SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ANKARA ÇUBUK’DAKİ LİNÇ SALDIRISINDAN ÇIKARILACAK İLK DERS! “BİREY OLMA/OLAMAMA”

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ANKARA ÇUBUK’DAKİ LİNÇ SALDIRISINDAN ÇIKARILACAK İLK DERS! “BİREY OLMA/OLAMAMA”

25.04.2019 - 7:58

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ANKARA ÇUBUK’DAKİ LİNÇ SALDIRISINDAN ÇIKARILACAK İLK DERS! “BİREY OLMA/OLAMAMA”

Geçen cumartesi başkentin banliyösü Çubuk İlçesinin bir köyünde düzenlenen bir şehit cenaze töreni sırasında, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na bir köylü yurttaş tarafından saldırıldı. Ayrıntılar ortaya çıktıkça bir ‘ linç girişimi’ olduğu anlaşılan bu saldırının ardından geçen birkaç gündür gazete manşetlerinden tutun da, tv haberlerine ve sosyal medyaya kadar her ortamda bu çirkin olay manşet oldu. 

Ne yazık ki hâlâ devam eden bu süreçte başta Sn.CB olmak üzere iktidar sözcülerinin, adeta bir ağızdan çıkmış izlenimi veren söylemlerinde, bir yandan basmakalıp sözlerle saldırıyı “kınar” gibi görünüp, diğer yandan şiddetin mağduru Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarını olayın tahrikçisi olarak gösterme çabalarının nedenini anlamaya çalışıyorum.

En basit yaklaşımla tipik bir ” Anadolu ergenliği”nden kurtulamayışın yansıması olarak nitelendirilebilecek bu tavra, ülkemin mahalle  kavgalarının sonunda genellikle rastlandığına çok tanık oldum.

Ancak söz konusu olayın failleri bir yana, hemen sonrasında yorum yapan siyasi sorumluk sahibi insanların yaşlarına ve işgal ettikleri konumlara bakıldığında, ortada ciddi ve kaygı verici bir silsile halinde, ‘ sosyo-politik-psikolojik’, hatta ‘teolojik’ soruları gündeme getiren bir olayla yüzleşmemizi gerektiren bir durumda olduğumuzu görmemek mümkün değil. 

Açıkçası bir anomali, hatta ciddi patolojik bir durumla karşı karşıyayız gibi geliyor bana.

Yukarıdaki paragrafta ” olayın failleri bir yana” dedim. Çünkü her ne kadar metropol Ankara’nın hemen çeperinde yaşıyor olsalar da, olayın failleri oldukları ileri sürülenlerin, ” birey” olamamışlığın dürtüsü ile hareket ettiklerini kabul etmeliyiz diye düşünüyorum.

Son yarım yüzyıl içinde kırsal kesimden kent varoşlarına yığılmaların giderek büyük boyutlara vardığı göz önüne alındığında, ‘ birey ‘ olamama olgusunun, başta İstanbul ve Ankara gibi metropol kentlerimiz yanında, Anadolu’daki birçok kentimizde de siyaseti ve siyasetçiyi, popülizmin kötü kokulu labirentlerine hızla çektiği gerçekliğinin anlaşılmasının zor olmadığını düşünüyorum.

Kanımca önceki uzun yıllar boyunca benzerlerini yaşadığımız onca acı verici olay gibi, Çubuk olayının ardında da büyük ölçüde aynı olgu yatıyor. Yoksa yüzlerce şehit verdiğimiz son yıllarda, ülkenin en tepesinden aşağılara doğru sorumluluk sahibi yöneticiler şehit yakınlarını teselli etmek adına ” Şehidiniz Peygamber’imize komşu oldu; sevinin, gurur duyun, çünkü bu makam herkese nasip olmayan zenginliklerin en yücesidir!” gibi bir yaklaşım sergileyebilirler miydi?

Üstelik bu absürd sözleri yönelttikleri insanlar, Atamızın yüzyıla yakın süre önceki sözleriyle ‘fakr u zaruret” içinde yaşama tutunmak için çabalarken, kendileri ise halkın vergilerinden sağladıkları büyük olanaklarla yaşamdan yararlanırken! 

Ayrıca bütün bu ifadelerinde her fırsatta tekrarlaya tekrarlaya ekşimiş sosa dönüştürdükleri ” milli birlik, beraberlik, rabia vb” sözlerinden sonra, kendilerine muhalefet eden milyonları, teröristlikle suçlayıp, hitap ettikleri topluluklardan destek alabilirler miydi?

Sosyolojinin birçok dalını ilgilendiren bu sorunun kaynağı, öyle sanıyorum ki; bir asır önceki Osmanlı kültürüne dayanıyor. Bilindiği gibi, Osmanlı’da meşruiyetini Tanrı’dan aldığı düşünülen bir padişahın “kul”ları anlayışının, Cumhuriyet ile birlikte kırılması, Cumhuriyet devrimleri ile büyük ölçüde başarılmıştı. 

Bu anlamda devrimlerin en önemli iki aracından biri Halkevleri, diğeri daha sonra kurulan Köy Enstitüleri idi. Buralarda Atatürk’ün işaret ettiği yönde ‘ fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür ‘ üretici nesillerin yetiştirilmesi temel hedef olarak belirlenmişti. Böylece Osmanlı’nın torunları “kul”luktan kurtulup, her anlamda özgür üretici ‘ birey’ler olacaklardı.

Ne yazık ki; bu kutsal süreç 1940’ların sonundan itibaren yıpratılarak, 1950’lerde değişen iktidarın gücü ile tamamen sonlandırıldı.

Yani o tarihlerden bu yana geçen yaklaşık yetmiş yıl içinde siyasi iktidar, yerel feodal veya yarı feodal güçlerin desteklediği asker/sivil bürokratların elinde yoğunlaştı. Bunların asker olanları sözde Atatürk’çü kisve altında, diğerleri de büyük ölçüde din istismarı ile iktidarlarını hep korudular. Sonunda sistem, İslamcı birçok tarikatın oluşturduğu güçler birliğinin eline geçti.

Bu güçlerin son birkaç yıldır kendi aralarındaki iktidar mücadelesi sonunda, sistem halkoyu ile değiştirilerek iktidar, CB seçilen tek kişinin elinde yoğunlaştı. Yoğunlaşmakla kalmadı, sistemin doğasının getirisi olarak Sn.CB’na güç atfı, demokratik bir sistemin kabul edemeyeceği boyutlara tırmandırıldı. Böylece iyice kutuplaştırılan toplumun yarısının dilinde “reis” olarak adlandırılan Sn.CB’nında doğaüstü güç temerküzünü hatırlatan söylemler aldı başını gitti.

Yani neredeyse toplumun yarısına yakını, Osmanlı döneminin, meşruiyetini Tanrı’dan alan bir “otorite/kul ” ilişkisinin içine doğru çekildi. Doğruyu söylemek gerekirse Sn.CB’nı da, yeni sistemde eşzamanlı biçimde partisinin de Gn.Bşk. olarak, seçim meydanlarında siyasi söylev verirken, bu algıyı pekiştirecek davranışlar sergilemekten kaçınmadı.

Ancak, son yerel seçimlerin sonuçlarından da açıkça görüldüğü gibi, her ne kadar unutulmaya ve unutturulmaya çalışılırsa çalışılsın, Cumhuriyet’imizin bir devrim ürünü olduğuna dair ‘bilinç’, toplumun ‘birey olma’yı başarmış en az yarısında kendini nihayet gösterdi.

Sözün özü; kanımca 31 Mart 2019 yerel seçimleri, bu gerçekliği ortaya çıkarması ile, Cumhuriyet’imizin siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak yerini alacaktır.

Bu tarihten başlayarak ülke, Osmanlı heveslisi bazı topluluklardan kurtarılıp, ‘tasa ve gönenç’i paylaşacak ulusal birliğe ulaştırılmayı beklemektedir.

Bu doğrultuda başta CHP olmak üzere Atatürk’ün, çağcıl uygarlığı işaret ettiği doğrultuda ilerici ve gelişmeci (progressive) siyaseti benimseyen birey olmayı becermiş yurttaşlara büyük görev düşmektedir.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :