdeki aylarda % 30’a yükselmesi beklenen işsizliğe yanıt verebilmekten çok uzaktır. Bu salgın, ABD’deki derin eşitsizlik nedeniyle bir hayli sağlıksız hale gelmiş fakir kesimleri vurmaktadır. Bu vesile ile, gelişmiş ülkeler sağlık sistemleri arasında en eşitsiz, en kötü sağlık sistemine sahip ülkenin ABD olduğu açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır.”

Ünlü iktisatçı söyleşi sırasında kendisine yöneltilen “ Acaba ABD 1929/33 Büyük Depresyonuna benzer ikinci Büyük Depresyon sürecine mi yol alıyor?” sorusuna, “ kısaca evet “ diyen Stiglitz devam ederek ”Eğer sürecin yönetimi Trump ve Senato’nun Cumhuriyetçi grup başkanı Mitch McConnel’a bırakılırsa Büyük Depresyon kaçınılmazdır. Ancak doğru siyasi önlemlerle hala önlemek mümkündür.” dedi.

Trump’ın süreç boyunca yanlış üstüne yanlışlıklar yaptığını belirten Stiglitz’e göre,  Beyaz Saray’ın pandemiden sorumlu biriminin kapatılması,  Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezinin fonunun kesilmesi büyük hataydı. Bu hatalar yüzünden süreç boyunca yeterli test kiti, maske ve koruyucu malzeme temin edemeyen hastaneler ve doktorlar çok güç durumda kaldı.

Stiglitz’in önemli bir uyarısı da, ABD’nin bazı çevrelerinin gereksiz cesaretlendirmesi sonucu ekonominin erken açılmasına karar vermesi halinde karşılaşılacak sorunlar hakkında. Bu durumda  hastalığın bulaşıcılığının  artacak olmasından ötürü yeni bir salgın ihtimalinden söz eden Stiglitz, sonuçta  insanların hükümetin talebinden çok, korkudan kendilerini evlere kapatacaklarını ifade etti.

Stiglitz’e göre böyle bir durumda insanların gıdadan başka alışveriş yapmayacak olmaları, tam da Büyük Depresyon’un tanımına  uyan bir süreci tetikleme potansiyeline sahiptir.

 

TEK UMUT KASIM SEÇİMİNDE TRUMP’IN KAYBETMESİ

 

Nobel Ödüllü iktisatçıya göre “İçine girilen durumdan kurtulmak için  tek umut Kasım’da yapılacak başkanlık seçimleri! Eğer Demokrat’lar  Trump’ı yenerek Kongre’nin iki kanadında da kontrolu ele geçirebilirlerse, ABD’nin depresyondan kurtulması için bir şans doğabilir. Ancak Cumhuriyetçi’lerin ellerindeki gücü bırakmamak için her türlü kirli oyuna başvuracaklarını da göz ardı etmemek gerekir.”

Cumhuriyetçilerin azınlıkta olduklarını anladıkları bazı geçmiş seçimler öncesinde  zaman zaman başvurdukları en bilinen yöntemlerden biri, demokratlara oy vereceği kesin olan seçmenlerin oy kullanmasını, yasal veya yasal olmayan yollardan engellemek(voter suppression) olduğunu siyasi gözlemciler yakından bilirler.

Bir diğer iyi bilinen yöntem de, Cumhuriyetçilerin seçim bölge ve sandıklarının sınırlarını kendi kazanacakları şekilde düzenlemektir ( gerrymandering).

Çoğunluk sistemine göre sonuçların alındığı ABD seçimlerinde, cumhuriyetçilerin azınlıkta olmalarına karşın kılpayı kazandıkları seçimlerde başvurdukları kirli işlerin başında bu iki yöntemin geldiği ise hiç sır değil.

Stiglitz’in “ kirli yöntem “ olarak nitelendirdiği her iki yöntemin, ülkemizde de sağ iktidarlar tarafından geçmişte, özellikle Özal Dönemi’nde kullanıldığı ve günümüzde de çok sık başvurulan bir yöntem olması nedeniyle bizim için bir hayli anlaşılabilir olduğunu bu arada not edelim.

Salgının yakın gelecekte de olağanüstü ortamların doğmasına yol açacağını belirten Stiglitz’in son bazı önerilerine de dikkat çekmek yararlı olabilir.

Stiglitz diyor ki:

“ Mevcut kriz, bazı ülkeleri, özellikle gıda ve enerji konularında kendi kendilerine yeterli hale getirerek daha  dayanıklı olmalarını sağlamak için tedarik zincirlerini kısaltma yoluna zorlayacaktır. Ancak modern üretim yöntemlerinin geldiği karmaşık ilişkiler aşaması dikkate alındığında,  tek başına yeterlilik koşulunu  zorlamak yerine, bütün insanlığı tehdit eden iklim değişikliği ve küresel pandemi gibi olumsuzluklarla mücadelede küresel işbirliği tek ve en etkin yöntemdir. İşte günümüz ABD’nde Trump ve ekibinin anlamadığı bu gerçekliktir. Korona salgınının belki de tek yararının, çok yönlü uluslararası ilişkilerin, her birimizin düşündüğünün ötesindeki değer ve önemini hepimize göstermiş olmasıdır” diyen Stiglitz son olarak şu önemli önermeyi ekliyor: “ uluslararası ilişkilerin sadece küresel şirketler üzerinden sağlanamayacağı açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bunu sağlayacak olan bizleriz; yani insanların azmidir, kararlılığıdır.”

 

 

 

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :