SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ‘’İŞÇİ AYIKLAMA BÜROLARI’’ NDAN DOĞAN, KAHRAMAN TÜRK İŞÇİLERİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ‘’İŞÇİ AYIKLAMA BÜROLARI’’ NDAN DOĞAN, KAHRAMAN TÜRK İŞÇİLERİ

13.09.2018 - 11:32

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ‘’İŞÇİ AYIKLAMA BÜROLARI’’ NDAN DOĞAN, KAHRAMAN TÜRK İŞÇİLERİ

 

 

Kırk yıldır Almanya’ya gelirim. Bu sürenin ilk otuz yılında,1970’lerin ortalarından itibaren iş nedeniyle gidip geldim. Son on yılında da ailevi nedenlerle geliyor, yılın yaklaşık iki üç ayını burada geçiriyorum.

 

Halk Sektörü- İşçi Şirketleri……..

 

Bu uzun yıllar boyunca, iki ülke ilişkilerini yakından izlemeye çalıştım. 1978/79 yıllarında Ecevit Hükümeti tarafından kurulan İşletmeler Bakanlığında kısa bir süre sözleşmeli başuzman olarak çalışmıştım. Bakanlığın ana görevi olan KİT’lerin izlenmesi yanında, bir diğer önemli görevi de, o yıllarda çok sayıda kurulan ve Halk Sektörü olarak sınıflandırılan İşçi Şirketleri’nin izlenip desteklenmesiydi.

 

Kasım 1979’da yapılan Senato Ara Seçimlerini 5-0 kaybeden Ecevit, hükümeti bırakmış ve yeni hükümeti kuran Demirel bu bakanlığı lağvetmiş ve benim gibilerin de sözleşmesini süresinden önce feshetmişti. Bendeniz bu bakanlıktaki bir yıla yakın görev süremde, dönemin İşçi Şirketlerini tanıma fırsatı bulmuştum. Bu şirketlerin çoğu Almanya’ya ilk gelen, cefakar, çalışkan, memleketlerini seven işçilerden toplanan paralar ile kurulmuş şirketlerdi. Bu şirketlere sonra ne mi oldu?

Ayrı bir tartışma konusu olduğu için, kısaca kapitalizmin vahşetine kurban olduklarını söylemekle yetineyim.

 

Almanya’nın İşçi Talebi……………

 

Almanya’ya her gidişimde aklıma, bu ülkeye 1960’larda işçi olarak gelmeye başlayan o “kahraman” yurttaşlarım gelir. Neden bu sıfatla niteliyorum, anlatacağım.

 

Almanya İkinci Dünya Savaşı’ndan yenik ve harab olmuş bir ülke olarak çıkmakla kalmamış, savaşın galipleri tarafından ikiye bölünmüştü. Batı’sı, başta ABD olmak üzere kapitalist blokun, doğusu da SSCB liderliğindeki komünist blokun siyasi ve ekonomik etki alanına sokulmuştu. Böylece iki blok arasında, ülkemizin de içine itildiği, yaklaşık kırk yıl sürecek bir Soğuk Savaş dönemine girilmişti.

 

Batı Almanya yeniden  inşa ve her alanda büyüme sürecine girdiği bu dönemde, işçi açığını karşılamak için çevre ülkelerden işçi temin ediyordu. 1950’li yıllarda, işsizliğin yoğun olduğu İtalya başta olmak üzere, İspanya ve Yunanistan gibi Avrupa ülkeleri Almanya’nın işgücü açığını karşılıyordu. Bunlar yetmeyince, 1960’larda eski Yugoslavya, Portekiz, Fas ile yapılan anlaşmalara ek olarak Türkiye’den de işçi talep edildi.

 

İşçi Seçimi…………..

 

Türkiye’den ilk talep edilen işçiler, çoğunlukla kömür havzası Ruhr bölgesinde çalıştırılacakları için, alınacak işçilerin seçiminde Zonguldak ve çevresinden olmaları tercih ediliyordu.

 

Zonguldak’ın madenci deposu köylerinden yığınlar, Alman işverenler tarafından İstanbul’da kurulan, tabir caizse “işçi ayıklama büroları”na hücum ettiler. İnsanlık onuruna aykırı sağlık muayeneleri ile seçilen işçiler, Sirkeci tren istasyonundan törenlerle uğurlanıp, gruplar halinde Münih’e taşındılar.

 

 

İlk Gidenler……………..

 

Daha yaşadıkları bölgenin kentleriyle iyice tanışmamış çoğu köy kökenli bu insanlardan oluşan ilk kafileler, misafir işçi (gast arbeiter) tanımlamasıyla, Münih merkez tren istasyonunda törenlerle karşılandılar. Yani gerek Almanya, gerekse işçi gönderen ülkeler, bu işçilerin bir süre sonra geri döneceklerini planlamışlardı. Giden işçilerin çoğu da böyle düşünüyordu. Onların tek amacı, Almanya’da para kazanıp dönmek, köy ve kentlerinde edinecekleri toprak, ev/arsa ile kentli yurttaşlarınca hor görülmekten kurtulmaktı.

 

Ancak ilk  giden işçilerin izinli olarak köy ve kentlerine Alman arabaları ve bol para ile gelmeleri, köylülerinin gözlerini kamaştırdı. İzinle gelenler,  kentlerde ev, arsa ne bulurlarsa alabiliyor, çocuklarına büyük masraflı düğünler yapabiliyorlardı. Sonuçta Anadolu’nun dört bir tarafından, Almanya’da işçi olabilmek için ciddi bir göç başladı.

 

İşçi Alımının Durdurulması…………..

 

1960’lı yıllar boyunca süren yoğun göç sonucunda  Almanya’daki Türk işçi sayısı bir milyona yaklaşmıştı. 1973 yılındaki ilk petrol krizi nedeniyle büyümenin azalması, Almanya’nın Avrupa ülkeleri dışından işçi alımını durdurmasıyla sonuçlandı. Bu defa aile birleşmelerine verilen izin nedeniyle Türklerin sayısındaki artış 1980’lerin ilk yarısına kadar sürdü.

 

Bu yıllarda aile birleşmelerinin zorlaştırılması yanında, Almanya geri dönüşü özendirici tedbirler alma yoluna gitti. Beklendiği kadar geri dönüş olmadığı gibi, bir şekilde yeni gelenler ve doğumlarla birlikte Almanya’daki Türklerin sayısı artmaya devam etti. Bugünlerde Almanya’nın dört bir yanında, yaklaşık üç milyonun üzerinde Türk olduğu tahmin edilmektedir.

 

İlk Giden Kahramanlar………………..

 

Bugünlere gelmeden önce, ilk gelenleri neden ‘kahraman’ olarak nitelendirdiğimi söylemem gerek. Değindiğim gibi, kentli yaşamı ile tanışmadan, adeta köylerinden doğrudan Münih’e giden bu dil bilmez, iz bilmez yurttaşların çektiği sıkıntıları kelimelerle anlatmak mümkün olmasa gerek. Her birinin ayrı öyküsünü zaman zaman kendilerinden dinlerken, mahcubiyetimden nasıl utandığımı, gözlerimin yaşardığını unutamam.

 

Çünkü bu insanlar, Türkiye’de iş bulmak için genel pratik olarak normal karşılanan bir yöntem olan, bir siyasetçinin, bir bürokratın peşine takılmak yerine, kendi öz güçlerine güvenmişlerdi. Bu özgüvenle, yaban illerinde her türlü zorluğa dayanmayı seçmişlerdi. Öyle ki, kazandıkları paraların azını harcayıp, çoğunu biriktirerek ülkelerine göndermişlerdi.

 

Türkiye Ekonomisine Katkıları……………….

1970’ler boyunca, Türkiye’nin geleneksel ürünler ihracatı ile zar zor yapabildiği üç milyar dolarlık yıllık ihracata eş değer dövizi, bu yurttaşlarımız her yıl ülkelerine göndererek ekonomik kalkınmaya büyük katkıda bulunmuşlardı. Bütün bu özverilerine karşın, ne Almanya’da, ne de Türkiye’de hak ettikleri itibarı görememiş, hatta çoğu zaman ülkede “Almancı” lakabıyla aşağılanmışlardı.

Kimi Almanya’da geçirdikleri iş kazaları, kimi hastalık ve yaşlılık nedeniyle artık aramızda olmayanlar dahil, hayatta ama yaşlanmış bu ilk dönem göçmen işçiler benim için, kelimenin tam anlamıyla  “kahraman” sıfatını hak eden yurttaşlarımızdır.

Onlardan sonra Almanya’da yaşamını sürdüren ikinci ve üçüncü nesil yurttaşlarımızdan, gettolarına kendilerini kapatan İslamcılar dışındaki büyük grup, Avrupa toplumunun seküler değerlerini benimseyerek yaşamlarını sürdürmekteler.

 

Aslında Almanya’daki bu farklı yurttaş grupları, sosyal bilimciler için, birçok açıdan çok değerli ve önemli bir laboratuar niteliğindedir. Gönül ister ki bu çalışmalar, 1970’lerdekine benzer şekilde, her iki ülkenin akademisyenleri tarafından ciddiyetle ele alınsın, yurttaşlarımız yanında, her iki ülke için de yararlı sonuçlar üretsin.

 

Elbette bu bir siyasi tercih sorunudur. Bırakın iki ülke arasındaki ilişkileri rasyonel bir temele oturtmayı, kendi yurttaşlarını kutuplaştırmaktan siyasi yarar uman yönetim anlayıştan, farklı yaklaşımlar beklemek de, hayalden öteye bir şey değildir.

 

Ancak günümüzde hakim siyasi anlayış ne kadar olumsuz olursa olsun, böylesi karmaşık ilişkiler içinde olan iki ülkenin, karşılıklı toplumsal bilinçlenmeler eşliğinde ilişkilerini eninde sonunda gerçekçi yaklaşımlara çekeceklerini akıldan çıkarmamak gerekir.

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :