SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ SONRASI İLK SORU: AVRUPA RUHUNU KORUYABİLDİ Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ SONRASI İLK SORU: AVRUPA RUHUNU KORUYABİLDİ Mİ?

01.06.2019 - 21:11

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI-  AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ SONRASI İLK SORU: AVRUPA RUHUNU KORUYABİLDİ Mİ?

Bilindiği gibi AP seçimleri 23-26 Mayıs tarihleri arasında 28 üye ülkede yapıldı. Sonuçlar üzerindeki yorumlar biraz daha süreceğe benziyor.

Seçimler öncesinde ” popülist ” olarak adlandırılan bazı aşırı sağ partiler, birkaç ülkede başarılı olsalar da, genel tabloda AB’yi sarsacak bir sonucun ortaya çıkmadığı görülüyor.

Bilindiği gibi özellikle siyasi göstergeler açısından son yıllarda AB ile ilişkilerimiz bir hayli gerginleşmiş durumda. Ancak AB adaylığımızın, bir hayli olumsuz tarzda da olsa sürdüğü dikkate alındığında, seçim sonuçları hakkında bazı önemli başlıklar hakkında bilgi edinmenin yararlı olacağı kanısındayım.

SEÇİMLERE KATILIM ORANLARI

Genel olarak bakıldığında, seçimlere katılım oranlarında artış olduğu anlaşılıyor. 2014’deki seçimlerde  % 42.6 olan oran % 51’e yükselmiş. Bunun 1979’dan sonra elde edilen en yüksek oran olması olumlu bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Ülkeler bazında bakıldığında en yüksek katılım % 90’a yakın oranlarla Benelüks ülkelerinde, en düşükleri ise % 30’un altındaki katılımlarla Yugoslavya’nın yıkılmasının ardından kurulup AB’ye katılan ülkelerde ortaya çıkmış.  AB’nin lokomotif iki ülkesinden,  Almanya’da katılım oranı % 62 dolayında, Fransa’da % 50 dolayında olmuş.

ALMANYA’DAKİ SONUÇLAR

Alman’ ların 2014’deki % 48 olan katılım oranının, % 30 artışla % 62’ye yükselmesi bir hayli dikkat çekici. Kanımca bu artışın en önemli nedeni, bir süredir Alman toplumunu büyük ölçüde kaygılandıran Alternative für Deutschland (AfD) adındaki, göç karşıtı faşist eğilimli ” popülist ” partinin sisteme yönelttiği tehditlerden duyulan kaygı olsa gerek.

Almanya özelinde bir diğer önemli tespit ise, Sosyal Demokrat Parti ( SDP ) oylarının önemli bölümünün Yeşillere kaymış olması!  Nitekim Yeşiller % 21 dolayındaki oylarıyla, ( CDU ) Hıristiyan Demokratlar’ın ardından ikinci sıraya yerleşmiş oldular. SPD ise ilk kez üçüncü sıraya düştü.

 

FRANSA’DAKİ SONUÇLAR

Son birkaç aydır Sarı Yelekliler Hareketi’nin oluşturduğu ortamda yapılan seçimlerin sonuçlarına göre; aşırı sağcı Marine Le Pen’in partisi Ulusal Birlik % 24 dolayındaki oyla ilk sırada yer aldı. Cumhurbaşkanı Macron’un partisi LREM ise % 23 dolayındaki oyuyla ikinci sırada kaldı. Yeşiller % 13 dolayında azımsanmayacak bir oy alırken, dört partinin bir araya gelmesi ile oluşan Sosyalist Koalisyon ise ancak % 6.5 dolayında oy alabildi.

Bu sonuçlardan sonra, Marine Le Pen’in, Macron’a çağrısı uyarınca, Fransız Parlamentosu’nun feshi ile erken seçime gidilip gidilmeyeceğini önümüzdeki günler gösterecek.

İTALYA’DAKİ SONUÇLAR

Bu ülke son yıllarda, Akdeniz üzerinden inanılmaz boyutlara ulaşan göçün büyük baskısı altında kaldı. Diğer taraftan, ekonomik kararlar açısından AB’nin ellerini kollarını bağlamasına karşı tepki giderek bir hayli yükseldi.

Bu olumsuzluklar son seçimlere yansıdı ve Trump’ın ” Önce Amerika” sloganına benzer şekilde, ” Önce İtalya ” diyen Salvini liderliğindeki Lega % 34 dolayındaki oyu ile ilk sıraya yerleşti. Sosyalist Demokratik Parti ise % 24 dolayındaki oyu ile ikinci sırada kaldı.

 

İSPANYA’DAKİ SONUÇLAR

Bir süredir Barcelona merkezli Katalan ayrılıkçılığının bir hayli yorduğu İspanya’da, seçimlere katılım oranı 2014’e göre bir hayli artarak % 64’e yükseldi.  Başbakan Pedro Sanchez’in Sosyalist Partisi % 33 dolayındaki oyu ile ilk sıraya yerleşti.
Göçmen karşıtı aşırı sağ Vox Partisi ise oyların ancak % 6’sını alabildi.

AB’nin büyük ülkelerindeki sonuçlara bakmayı, İngiltere’nin durumuna da kısaca bakarak sonlandıralım.

 

BÜYÜK BİRTANYA-İNGİLTERE- SONUÇLARI

Bu ülkenin bir hayli maceralı AB’ye üyelik süreci, birkaç başvurudan sonra nihayet 1973 başında üyeliğe kabulü ile sonlanmıştı. Ancak bir zamanlar ” üstünde güneş batmayan imparatorluk” olmanın kibiri nedeniyle olsa gerek, her fırsatta AB üyeliğinden pek hoşlanmadıklarını ortaya koydular.

Öyle ki; AB para birimi Euro (€ ) kullanmayı red ederek, kendi paralarını kullanmayı sürdürdüler. Üye ülkeler arası sınırları kaldıran Schengen Anlaşması’na da
taraf olmadılar.

Nihayet 43 yıl sonra, 2016 Haziran ayında yaptıkları referandum ile  az farkla da olsa, Brexit  dedikleri ayrılma kararı aldılar. Ancak üç yıldır nasıl ayrılacaklarına da henüz   bir türlü karar veremedikleri için, mecburen girdikleri
seçimlere katılım oranı, yirmi yıldır olduğu gibi % 40’ın altında kaldı.

Oyların % 31’i Brexit’çilere giderken, İşçi Partisi % 14 dolayındaki oyuyla, Liberal Demokrat’ların ardından üçüncü sıraya düştü.

 

AP PARTİ GRUPLARI

Siyasi eğilimler açısından parlamentoda oluşan gruplara baktığımızda, Merkez Sağ ( EPP ) ile Merkez Sol ( S&D ) grupları ilk iki sıradaki yerlerini korudular. Ancak,  kırk yıldır ilk kez toplamda çoğunluğu kaybettikleri görülüyor.

Her iki merkez gruptan eksilen parlamenter sayısının dağıldığı partilerin siyasi eğilimlerine bakıldığında, parlamentonun siyasi eğilimler açısından çok parçalı olacağı anlaşılıyor. Bu durumda, ulusal partilerin katılabileceği merkez sağ ve sol gruplarla birlikte sekiz farklı grubun oluşması bekleniyor.

Bu arada Yeşillerin, öncelikle Almanya’da kazandığı başarı nedeniyle,  AB’nin vazgeçilmez unsurlarından biri olacağı ifade ediliyor.

Seçimler öncesinden beri ana akım siyasi liderlerin kaygı duydukları, ” euroseptic ” olarak adlandırılan aşırı sağ partilerin en güçlü iki lideri, Fransız Marine Le Pen ile İtalyan Salvini’nin bir araya gelerek yeni bir aşırı sağcı grup oluşturmaları bekleniyor.

Önceki dönem, parlamentoda EPP ( Merkez Sağ ) grubunda yer alan ve siyasi literatürü ” illiberal demokrasi ” dediği tuhaf bir ” kavram ” ile tanıştıran Macar Orban’ın da, bu yeni aşırı sağcı gruba katılacağı tahmin ediliyor.

Aşırı sağ grubu oluşturacak bu partilerin ilk ve en önemli amaçlarının kendi ülkelerinin çıkarları olacağı çok açık. Ayrıca göç ve Rusya ile ilişkilere farklı bakmaları nedeniyle, kendi aralarında uyumlu bir politika izlemelerinin bir hayli güç olacağına vurgu yapılıyor. Kendi aralarındaki bu farklı yaklaşımların, parlamento kararlarında etkilerinin azalmasına neden olacağı anlaşılıyor.

 

RUSYA’NIN ROLÜ

Putin Rusya’sının, diğer ülke siyasi parti ve liderleri ile tuhaf ilişkileri olduğuna dair haberler son zamanlarda bir hayli yaygın bir şekilde medyaya yansıyor. Nitekim ABD’nin 2016 seçimlerinde, Rus ajanların Trump lehine el altından yaptığı işler, sonunda ayyuka çıktı ve Trump’ın başını hala ağrıtmakta olan davalara dönüştü.

Tuhaftır ama; bir süredir benzer haberlere Avrupa medyasında da rastlanıyor. Nitekim başta Fransız Marine Le Pen olmak üzere, İtalyan Salvini ve Macar Orban’ı desteklediğine dair haberler yalanlanmadı.  En son Avusturya Başbakan Yardımcısı aşırı sağcı Strache ile ilişkilerinin açığa çıkması, Rusya’nın AB üzerinde yıpratıcı girişimlerinin sorgulanmasına neden oldu.

Rusya’nın diplomasi dışı, bu tür el altı işleri ayrı bir değerlendirmenin konusu elbette. Ancak şu gözlemimi aktarmadan geçmek istemiyorum.  Günümüzde ABD ve
Çin’in iki hakim kutup haline gelmiş olması, Putin Yönetimi’ni bir hayli kaygılandırıyor gibi görünüyor. Soğuk savaşın bitişi ile kaybettiği gücü geri kazanmak için kendisine alan arıyor olmalı; diye düşünüyorum. Bu olasılık, Putin’in KGB’ci geçmişi dikkate alındığında hiç de yabana atılacak gibi durmuyor.

 

AVRUPA RUHU KORUNABİLDİ Mİ?

AP Parlamento seçimleri yaklaşırken üç ay önceki bir yazımın başlığı; ‘ Avrupa Ruhu Korunabilecek mi? ‘ şeklinde bir soruydu. Seçimden birkaç ay önce muhtelif gruplarca yayınlanan manifestoları ele aldığım söz konusu yazımda;
‘ Avrupa Ruhu için Savaş ‘ alt başlığı altında; o dönem
PES-Avrupa Sosyalistleri Lideri Hollanda’lı Frans Timmermans’ın sorduğu bu soruya yer vermiştim.

Seçim sonuçlarını değerlendiren, gerek  Avrupa’lı, gerek Avrupa dışından çok sayıda yorumcu bu soruya olumlu yanıt veriyor. Ancak ultra sağ faşist eğilimli partilerin  kaygı duyulan sonuçları elde edememesine karşın, parlamentoda yer bulabilmelerinin AB’nin yeni yöneticileri için uyarıcı olduğuna dikkat çekmeyi de ihmal etmiyorlar.

Gerçekten AB üyesi birkaç küçük ülke yanında, Fransa ve İtalya gibi büyük üye ülkelerde, bu partilerin önemli başarılar kaydetmesi karşısında, yeni AB yönetimine önemli görevler düşüyor. Eşitsizlik,  göç/göçmen, iklim değişikliği, dijitalleşme yanında, gelir dağılımını daha kabul edilebilir düzeye taşıyacak yeni bir ‘sosyal mukavele ‘ oluşturulması konuları en başta gelen sorunlar olarak gündemdeki yerini koruyor.

Aşırı sağcı faşist eğilimli partilerin, AB bütünlüğünü yıpratma faaliyetlerinin önüne geçmek için, yeni seçilen AP üyelerinin, askıdaki sorunlara çözümler üretecek yaratıcı mekanizmalara, ivedilikle işlerlik kazandıracak önlemleri alması bekleniyor.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :