SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA’DA SOSYAL DEMOKRASİNİN GERİLEMESİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA’DA SOSYAL DEMOKRASİNİN GERİLEMESİ

18.11.2018 - 18:04

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA’DA SOSYAL DEMOKRASİNİN GERİLEMESİ

Avrupa’nın önde gelen dijital medya yayımcısı ( Social Europe ) Sosyal Avrupa’nın 8-9/10/2018 tarihli sayılarında, TASC (Think-tank for Action on Social Change) adlı düşünce kuruluşunun Başkan’ı ve İrlanda Sendikalar Birliği Kongresi eski Başekonomisti Paul Sweeney’in peş peşe iki makalesi yayımlandı.

Sweeney’in yazılarının başlığında ‘collapse-çöküş’ sözcüğü kullanılmış olmasına karşın, o sözcüğün yerine ‘ gerileme’ sözcüğünü yeğledim. Çünkü dilimizdeki ” çöküş’ kelimesinin çağrışımlarının, yazarın amacını aşan algılama kaymalarına neden olmasından kaygı duydum.

O nedenle, Avrupa Sosyal Demokrat Partilerinin dününü, bugününü anlatan ve yarınına ilişkin tesbit ve öngörülerde bulunan Paul Sweeney’in bu iki makalesinden alıntıladığım bazı önemli başlıkları, özet olarak sunmaya çalışacağım.

Sosyal Demokrasi Nedir?

Sosyal Demokrasi esas olarak, toplumsal adaleti sağlamak üzere, toplum ve ekonomide devlet müdahalesinin desteklenmesinin siyasi felsefesidir. Merkezinde Keynesçi ekonomiyle Refah Devleti’ne ulaşmak yer alır. Liberal ataklar yerine reform yoluyla gelişmeyi önceler.

Sosyal Demokrasi, güçlü devlet ve devlet kuruluşlarının ekonomik sistemi yönlendirmesi esasına dayanır. Devlet, ulusal ve uluslararası pazarın kurallarını yasalarla koyar. Bir diğer deyişle; küreselleşen dünyada bile, pazarların nihai biçimlendirici ve yapıcısıdır.

Sosyal Demokrasinin Başarıları

Sosyal Demokrasi 2.Dünya Savaşı’ndan bu yana, Avrupa’nın en güçlü siyasi hareketi oldu. Batı Avrupa’da işçi sınıfı için yüksek bireysel gelir, iyi konutlar, iyi sağlık sistemi ve eğitime erişim sağladı. Çalışan sınıfın çocuklarının çoğu, ebeveynlerinden daha iyi yaşam standardı yakaladı. Böylece daha eşit toplum, yarattığı güçlü talep ile yatırım ve karları yükseltti. Bütün bu başarıları ile Ulus Devleti, Refah Devleti’ne dönüştürdü.

Bütün bunların sonucunda, 2000 yılında Sosyal Demokrat ve Sosyalist Partiler, o dönemde AB’yi oluşturan 15 ülkenin 10’unda hükümetlerde yer aldılar. 2018’in sonuna geldiğimiz şu günlerde ise, toplam 28 üye ülkenin sadece 2’sinde tek başına, 7’sinde ise koalisyon olarak hükümetlerde yer alabilmiş durumdalar.

2008 Finansal Krizi Sonrası

Düzensiz pazarlar, finans ve hiper küreselleşmeden kaynaklanan krizler döneminde Sosyal Demokratlar, önce bir çıkış yolu arayışına girer gibi oldular. Ancak sağ ve sol popülistlere dayanamadılar. Sonunda, popülist partilerin söylemlerinde vurgulanan cinsiyet, etnik, feminizm vb unsurlardan oluşan kimlik politikası öncelik aldı.

Süreç içinde, hükümet kim olursa olsun; dönemin Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin 2012’de ” Euro’yu kurtarmak için ne gerekiyorsa yapılacak” sözleri üzerine, finansçılar, sigortacılar, bankacılar ve büyük firmalar kurtarıldı. Böylece ” miktar kolaylaştırmaları” tekniği ile Devlet’in gücü gösterildi. Benzer şekilde ABD’de, başta otomotiv endüstrisi olmak üzere bankalar ve finans kuruluşları kurtarıldı.

Böylece ekonomiye ve pazarlara yeni bir düzen vermek adına sağcıların “rasyonel pazar” ideolojisi sürdürüldü. Diğer bir ifadeyle, finans ve çok uluslu şirketler (MNCs) güçlendirildi. Bu güçlere karşı devlet kurumunu harekete geçirmek mümkün olmadı ve sonuçta Sosyal Demokrat ilkeler aşılmış oldu. Böylece Sosyal Demokratlar, hiper küreselleşme yoluyla değişimin etkisi altında kalmaktan kurtulamadılar.

Sosyal Demokratların Diğer Hataları

Bu dramatik hatalar arasında başta, dönemin İşçi Partisi Lideri Tony Blair’in, yasadışı Irak işgalinde ABD Başkanı Bush’u desteklemesi sayılabilir. Bir diğeri Alman Şansölyesi Gerhard Scröder’in çalışanların haklarını keserek, ülkenin sosyal refah sisteminde derin yaralar açmasıdır.

Blair ve Scröder, bunlar yanında, 3.Yol olarak adlandırılan pazar öncelikli politikalarıyla, finansın yükselen riskini yönetmeyi ihmal ettiler. Bu yüzden finansın liberalleşmesinin çığ gibi kontrolden çıkacağını göremediler. Sonunda çok uluslu firmaların (MNCs) gelirleri birçok ülkenin ulusal gelirlerini geçti. Böylece birçok ülkede yöneticiler, bu şirketlerin gücünün devlet gücünün üzerinde olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar.

Küreselleşme

Küreselleşme pazarların, finansın, ticaretin, hizmetlerin, kültürlerin, seyahatlerin ve daha birçok şeyin dünya ölçeğinde entegrasyonudur. 1990’larda ortaya çıkmaya başladığında faydaları eşitsiz dağıldı.

Finansal liberalleşmeye dönük ticaret politikaları, şirketlerin çıkarlarını insan çıkarlarının önüne geçirdi. Buna karşı ciddi tepkiler ortaya çıktı ama bunlar Sosyal Demokratlar tarafından yönetilemedi.

Sosyal Demokrasi’nin ana unsuru olan çalışan sınıfların, özellikle imalat sanayii ve madencilikteki durumları, sendikal gücün parçalanmasından ötürü zayıflayınca Sosyal Demokrasi gerilemeye başladı. Gerçi bu durum hizmet sektörü ile telafi edilir gibi oldu. Böylece özellikle teknisyenler ve kamu çalışanlarının oluşturduğu beyaz yakalılar ortaya çıktı. 

Ancak Devlet’in güçsüzleşmesine paralel, uluslararası pazarların yükselmesi sürecinde Sosyal Demokrat iktidarlar, kamu hizmetlerini ironik bir şekilde, dışarıdan sağlamaya başladılar.

Teknolojik değişimler küreselleşmeyi adeta patlatırcasına hız kazandı. Bunların çoğu da teknoloji devleriydi ki; bunların veri tabanları, personel ve şirket yönetim bilgileri üst düzeye ulaştı. Sonunda anlaşıldı ki; artık onları kontrol etmek mümkün değildi. Çünkü onlarla ilgili düzenlemeler teknolojinin gelişme hızının çok gerisinde kalmıştı.

Küreselleşmenin bir diğer boyutu da göç korkusuydu. Gerçek veya hayal, bu korku Sosyal Demokratlarca dikkate alınmadı.

Halbuki işgücü pazarında normal olarak yapmaları gereken düzenlemeleri göçmen işçiler için yapmayıp, onların serbest pazara terk edilmelerine ses çıkarmadılar.

Normal koşullarda sanayi ve ticaretin finansmanını sağlayan kurumlar yerine, finans dünyası hem devletlerin, hem de şirketlerin kanını emen vampirlerin eline geçti. Bunun sorumlusu başta Sosyal Demokrat iktidarlar olmak üzere bütün politikacılardır.

Aslında Sosyal Demokratlardan devletin ve yurttaşların koruyucusu olmaları beklenirdi. Ancak onlar başka alternatifleri kalmadığını düşünerek finansal ekonomiye balıklama atladılar. Sonunda hem kendileri, hem de destekçileri büyük bedel ödediler ve ne yazık ki; ödemeye devam ediyorlar. 

Yazı daha fazla uzamadan burada kesip, Sosyal Demokrat liderlik kadrolarının algılama yanlışlıkları ve yetersiz yönetimleri yüzünden, popülist siyasete kaybettikleri oylarını geri kazanmaları için, yapmaları gerekenleri de bir sonraki yazıya bırakalım. 

Bir sonraki yazımızda onları ele alıp, ” karşı mahalle”ye doğru koşar adım gidildiği için ülkemizde artık adı bile anılmaz olan Sol/Sosyal Demokratik siyasetin geleceğiyle birlikte değerlendirelim.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :