SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AMERİKAN KAPİTALİZMİ AYAKTA KALABİLİR Mİ? YA DA SOSYAL SERMEYENİN NE KADARINI KORUYABİLİYORUZ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AMERİKAN KAPİTALİZMİ AYAKTA KALABİLİR Mİ? YA DA SOSYAL SERMEYENİN NE KADARINI KORUYABİLİYORUZ?

05.01.2019 - 8:30

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AMERİKAN KAPİTALİZMİ AYAKTA KALABİLİR Mİ? YA DA SOSYAL SERMEYENİN NE KADARINI KORUYABİLİYORUZ?

Bir yanlış anlaşılmayı önlemek için baştan söyleyeyim, yazının başlığı bana ait değil. 

Bu başlık yakınlarda ABD’de yayınlanan bir kitabın adı. Kitabın yazarı ise ABD George Mason Üniversitesi’nden Prof. Steven Pearlstein adında bir akademisyen ve aynı zamanda Washington Post gazetesi köşe yazarı.

Kitap hakkında Prof. Pearlstein ile yapılmış bir söyleşiyi periyodik olarak izlediğim Vox Media adlı haber sitesinin, yeni yılın ikinci günündeki yayınında gördüm. Sitenin yazarlarından akademisyen Sean Illing’in  yaptığı söyleşinin önemli soru ve yanıtlarını özet olarak sizlerle paylaşmak istedim. 

Ancak, konu bir hayli ilginç ve önemli olduğu için, ne kadar özetlemeye çalışsam da, bir köşe yazısı boyutunu bir hayli aşacak olması nedeniyle, okuyucularımın affına sığınırım.

Kapitalizme Olan Güven Kaybı

Çok sayıda insanın kapitalizme olan inancının neden kaybolduğu şeklinde sorulan ilk soruyu Prof.Pearlstein şöyle yanıtlıyor.

On yıl önce Amerikalı’ların %80’i serbest pazar ekonomisinin en iyi ekonomik sistem olduğuna inanıyorlardı.Bugünlerde bu oran %60’lara inmiş durumda.

Hatta yakınlarda, Y kuşağı olarak adlandırılan 1980 sonrası doğumlular arasında yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, bu gençlerin ancak %42’sinin kapitalizmi desteklediği ortaya çıktı.

Peki ne oldu? Hem ABD’de, hem de diğer birçok ülkede bu orandaki insan kapitalizme güvenini neden kaybetti; sorusuna yanıtı da şöyle Pearlstein’ın.

En başta gelen neden, sistemin büyük ölçüde dengesiz hale gelmesi. Çünkü çalışanların ücretlerinde anlamlı bir artış olmadı; zengin ve fakir arasındaki gelir eşitsizliği makası öylesine açıldı ki; bu insanlar birbirlerinden çok farklı dünyalarda yaşar hale geldiler. Öyle olunca da, insanların statükodan memnun olmamaları hiç de sürpriz sayılmamalı.

Neo-liberalizm olarak adlandırılan küresel serbest piyasa ideolojisinin kapitalizmin ahlaki temellerini çatırdatıp adeta kırdığını ifade eden Pearlstein, bütün bunlara karşın kapitalizmin hala ölüm döşeğinde olmadığını düşündüğünü söylüyor.

Ancak daha fazla gecikmeden, kapitalizmin düştüğü bu çukurdan çıkarılması için, ABD iş dünyası ile toplum arasında yeni bir sosyal kontrata ivedilikle ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

İnsanların kapitalizme güven kaybının ardında; son otuz yılda, en tepedeki % 1’in, % 10’un, hatta % 20’nin ekonomik büyümeden kaptıkları pay o boyutlara ulaştı ki; toplumun geri kalanının ciddi şekilde marjinalleşmesine neden oldu.

Bu durumdan, sadece marjinal hale gelen insanların değil, yararlanan üst grupların bile, acımasız, adaletsiz ve birçok kötülüğü ödüllendiren, hatta kendi ahlak anlayışlarını bile tahrip eden olarak gördükleri için şikayet ettiklerini ironik bir ayrıntı olarak dile getiriyor.

ABD Kapitalizmi’nin Rekabet Gücü Çöktü ve

Kapitalizm Raydan Çıktı

Bu sürecin 70/80’lerde başladığına değinen Pearlstein, başlarda, neo-liberal politikalarla küresel serbest ticaret ve düzensiz piyasaların ortaya çıkması ile ABD endüstriyel ekonomisinin rekabet gücünün kaybolduğuna işaret ediyor. O yıllara kadar hem iç piyasaya, hem de dış piyasalara hükmeden Amerikan Şirketleri bir hayli zayıfladıkları için, başta çalışanları ve ortaklarına karşı acımasız olmaya başladılar. 

Yani çalışanların ücretlerinden, ortaklarının da kar paylarından kesintiye gittiler. Sonunda ortaklar başkaldırdı ve 80’lerin ortalarından itibaren zorla ve hileli ( hostile takeover) el koyma sürecinde, ortaklara öncelik tanınması için şirket yöneticileri üzerindeki baskılar yoğunlaştı.

Sonuçta şirketlerde tamamen hisse değerinin artırılmasına dönük yeni bir strateji benimsendi. Çok açık bir şekilde bu yeni strateji, yönetici ve ortaklara daha çok para, çalışanların ise daha azına mecbur olmaları sürecini beraberinde getirdi.

Yani kapitalizm raydan çıktı. Açgöz ve hırslı yönetici ve ortakların aşırıya kaçmasını engelleyen normlar bizzat kapitalizm tarafından aşındırılarak devre dışı bırakıldı.

Kapitalizm Kurtarılmaya Değer mi?

Sosyalist  Devrim Riski Kapıda mı?

Bu durumdan çıkışın “kapitalizmin kendisinden kurtulması” ile mümkün olacağı gibi tuhaf bir önermede bulunan Pearlstein’ın bu yaklaşımına karşı, söyleşiyi yapan Sean Illing’in sorduğu şu soru ilginç; Peki; kapitalizmin kurtarılmaya değer olmadığını, hatta kurtarılmayacağını düşünen ve kurtarmanın hiç de ahlaki olmadığını söyleyenler var, onlara ne dersiniz; sorusunu Pearlstein şöyle yanıtlıyor.

Şunu sormak lazım! Bu durum kapitalizmin doğasından mı kaynaklanıyor? Sanmıyorum! Çünkü başta Almanya olmak üzere Kuzey Avrupa’nın bazı ülkelerinde, normlar, kurallar ve davranışlar bütünlüğü altında işleyen bir kapitalizm var. ABD’de ve başka bazı ülkelerdeki gibi ” acımasız” olma ihtiyacı duymayan kapitalistik yapılar bunlar.

Kapitalizmin, aynı demokrasiler gibi bir iyi tarafı; kendini düzeltebilecek mekanizmalara sahip olması. Evet açık gerçek şu; günümüzdeki inanılmaz eşitsizlik, hem ekonomik olarak, hem de ahlaken kabul edilemez. Bu haliyle elbette sürdürebilir olmaktan çıkmış durumda. O yüzden eğer biraz daha böyle devam ederse bir devrim riski bizi bekliyor.

Kapitalizm ne kendiliğinden ahlaki, ne de kendini tasfiye edecek bir sistem! Yoldan çıkıp, bozulma ve kabul edilemez eşitsizliklere neden olacak sapmalar sergilediğinde, kendisini düzeltecek önlemleri de içeren bir sistem. Pearlstein sözkonusu kitabını yazmasının ana nedeninin de bu önlemleri ortaya koymak olduğunu ifade ediyor.

Söyleşinin bu aşamasında Illing şu yorumunu takiben sorusunu yöneltiyor.Kapitalist Sistemin, K.Marks’ın söylediğinin tersine, kendisini adapte edebilmekte bir hayli yetkin olduğunu düşünüyorum. Ancak sorun şu ki; bizdeki sistem kendisini ya adapte etmek istemiyor; ya da bunun için acele etmiyor. Halbuki öyle bir medya kültüründeyiz ki; insanların nerdeyse yarısı, bu sonuçlardan hırslı, açgöz şirket yönetici ve ortaklarını sorumlu tutmak yerine, göçmenleri ve mevcut kuralları sorumlu tutan yönlendirmelerle aldatılıyor. Soru şu; bütün bu karmaşanın altından nasıl kalkılacak?

Pearlstein’ın bu soruya yanıtı ise şöyle; normları değiştirerek, bu konuları tartışarak! Demokrasi böyle çalışan bir sistem. Normları nasıl değiştireceğiz; diye sorarsanız? Bilmiyorum! Gerçekten bilmiyorum. Çünkü beş yıl önce kabul edilebilir olan şeylerin artık kabul edilebilir olduğundan emin değilim.Çünkü insanlar moral olarak çökmüş ve çok kızgın durumdalar. Bu da normların değiştirilerek, mevcut kültürün evrilmesini sağlayacak süreci getirecek.

Illing’in sonraki sorusu şu; bizim siyasi sistemimiz özel sermayenin kaynakları ile çalışıyor. Yani zenginlik politik güce ve etkiye dönüştüğü için yasalar tepedekilerin çıkarları doğrultusunda düzenleniyor.

Pearlstein’ın bu soruya yanıtı da şöyle: Haklısınız! Eğer politikanın finansmanını yeniden düzenleyemezsek, ekonomik sistemimizi düzene sokamayız. Parayı siyasetin dışına çıkarmak gerekir. Bu öneri ancak bir anayasa değişikliği ile gündeme gelebilir.

Bunu yapamazsak, varlıklı kesimin politikadaki ağırlığının, bugüne kadar olduğu gibi, onları daha varlıklı hale getirdiği kısır döngüden kurtulmak mümkün olmaz. Çünkü biliyoruz ki; böyle bir süreç sonunda bir ‘devrim’i ortaya çıkartır. Ancak yapmamız gerekenleri yapamazsak bu sürecin de önüne geçilemez.

Bu konuda yol açma görevi Demokratik Parti’ye düşmektedir.Eğer bunu yapmak isterlerse, programlarının en başına koymaları gerekir. Aslında kolayca yapılıp, seçmen nezdinde kabul görecek bir iş. Çünkü insanlar çok öfkeli. Siz ve ben gibi insanlar gerçekten bıkmış, bunalmış durumda!

Sosyal Sermaye / Sınıfsal Hareketlilik

Illing’in bir sorusu da şu; kitabınızda ” liberal eleştiriler hiçbir zaman eşitsizlik düzeyinden şikayet etme fırsatını kaçırmaz; fakat hangi tür ve ne düzeydeki eşitsizliğin ahlaken kabul edilebilir düzeyde olduğuna değinmez”. Ne demek istiyorsunuz?

Pearlstein bu soruyu şu karşılığı veriyor: Bu soruyu ‘sosyal kapital’ olarak adlandırılan bir sosyal bilimler terimi ile yanıtlamak isterim. Sosyal Kapital, toplumun bireyleri olarak hepimizin birbirimize ve kurumlarımıza güveninin düzeyini ifade eder. İşler adil olmaktan çıktıkça, güven erozyona uğrar. Eşitsizlik kontroldan çıkmış olur. 

Bir başka bakış açısı da sınıfsal hareketlilik ile ilgilidir. Nesiller arası sınıfsal hareketlilik düşmeye başlayınca, işler iyi gitmiyor demektir. Neo-liberal programı kırk yıldır sürdürüyoruz; o yüzden nesiller arası geçiş verisine henüz sahip değiliz. Ancak gözlenen büyük eşitsizlik nedeniyle sosyal kapitalin bir hayli aşındığını görebiliyoruz. Bu başlıbaşına uyarıcı bir sinyal. Bu sürecin felakete gidişinin önüne geçebilmeliyiz. 

Illing’in bir sorusu da, Pearlstein’ın kitabında önerdiği çözümlere dair şu soru; gelirin daha adil yeniden dağıtımı; daha adil vergi reformu; evrensel asgari ücret; iş dünyası ve toplum arasında yeni bir sosyal kontrat; yüksek öğretime daha çok erişilirlik gibi önerilerinize katılmamak mümkün değil. Ancak bunları gerçekleştirecek bir politik irade var mı, yok mu? 

Pearlstein bu soruya şu ilginç yanıtı veriyor:

Sosyalizme gitmek yerine, bu sorunları mevcut yapı içinde düzeltmenin çok daha kolay olduğunu düşünüyorum. Eğer bunları elimizdeki kapitalizm içinde düzeltecek iradeyi ortaya koyamazsak; ulusal sağlık sigortası, herkes için ücretsiz yüksek öğretim, çalışsın çalışmasın, herkes için garanti ücret gibi şimdilik uzak görünen, ancak tam sosyalist taleplerle karşı karşıya kalabiliriz. 

Devrilme Noktası

Illing’ın son sorusu ve Pearlstein’ın verdiği yanıtla yazıyı sonlandıralım.

Önerdiğiniz geniş spektrumdaki çözüm başlıklarının, 2008 Finans Krizini çıkaran yerleşik finans yapısını tehdit edeceği için onların bu konumlarından vaz geçeceklerinden emin misiniz?

Unutmamak gerekir ki; sosyal normlardaki haklı değişiklik talepleri, politik değişikliğin öncelidir. Tersi değil! 

GOP ( Grand Old Party/Republicans) vergi indirimlerinin sorumsuzca yüksek ve adil olmadığı konusunda sizinle hemfikirim. Bunlar halkın, (enough is enough) yeter artık, diyeceği şeyler olmanın çok ötesine taşındı.Sizinle durumun tam olarak ne olduğu veya ne daha ne kadar süreceği konularında mutabık olmayabiliriz. 

Ancak açıkça görünen o ki; sonunda, ABD’nin ‘ devrilme/taşma noktası’ konumuna geldiğine dair kamuoyunda yeteri kadar açık sinyaller ortada duruyor.

Bundan sonra ne olacağını bekleyip, göreceğiz.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :