SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- BERLİN’İN MUTLU ÇOCUKLARININ SPORTİF FAALİYETLERİ VE ÜLKEMİZ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- BERLİN’İN MUTLU ÇOCUKLARININ SPORTİF FAALİYETLERİ VE ÜLKEMİZ

25.09.2018 - 21:34

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- BERLİN’İN MUTLU ÇOCUKLARININ  SPORTİF FAALİYETLERİ VE ÜLKEMİZ

 

 

Daha önceki yazılarımda söz etmiştim. Hafta sonu, özellikle pazar günü Berlin’de marketler dahil her yer kapalı. Açık olan bazı yiyecek içecek satan küçük yerler dışında, tıklım tıklım dolu olan yerlerin başında okulların spor alanları ve salonları geliyor.

 

Yıllardır çocukların antrenman ve maçlarını izlemek üzere, sonbahar ve ilkbaharda, yılda en az iki kez Berlin’e geliyorum. Torunlarım 6-7 yaşlarından başlayarak basketbol oynamaya başladıkları için burada çocuk basketbolu ile neredeyse iç içeyim.

 

Diğer spor dallarında olduğu gibi, çocuk basketbolu da, burada ilgili federasyonlar tarafından planlanıp uygulanan çok kapsamlı ve ciddi bir lig organizasyonu şeklinde yürütülüyor. Hafta içinde 2-4 gün kulüplerinde, yaş gruplarına göre antrenman yaptırılan çocuklar hafta sonları maç yapıyorlar. Federasyonun atadığı hakemlerin yönettiği maçlar, sabahları saat 09.00 ile 17.00 arasında okulların salonlarında yapılıyor.

 

Geçen hafta sonu 11 yaş altı çocukların oyuncusu oldukları kulüplerle katıldığı büyük bir turnuva vardı. Turnuva Berlin’in en büyük kapalı spor merkezlerinden biri olan Max Schmelling Halle’nin salonlarında yapıldı. Berlin’in 20 kulübünün üyesi ailelerin, 11 yaş altı yaklaşık iki yüz sporcu çocukları sabah saatlerinden, akşamın geç vaktine kadar, 20’şer dakikalık 6’şar maç yaptılar.

 

Görülmeye değer bir spor şenliği gibiydi. Anneler, babalar, benim gibi, dedeler, nineler, heyecanla, keyifle oradaydılar.

Arada not etmem gerekir ki; ortalıkta görüntüleriyle çocukları ürkütecek ne polis, ne polis panzeri, ne de üniformalı özel güvenlikçi türünde birileri yoktu.

 

Sadece ebeveynler, hakemler, antrenörler ve cıvıl cıvıl iki yüz dolayında çocuk. Irk, din, dil, milliyet, cinsiyet gibi çağdışı farklıların olmadığı  bir yarışma ortamında sosyalleşen sadece çocuklar değildi; bu tür organizasyonlarda bir araya gelen veliler de birbirleriyle şaka dolu sohbetlerle bu keyifli ortamdan paylarını alıyorlardı.

 

Ancak herkes için bir hafta sonu keyfi olmanın dışında, işlerini yapmaya çalışan birileri vardı. Berlin Basketbol Federasyonu görevlileriydi onlar. İlkbahar ve sonbahar sezonlardaki maçlarda izlemeye aldıkları çocukları son kez izleyip, bunların arasından küçük bir bölümünü seçmek üzere oradaydılar.

 

Seçtikleri çocukları, kulüp antrenmanları dışında haftada iki gün özel antrenmanlara alıp, 16 yaşlarına kadar Alman Milli Takımı için potansiyel aday olarak yetiştireceklerdi. Sonrasında da, Almanya’nın diğer eyaletlerinden benzer şekilde yetişip gelen çocuklar ile birlikte değerlendirilip, genç milli takım için adaylar belirlenecekti.

 

Sadece basketbolda değil, futbol başta olmak üzere diğer branşlarda da Alman Milli Takımı oyuncuları böyle belirleniyordu.

Milli takıma davet edilen bu oyuncuların, başta da işaret ettiğim gibi, ırk, milliyet, din vb unsurlar açısından aidiyetlerinin hiçbir önemi yoktu. O nedenle başta futbol olmak üzere, Alman Milli Takım’larında burada yaşayan yurttaşlarımızın çocukları dahil, yabancı oyuncuların yer bulabilmesinin nedeni de buydu.

 

Berlin’deki çocukların sportif faaliyetlerinden başlayıp, sözü neden buraya getirdin, gibi bir soru akla gelebilir.

 

Nedeni; dünya çapında takım sporları turnuvalarında, Almanya vb gelişmiş ülkeler, birçok dalda her yıl başarıya koşarken, bizimkiler neden hep nal topluyorlar, sorusunu yanıtlamaya çalışmak.

 

Çok mu zor, benzer bir sistematiği ülkemizde tasarlayıp, uygulamak? Kanımca hiç değil. Çünkü bu başarı öncelikle ” para” işi değil!

 

Aslına bakarsanız, bizde özellikle futbol piyasasında harcanan para son yıllarda çok büyük boyutlara ulaştı. Tesisler açısından ise, son yıllarda büyük ölçüde plansız, koca koca stadyumların yapımı için birçok kente oluk gibi para akıtıldı. Başarı geldi mi? Hayır. Bu gidişle de gelmez.

 

Neden gelmez? Kanımca benzer birçok alanda olduğu gibi, sporda da başarısızlıklarımızın ana nedeni, ATAMIZ’ın spor ve sporcu hakında söylediği şu sözleri büyük ölçüde unutmuş olmamızda. ” Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı olanını severim”.

 

Zeki ve çevik olmanın doğuştan gelen bazı nedenleri elbette var. Ama bu yeteneklerin insana yakışır şekilde geliştirilebilmesinin tek yolu, çocukluktan itibaren çok çalışmak. Ancak ahlak konusu, bir yetenek meselesi olmanın ötesinde çok ciddi bir eğitim ve kültür sorunu.

 

Tipik örnek, ülkemizde uzun yıllardır en çok popüler olan futbol dünyası. Süper Lig denen organizasyonda onlarca yıldır yer alan anlı şanlı kulüplerimiz başta olmak üzere, yabancı antrenör ve sporculara oluk gibi para akıtılıyor. Bunun baş sorumlusu olan federasyona bir bakın? Kimler yönetiyor? Hangi tipolojideki adamlara, dünyada başka hiçbir ülkede olmayacak ” futbol direktörü” gibi abuk unvanlarla hangi paralar veriliyor.

 

Öyle sanıyorum ki; bütün bu vb çirkinliklerin ortaya çıkmasının ana nedeni, ATAMIZ’ın, yukarıda değindiğim ” ahlak” kavramının anlaşılamamış olması. Ne yazık ki; toplumlar ahlak anlayışını 30/40 yıl gibi sürelerde kolayca kaybedebiliyorlar. Ancak geri kazanmak o kadar kolay ve kısa sürelerde gerçekleşemiyor.

 

Sözü daha fazla uzatmadan, özellikle 12 Eylül sonrası darbecileri ve Özal tarafından başlatılan ve kırk yıla yakındır içinde debelendiğimiz, olumsuz yönde kültürel dönüşüm sürecinin, evrensel ahlaki standartlar açısından değerlendirmesini okuyucularıma bırakıyorum.

Ziyaretçi Yorumları

Zeki Ertürk18 Ekim 2018

Eline sağlık, sadece “direktör” değil, üstelik “teknik direktör”. Dediğin gibi böyle abuk subuk unvan dünyada
başka bir ülkede var mı bilmiyorum. Elin oğlu “koç” diyor, geçiyor.

İlgili Terimler :