SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ABD’DE HEYKELLERİN YIKILMASI BİR DEĞİŞİMİN HABERCİSİ Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ABD’DE HEYKELLERİN YIKILMASI BİR DEĞİŞİMİN HABERCİSİ Mİ?

07.07.2020 - 21:18

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ABD’DE HEYKELLERİN YIKILMASI BİR DEĞİŞİMİN HABERCİSİ Mİ?

 

 

 

ABD’nin Minneapolis kentinde 25 Mayıs 2020 günü George Floyd adındaki bir siyah Amerikalı tutuklanması sırasında öldürüldü. Bu olayın ardından Minnesota eyaletinde başlayan gösteriler, kısa süre içinde siyahların yoğun yaşadığı diğer eyaletlere de sıçradı. Başta NewYork olmak üzere birçok kentte, gösteri boyutunun ötesine taşan protestolar sırasında işyerleri yağmalanarak ateşe verildi.

 

Bilindiği gibi 4 Temmuz, ABD’de Bağımsızlık Günü olarak kutlanır. Bu yıl, bu anlamlı güne kadar süren bu protestolar boyunca 22’si ateşli silahla olmak üzere en az 26 kişi yaşamını kaybetti. Polisin göstericilere, destekçilerine ve gazetecilere karşı çok sert davranması, gerilimin artmasına ve  protestocuların vandalca  eylemlerine neden oldu. Ülkenin birçok kentindeki heykel ve anıtlar ateşe verilerek yıkıldı.

 

Bu heykel ve anıtlar,  19.yy sonlarında kabul edilen ve 1965’e kadar yürürlükte kalan ayrımcı “Jim Crow Yasası” çerçevesinde yapılmış, izleyen dönemlerde çeşitli tartışmalara konu olmuştu. Ülkenin, başta güneydekiler olmak üzere birçok eyaletinde yer alan, Konfederasyon dönemi kurucu babalarının ve asker-sivil yetkililerin heykel ve anıtları, bazı kentlerin yöneticileri tarafından kaldırılmıştı. Siyah Amerikalılar’ın zihinlerinde oluşan, köleliğin ve beyaz üstünlüğünün devam ettiği algısı bu yolla silinmek istenmişti.

 

George Floyd’un öldürülmesi; bu anıtların kaldırılmasını veya değiştirilmesini yasaklayan “eyalet yasalarının” yürürlükte olduğu yerlerde, yeni bir saldırı dalgasına neden oldu.

 

İlk saldırı, 1861-65 arası Amerika İç Savaşı sırasında köleliğin kaldırılmasına karşı çıkan, güney eyaletlerinin kurduğu  Konfederasyon’un başkanı Jefferson Davis’in, Virginia eyaletinin başkenti Richmond’daki heykeline yönelik olarak gerçekleşti. Domino etkisi ile adeta histeriye dönüşen saldırılar hızla diğer kentlere yayıldı.

 

Saldırıların dozu, köleliğin kaldırıldığı 19 Haziran 1865’in yıldönümü olarak ulusal çapta kutlanan ve “Juneteenth” olarak adlandırılan tarihe doğru ve ertesinde daha da arttı.

 

 

 

Siyahların oy hakkına karşı çıkan Konfederasyon generali Albert Pike’ın Washington DC’deki heykeli, uzunca bir süredir tartışma konusuydu. Çünkü, Pike’ın ırkçı Ku Klux Klan örgütünün tepe yöneticilerinden biri olduğuna dair söylentiler siyah Amerikalılar arasında yaygın hale gelmişti. Diğer yandan Pike’ın sivil giyimli halini gösteren heykel, uzun süre liderliğini yaptığı ABD Hür Masonları tarafından 1901 yılında yaptırılmıştı.

 

Göstericiler, 20 haziran günü, Pike’ın dört metre yüksekliğindeki heykelini, “şenlik ateşi” gibi yakarak seyrettiler. Ateşin çevresinde “Adalet, Barış ve Irkçı Polise Hayır” sloganları attılar.

 

Oregon eyaletinin başkenti Portland’da, ülkenin kurucu babalarından ve ABD’nin ilk başkanı George Washington’un heykeli üzerine önce “soykırımcı” yazıldı; sonra da başı ateşe verilerek yıkıldı. Bununla yetinmeyen kentteki göstericiler, ABD’nin kurucu babalarından ülkenin üçüncü başkanı Thomas Jefferson’ın adı verilen lisenin önündeki heykeli,  “köle sahibi” yazarak yere indirdi.

 

Kurucu babaların tamamına yakını gibi, hem Washington, hem de Jefferson yaşamları boyunca  yüzlerce kölenin sahibi olmuştu.

 

En ilginç saldırılardan biri de;  4 temmuzda,  Baltimore’da  Kristof Kolomb’un heykelinin alaşağı edilip parçalarının kentin iç limanında suya atılmasıydı. Sadece Baltomire’daki değil, Miami, Richmond Virginia ve St.Paul Minnesota kentlerindeki Kolomb anıtlarına da benzer saldırılar yapılarak kiminin kafası koparıldı, kimi de yıkıldı.

 

Hatırlanacağı gibi, Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, bazılarına göre, kıtadaki yerlilerin soykırıma uğratılmasından sorumlu tutulan tarihi bir kişilik.

 

Bu süreçte heykel ve  anıt yıkımları ABD dışına da taştı. İngiltere’de esir tüccarı Edward Colston’un heykeli yıkılıp yakındaki dereye atıldı. Hatta ünlü başbakan Winston Churchill, kölecilik konusundaki tartışmalı kişiliğinden ötürü hedef alındı.

 

Belçika’da ise, Kral II.Leopold’ün heykellerinin başına birşey gelmemesi için yönetim tarafından müzeye taşınmasına karar verildi. Çünkü adı geçen kral Afrika’yı vahşi şekilde sömürenlerin başında geliyordu.

 

Konfederasyon dönemi ve sonrasında, ırkçılık, beyazların üstünlüğü gibi  politikaları sahiplenen siyasetçi ve askerlerin heykelleri birer birer devrilerek, ülkede beyazların üstünlüğüne vurgu yapan “konfederasyon miti”ne karşı tepki, hem ulusal, hem de uluslararası düzeyde böylece somutlaştırılmış oldu.

 

Bu kadarı ile kalır mı?

 

Başta ABD olmak üzere birçok ülkede, her türlü ayrımcılık ve eşitsizliğin dayanılmaz boyutlara varması, George Floyd’un katli küresel bir değişim için dönüm noktası olabilir mi?

 

Unutulmamalı ki; insanlık tarihi, birçok büyük değişim sürecinin  öncesinde ve sonrasında, kimilerine göre ‘vandallık’,  kimilerine göre de ‘meşru hak’ olarak görülen ‘anıt yıkma’ eylemlerine tanık oldu. En belirgin tanıklık, geride bırakılan 20.yy’da yaşandı. İki büyük savaşın öncesinde ve ardından çok sayıda anıt yıkıldı, yerine yenileri dikildi. Ardından da büyük değişimler geldi.

 

Bu noktada; “ABD’de bir değişim beklemeli miyiz?” sorusunu sormak doğrudur. Yanıtı için, tartışmalı eylem ve sözleriyle son dört yıldır ABD’yi “yöneten” Trump’ın, son olaylar üzerine geliştirdiği söylem ve tavırlara kısaca bakmak olur.

 

TRUMP NE DİYOR?

 

Bilindiği gibi önümüzdeki kasım ayında ABD’de başkanlık seçimi yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre Trump bugün itibariyle, Demokrat aday Biden’ın yaklaşık on puan gerisinde.

 

Pandeminin yükselmesine engel olamadığı için sıkıntılı günler geçiren Trump’ın,  hiç vazgeçmediği toplumu kutuplaştırma stratejisini, seçim kampanyasının ana unsuru olarak kullanmaya devam edeceği anlaşılıyor.

Nitekim 4 Temmuz Bağımsızlık gününde,  geleneksel olarak başkanlardan beklenen “ulusal birlik” mesajı yerine, toplumu bölücü tavırlarını bütün hızıyla sürdürdü.

 

Trump konuşma için Güney Dakota eyaletindeki ‘Mount Rushmore Ulusal Anıt’ alanı seçti. Amerika’nın, hür bir ülke olarak ilk 150 yılını unutturmamak  amacıyla, ABD eski başkanları George Washington, Thomas Jefferson, Abraham Lincoln ve Teddy Roosevelt’in büyük boyutlu masklarının oyularak yapıldığı bu anıtın önünde, heykel yıkıcılarına ve siyasi muhaliflerine  meydan okudu.

 

Konuşmasında, aralarında anıttaki iki kurucu babanın da olduğu 56 vatanseverin, 244 yıl önce bir araya gelerek imzaladıkları Bağımsızlık Bildirgesi’nde “bütün insanlar eşittir” ilkesinden hareket ettiklerine değinerek şunları söyledi: “Ulusumuz, şimdiye değin oluşturduğu değerlerinin elinden alınarak kahramanlarına iftira atıldığı acımasız saldırılara tanık oluyor. Öfkeli çeteler kurucu babalarımızın heykellerini yıkıyor, en kutsal anıtlarımıza saldırıyor, kentlerimizde vahşet sergiliyor. Amerikalıların zayıf, yumuşak ve itaatkar olduğunu sanıyorlar. Hayır! Amerikalılar güçlü ve onurludur. Tarihlerinin, kültürlerinin, değerlerinin ve ülkelerinin ellerinden alınmasına izin vermeyecekler. Bu anıtı da hiçbir zaman kirletemeyecekler.”

 

Tamamına yakını yüzlerce köle sahibi o kurucu babaların, “bütün  insanlar eşittir” mottosu ile yola çıkmış olmaları,  ABD’nin kuruluşundan bu yana ülkeyi yönetenlerin sergiledikleri iki yüzlü siyaseti yansıtması açısından çok  dikkat çekici bir ara not olarak vermek yerinde olur.

 

Bu olguyu hiç dikkate almayan Trump, konuşmasının bir bölümünde muhalefeti ve protestocuları, “ bu sol görüşlü kültür devrimi taraftarları, anıtlarımızda sembolleşen ulusal mirasımızın anılarını ortadan kaldırarak Amerikan Devrimi’ni yıkmak istiyorlar” sözleriyle suçladı.

 

Son günlerde iyice yükselttiği kavgacı üslubuyla, düşmanlarını “vatanseverlikle ilgisi olmayan, çok tehlikeli aşırı solcu faşistler” olarak tanımlamaktan da kaçınmayan Trump, konuşması boyunca pandemi konusuna bir kez yer verdi. “Çin’den gelen bir virüsün saldırısı ile karşı karşıya kaldık.Çin’in gizli, aldatmacı yönetimi nedeniyle, virüs bütün dünyaya yayıldı. Bütün bu olumsuzlukların baş nedeni Çin’dir” dedi.

Sıkıştığı cendere yüzünden dışa vurmaktan kaçınamadığı tavır ve söylemleriyle bir hayli alay konusu olan Trump, kendi beceriksizliğinin faturasını Çin’e yıkmaya çalıştı.

 

Bazı yorumcular, kasımdaki seçime kadar “köprülerin altından daha çok su geçer” dese de,  Demokrat aday Biden’ın, iyi bir Başkan Yardımcısı adayı ile seçimleri kazanma olasılığı giderek yükseliyor.

 

Pandemi yönetimindeki kötü performans, inanılmaz boyutlara ulaşan işsizlik ve George Floyd’un katlinin neden olduğu olaylar, önümüzdeki seçimde ABD’de demokratik bir değişimi tetikler mi?

Yoksa, sayıları çok olmasa da, bazı yorumcuların kaygıları doğrultusunda, Trump ve ekibi bir dönem daha iktidarda kalmak için, zaman zaman geçmişte karşılaşılmış kirli seçim oyunlarına mı başvurur?

 

Bekleyip, göreceğiz.

 

 

 

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :