SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- BİR FENOMEN ADAM : TRUMP

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- BİR FENOMEN ADAM : TRUMP

07.10.2018 - 19:01

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- BİR FENOMEN ADAM : TRUMP

 

 

Biliyorsunuz 8 Kasım 2016’dan bu yana iki yıldır ABD’nin başında Trump adında bir işadamı var. 70’li yaşların başlarında. Tam adı Donald John Trump. Epeydir başkan olmayı planladığını öğrendiğimiz bu adam zengin mi zengin! Forbes dergisine göre, 4 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin 400 kişisi arasında. Kendisine göre ise serveti 4 değil 10 milyar dolar.

Elbette bunları anlatmak için kaleme almadım bu yazıyı. Esas derdim dünyanın bazı üst düzey eski diplomat ve devlet adamlarının Trump’ı tanımlarken kullandıkları aşağılayıcı dile karşın, onun hala sahnede kalıyor oluşunun nedenlerini anlamaya ve anlatmaya çalışmak.

Gerçekten seçildiği ilk günlerden itibaren başına gelmedik şey de kalmadı Trump’ın. Hatta bu yüzden, bazı siyaset yorumcularına göre, kalıcı olmayacağı, kısa zamanda ya istifaya zorlanacağı, ya da azledilebileceği (impeachment) bile dillendirildi.

Çünkü ABD kamu yönetiminde, bırakın başkanlık gibi en üst kamu görevine gelen birini, daha alt kademelerdekilerin bile geçmişleri mercek altına alınıp, didik didik edilir. Yöneltilen suçlama ve eleştirilerin ayrıntıları bir yana, sadece başlıklarını belirlemeye kalksak, bu yazının sınırlarını fazlasıyla aşarız.

Ancak bütün bunlara karşın Trump hala koltukta ve ABD’nin kısa aralıklarla yayımlanan sosyo-ekonomik göstergelerine bakılırsa, giderek yerini daha da sağlamlaştırıyor.

Acaba neden?

Gelin birlikte bunu anlamaya çalışalım.

 

 

Önce Amerika

 

Hatırlanacağı gibi Trump ” Önce Amerika” sloganını kampanyasının en iddialı mottosu olarak kullanmıştı. Diğer bütün vaatlerini de bu motto eşliğinde ABD yönetimini bütünüyle muhafazakar çizgiye çekme üzerine kurmuştu.

Ona  göre başta Obama olmak üzere eski başkanların hataları yüzünden, ekonomiden başlayarak her alanda her şey kötüye gitmiş ve sonuç olarak “ulusal güvenlik” tehdit altına girmişti. Böyle bir durumda sanki bir “mesih/kurtarıcı” ihtiyacı belirmişti ve bu kurtarıcı sadece kendisi olabilirdi.

Trump 21.yy’ın en büyük şövalyesiymişçesine başta Çin olmak üzere bütün dünyaya, tehdit yüklü meydan okumalar yöneltmeye başladı.

Gerek Beyaz Saray’da karşıladığı diğer ülke liderleriyle temaslarında, gerekse uluslararası toplantılarda sergilediği şaşırtıcı tavır ve söylemleriyle estirdiği fırtınalar bütün dünyada dengeleri neredeyse alt üst etti.

Kanadalı bir eski siyasetçinin sözleriyle, neredeyse “yumruk atmadığı” bir dünya lideri kalmadı.

Söz ve eylemleri gerçekten öylesine alışılmışın dışındaydı ki, hangi birini saymalı!

 

Diplomasi Dışı Davranışları

 

Almanya Şansölyesi Merkel’in kadın olduğuna aldırmadan, yine Washington’da ona karşı kaba ve küstah tavırlar sergilemekten kaçınmadı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u, Washington’da önce “kanka” ilan edip kucakladı, sonra AB’ye karşı sert tavır koymaktan çekinmedi. Bir NATO toplantısında, diğer liderler arasında önde görünmek için, Karadağ Başbakanı’nı omuz atarak itme görüntüsü hafızalara kazındı.

Hemen her toplantıda burada “patron” benim havasını yaratmaktan hiç ama hiç çekinmedi. Diğer taraftan gerektiği yer ve zamanda da aşağıdan alarak, muhatabını istediği noktaya getirmeyi de başardı.  Örnek mi? Kuzey Kore Başkan’ı Kim Jong-Un’a ağır sözlerle saldırmasının üstünden çok geçmeden, yine bir başka Kanadalı siyasetçiye göre, bugünlerde neredeyse ” aşk mektubu” teatisine başladı.

Çünkü kimsenin beklemediği bir anda Kim Jong-Un’u nükleer silahlardan vazgeçirmeyi başardı. Bu çerçevede Dışişleri Bakan’ı Mike Pompeo, bir süredir bölgede mekik diplomasisini başarı ile götürüyor. Bu projesinin sonunda, çok uzak olmayan bir gelecekte Kuzey ve Güney Kore’nin bir konfederasyona dönüşmesi kimse için şaşırtıcı olmamalı.

Trump’vari son ilginç haber de Suudi Prensi Muhammad Bin Salman’a seslenişi oldu. Mississippi Eyaletindeki ara seçim kampanyasında, bir  Kral’a değil de, çocuğa seslenir gibi şöyle dedi:

‘’ Hey Kral, seni severim; zengin bir ülkesin; bak biz seni korumazsak orada iki hafta bile kalamazsın; gel şu askeri giderlerini kendin öde!’’

Öyle görünüyor ki Trump kampanyalarından beri izlediği bu şımarık, maço tarzına, sadece ABD kamuoyunu değil, dünyayı da alıştırmaya başladı. Teslim etmek gerekir ki rolünü de iyi oynuyor.

 

Aslında Eğlenceli ama Başarılı

 

Bana sorarsanız diğer bazı ülkelerin otoriter liderlerinin itici, gürültülü retorik tarzlarının aksine, Trump’ın tarzı bir hayli sevimli ve eğlendirici. Ayrıca kolay kolay da sinirlenmiyor. Sanki sergilediği her davranış, ses tonu, vurguları bir hayli doğal görünüyor. ABD’li demokratları bilmem ama bendeniz Trump’ı izlerken bir hayli eğleniyorum.

Bazı tarafsız yorumculara göre, başarısız da değil. Kampanyalarında, seçmenine ne söz verdiyse, birer birer yerine getirmeye çalışıyor. Bunlardan biri de 25 yıldır uygulamada olan (Kuzey Atlantic Serbest Ticaret Anlaşması) NAFTA’yı kaldıracağına dair verdiği sözü nihayet geçen hafta yerine getirmesiydi.

 

NAFTA Yerine USMCA

 

ABD’li işçilerin işini elinden aldığını iddia ettiği bu anlaşmayı kaldırmak için son 14 aydır Meksika ve Kanada ile bir hayli mücadele etti. Demokratlardan ve hatta kendi partisinden gelen eleştirilere aldırış etmeden ısrarlı oldu. Aslında zavallı Meksika’yı bir kaç tehditle çoktan yola getirmişti.

Ancak Kanada’nın bazı başlıklarda son ana kadar direnmesiyle üçlü anlaşma bir ara tehlikeye girince üst perdeden tehdit etmekten hiç kaçınmadı. Bu tehdit üzerine, son anda Kanada Dışişleri Bakanı Chrystia Freeland alelacele Washington’a uçtu ve teslim oldu.

Sonunda Kanada Başbakanı Trudeau’nun bulunmadığı, seçimleri kaybı nedeniyle yakında görevi bırakacak olan Meksika Başkan’ı Nieto ile basın önüne çıkan Trump nihai kararı açıkladı. Bu sırada Meksika’nın yeni seçilmiş solcu Başkanı Lopez Obrador’a da muvafakatı için teşekkür etmeyi ihmal etmedi.

Yeni anlaşmanın kısa adı USMCA. Yani ABD, Meksika,Kanada Anlaşması. Böylece üç ülke arasında 1994’de imzalanmış olan NAFTA yaklaşık 15 yıl sonunda ortadan kaldırılmış oldu.

İsim değişikliğinden öte bu yeni anlaşma, üç temel değişikliği öngörüyor. Birincisi otomotiv üretiminde daha sert kurallar geliyor. İkincisi ABD’li süt ürünleri üreticilerinin Kanada pazarında daha çok pay alması öngörülüyor. Bir diğer önemli değişikliğin de, fikri mülkiyet (intellectual property) haklarında artış olduğu kaydediliyor.

Her üç ülke, yeni anlaşmayı “kazan/kazan/kazan” şeklinde nitelediler. Trump böylece yaratılacak 1.2 trilyon dolarlık ticari hacimden, üç ülkede yaşayan toplam yaklaşık 500 milyonluk nüfusun etkileneceğini ifade etti.

Bu anlaşma ile Trump’ın ana oy depoları olan ABD’nin Orta Batı Eyaletlerinde NAFTA yüzünden uzun yıllardır işsiz kalan 4.1 milyon sanayi ve tarım işçisine iş yaratılacağı belirtiliyor.

Bu vesile ile Trump’ın en önemli tespitlerinden biri, son 25 yılda ABD’li firmaların tedarik zincirine iyice yerleşen, başta Çin olmak üzere birçok Güneydoğu Asya ülkesinin yerini, bundan böyle Meksika ve diğer Güney Amerika ülkelerinin alacak olması.

Bir diğer iddia da, her üç ülkede orta sınıfın, dolayısıyla demokrasinin güçleneceği yolunda.  Örnek olarak, otomotiv sektöründe maliyetteki işçilik payının % 40’nın 16$/saat işçilik ücretinden az olması halinde, ülkeler arasında gümrük tarifeleri uygulanacak. Bu uygulamanın Meksika’da araba üretiminde çalışan işçiler için iyi bir haber olarak görülmesine karşın, Meksika otomotiv piyasasında yaratacağı etkilerin ne olacağı ise henüz tahmin edilemiyor.

Trump’a yakın yorumcular, onun böylece ABD’lilerin kaybettikleri işleri geri alacağına ilişkin sözünü yerine getirdiğini belirtiyorlar. Ancak bu anlaşmanın her üç ülkenin parlamentolarında onaylanması gerekiyor.

Parlamento onayının ABD’nin kısmi seçimlerinden önce gerçekleşmemesi halinde seçim sonrası çoğunluğun Demokrat’ların eline geçebileceği, bu yüzden anlaşmanın kadük kalmasının az da olsa ihtimal dahilinde olduğu ifade ediliyor.

 

Çin ile İlişkileri

 

Bana göre Trump’ın bütün bu ileri geri manevralarının ardında yatan en büyük sorun, ABD’ nin son yıllarda en büyük ticareti yaptığı Çin. İki ülke arasındaki ticaretin son 20 yıllık döneminin 16 yılında ABD sürekli açık verdi. Geçen yıl toplam 635 milyar dolarlık ticaret hacmi içerisinde, ABD’nin açığı 17. rekorunu kırarak 375 milyar dolar dolayına yükseldi.

Diğer yandan ABD hazinesinin Temmuz 2018 sonu itibariyle toplam 21 trilyon $’lık hazine borcunun 1.2 trilyon $’lık kısmı Çin’e ait. İkinci sırada 1.05 trilyon $ ile Japonya, 3. ve 4.sırada da, 300’er milyar $ ile Brezilya ve İrlanda geliyor. 5. sıradaki İngiltere’nin alacağı ise 272 milyar $.

Bu iki parametrenin boyutları, ABD/Çin ikilisinin bağımlılık ölçüsünde girift hale geldiğinin en tipik göstergesi. Ayrıca Çin’in IMF’deki % 11 dolayındaki payı dolayısıyla Çin Yuan’ı 2015’den bu yana, ABD $’ı, AB €’ndan sonra 3.rezerv para olarak kabul edilmiş durumda. Tam zamanını belirleyememekle birlikte bazı uzmanlara göre Çin Yuan’ı gelecekte 3. “küresel para” haline gelebilir.

İşte ABD Kapitalizm’inin dolayısıyla Trump’ın en büyük korkusu, Çin’in, diğer alanlardaki gelişmesi yanında, ulaştığı bu ekonomik gücüdür. Kanımca bütün diğer ülkelerle ilişkilerinin temel nedeni de Çin’in bir şekilde kuşatılması hedefi doğrultusundadır.

Yeni USMCA ile yapmak istediklerinin başında, Çin ve Güneydoğu Asya ülkelerini, Kuzey Atlantik ülkelerinin tedarik zincirinden çıkarmak, onların yerine başta Meksika olmak üzere Güney Amerika üreticilerinin yerleşmesi gelmektedir.

Kanımca Ortadoğu ve İran politikalarının ardında da, İsrail’in güvenliği yanında, Çin’in, İran ve Körfez petrolü ile beslenmesinin önlenmesi de aynı amaca dönüktür.

ABD ve Trump için, Türkiye ile ilişkileri ise yine bu büyük oyunun içinde düşünülmesi gereken küçük bir alt oyundur.

 

Ziyaretçi Yorumları

Zeki Ertürk18 Ekim 2018

Değerli Kardeşim Sönmez,

“Trump” başlıklı yazını bu okudum. Bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Eline sağlık.

İlgili Terimler :