SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- 2019’A EŞİTSİZLİK KAVRAMI ÜZERİNDEN BİR BAKIŞ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- 2019’A EŞİTSİZLİK KAVRAMI ÜZERİNDEN BİR BAKIŞ

02.01.2019 - 17:42

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- 2019’A EŞİTSİZLİK KAVRAMI ÜZERİNDEN BİR BAKIŞ

Batı’nın bazı iktisatçılarına göre neo-liberal krizin bıraktığı en büyük hasarlardan biri olan ‘eşitliksizlik’ zamanımızın en büyük sorunlarından biri haline geldi. 

Sosyal güveni ve demokratik kurumlara güveni sarsarak, batı toplumlarının geleceklerini tehdit eden eşitsizliğin, geçtiğimiz yılın son aylarında Fransa’da tanık olunan yıkıcı tepkilerin ana nedenlerinden biri olduğu ifade ediliyor.

New York City Üniversitesi’nden Prof.B.Milanoviç’e göre, 1980 ortalarından bu yana özellikle zengin ülkelerde eşitsizlik artıyor. Öyle ki; son zamanlarda ortaya çıkan Panama ve Paradise Belgeleri’ndeki zenginlik verilerine ulaşılamamış olması durumunda bile, eşitsizlik ölçüsü Gini katsayıları aşırı tırmanma eğiliminde.

Az gelişmiş ve demokratik olmayan ülkelerin zaten sistemik sosyal sorunu olan eşitsizliğin, Batı’nın gelişmiş ülkelerinde de ortaya çıkmış olmasının ilk sonucu siyasete yansıması oluyor. Bu konuda ABD’den ve Avrupa’dan gelen verilere göre; ana akım parti ve liderler yerine marjinalleri iş başına getirmek olarak tanımlanan ‘popülizm’ olgusu güç kazanıyor.

Çünkü iş kaybı, ücretlerdeki göreli düşme vb nedenlerle memnuniyetsiz insanlar havuzu giderek büyüyor. Onlar da bu sonuçtan ya elitleri , ya da göçmenleri sorumlu tutuyorlar.

Diğer taraftan IMF, OECD, ILO hatta WEF gibi kuruluşlar, on yılı aşan süredir küresel çapta yükselme eğilimindeki eşitsizliğin, büyümeyi, sosyal bütünlüğü ve iş dünyasını tehdit eden boyutlara doğru yol aldığı konusunda çok ciddi uyarılarda bulunuyorlar. 

İsveç merkezli think-tank Arena’nın baş ekonomisti Sandro Scocco bu bilgiyi verdikten sonra; Avrupa bu konuda herhangi bir önlem alıyor mu diye soruyor ve yanıtını kendisi veriyor: ‘Hayır almıyor.’

Bu hareketsizliğin nedeni olarak da; Avrupa’da veya başka yerde ne olup bittiği hakkında hala bir konsensus olmamasını gösteriyor.

Scocco’ya göre, son yirmi yılda siyasetin patronlarının siyasi tercihi, vergilerin azaltılıp, kaynakların dikine yeniden dağıtımı şekline dönüştü. Böylece 1990’lardan itibaren eşitsizlik, piyasa güçlerinden çok, kamu kaynaklarının tekrar dağıtımının çarpıtılıp, azaltılmasından kaynaklandı.

ABD Chicago Okulu’ndan Simehai Birkai’ye göre; büyük iş piyasalarının gücü, fiyatları istedikleri düzeye yükseltti. Piyasayı yöneten küresel şirketler arasında birleşmeler (merger) arttı. Sonuçta üretimde ölçeksel büyümeler yoluyla verim artışı yerine rantlar arttı. Böylece yeniden dağıtım tüketiciye değil, fiyat marjını yaratan yönetici ve patronlara gitti.

Yine Chicago Okulu’ndan Prof. Luigi Zingales, bu sürede izlenen politikaların büyüme ve inovasyon yerine, büyük şirketleri korumaya dönük olduğu tesbitini yapıyor. Bu duruma herhangi bir tepki oluşmamasını da; politikacılar, iş dünyası ve bazı hane halklarının düşük verimlilik ve rant ekonomisine yatırım yapmak suretiyle serbest rekabet üretecek yatırımsızlık ortamına alıştırılmış olmasına bağlıyor. Bu durumun da tam bir “eşitsizlik kısır döngüsü”ne neden olduğunu ifade ediyor.

Peki bu kısır döngüden çıkılıp, çalışana bilgi ve beceri kazandırılarak pazarlık gücünü arttıracak ‘erdemli döngü’ye geri dönülebilir mi?

Yanıt: Neden olmasın?

Sol görüşlü iktisatçılara göre hiç de güç değil! Şöyle bir algoritma öneriyorlar. Yeniden dağıtımı düzenleyecek mali transfer sistemini yeniden kur; çalışanların ücret pazarlık gücünü yükselt; gerçek yatırımları (makina+insan) arttır ki; üretim ve alım gücü artarak genişlesin; ürün piyasalarında serbest rekabet hakim olsun.

Ancak soru şu; eşitsizlikle savaşmak için, iş dünyasının çıkarlarından çok, verimliliği arttırmanın öncelendiği bu uygulamayı kim yapacak? Elbette piyasaya hakim büyük işverenlerin yüzde birinin bile buna yanaşmayacağı açık!

Peki yönetimi eline geçiren siyasetçiler? Onlar da yapmazlar! Çünkü hangi siyasi görüşten olurlarsa olsunlar, onların biricik dertleri güçlü ortaklar yardımıyla seçimleri yeniden kazanmak!

Bunları sıraladıktan sonra Pink Floyd’un; ‘Orada kimse yok mu?’ sorusunu yöneltiyor ve “umud edelim birileri olsun; çünkü başta batı olmak üzere, bütün dünyanın fena halde bir rönesansa ihtiyacı var.” çağrısını yapıyorlar.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :