SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FRANSIZ SARI YELEKLİLER HAREKETİNİN ‘ANTİ-PARTİ’ BOYUTU, SANAL ORTAM PLATFORM SİYASETİ Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FRANSIZ SARI YELEKLİLER HAREKETİNİN ‘ANTİ-PARTİ’ BOYUTU, SANAL ORTAM PLATFORM SİYASETİ Mİ?

05.12.2018 - 8:27

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FRANSIZ SARI YELEKLİLER HAREKETİNİN ‘ANTİ-PARTİ’ BOYUTU,  SANAL ORTAM PLATFORM SİYASETİ Mİ?

Bu sabah ‘Fransa’da Neler Oluyor?’ başlıklı yazımızdan sonra, Sitemiz Genel Yayın Yönetmeni Ferhan Şaylıman ile, olayların arka planını biraz daha anlamaya dönük bir analiz yapmaya çalıştık. 

Sonunda, öncelikle Avrupa ülkelerinde siyasi düzeni derinden etkileme potansiyeli olan ‘yepyeni’ bir siyasi boyutla karşı karşıya olduğumuz kanısına vardık. Bu ilginç tesbitlerimizi okuyucularımızın dikkatine sunmak istedik.

Bugünlerde çaresizliklerini, şiddet dozu yüksek gösterilerle ortaya koyan halkın bu spontane kalkışmasının, yakın geçmişteki arka planına baktığımızda, son Cumhurbaşkanı Sosyalist Hollande’ın görev döneminin sonlarında popülaritesinin dibe vurmasının, önemli bir dönüm noktası olduğu anlaşılıyor. 

Öyle ki; bazı gözlemcilere göre Hollande, Ekim 1958’de General DeGaulle ile başlayan 60 yıllık Fransa 5.Cumhuriyet’inin en başarısız Cumhurbaşkanı!

Hollande’ın ba’şarısızlığı ardından çok ciddi bir liderlik  boşluğu doğuyor. Bu boşluğun ardından gelen Macron’u daha sonra ele almak üzere, Fransa’daki sol partilere bir bakalım.

Neden mi? Çünkü çalışan insanların bu tür çaresizliklerine, böylesi şiddet boyutuna taşınmadan sahip çıkıp çözümler üretmesi gereken siyasi partiler Sol/Sosyal Demokrat Partilerdir de, ondan!

Günümüzde bu partilerden dördünü görüyoruz. Biri FKP, Fransa Komunist Partisi; ikincisi SP, Sosyalist Parti; üçüncüsü RSP, Radikal Sol Parti; dördüncüsü de Yeşiller.

FKP 1970’lere kadar Fransa’nın soldaki dominant partisiydi. Ana sendikal konfederasyon olan CGT ile yakın ilişkiler içindeydi. Son zamanlarda pek varlık gösteremeseler de, yine sahnedeki yerlerini koruyorlar.

Hollande’dan sonra bir hayli üye ve taraftar kaybederek inişe geçen SP ve çıkış sergileyen RSP gündemi en çok işgal edenler olarak göze çarpıyor. Aslında tarihi olarak FKP ile rekabet sonucu ortaya çıkmış olan SP, kendisini Sosyal Demokrat olarak nitelemekten hep kaçınmış ve 1980’lere kadar sendikalarla hiçbir ilişkileri olmamış. 

O nedenle sendikalar SP’yi atipik parlamenterist burjuvaların partisi olarak nitelendirir, hiç güven duymazlar. Buna rağmen 1980’lerde %30’lar civarındaki oylarıyla, ilki Mitterand, ikincisi Hollande olmak üzere iki de CB çıkardılar. Ancak artık böyle bir şansları görünmüyor. Çünkü sadece liderlerini değil, çok da üye kaybettiler. Özellikle son beş yılda, alt orta sınıf ve ücretli çalışanların bir kısmı merkez sağa, küçük bir kısmı Le Pen’e, önemli bir kısmı da RSP’ye kaydı.

Hollande’ın CB’lığı sırasında, önce  Ekonomi Bakanlığı ardından CB’lığı Genel Sekreterliğinde bulunan Macron, seçimlerde oluşturduğu “En Marche/Yürüyüş” hareketini daha sonra liberal bir Merkez Parti’ye dönüştürerek seçimleri kazanarak CB seçilmeyi başardı. 

Ancak kendisinden beklenen reformları yapamadığı gibi, ücretli çalışanlar aleyhine, zenginler lehine vergi politikalarıyla da toplumun büyük kesimini hayal kırıklığına uğrattı. Macron’un sağında muhalefet zaten yoktu, solda ise SP’nin iyice zafiyete uğramış hali nedeniyle meydanı boş buldu. Bu tablo aslında, Fransız Siyaset Arenası’ndaki partilerin Politikaları’nın yeniden şekillenmesini zorunlu kılıyordu.

Fakat halkın partilere ve profesyonel politikacılara dair epeydir biriken tepkisi, sonunda Parti Kurumu’nu red eden hareketlerin yoğunluk ve güç kazanmasına neden oldu. 

Öyle ki; RSP lideri Melenchon’un; ” biz bir parti değiliz; herkesi bekleriz; başka partiye üye olsanız da, farketmez, gelin, bize katılın!” tarzındaki popülizmin zirvesi sayılabilecek tondaki sözleri, aşırı sağcı Marine Le Pen’in tek kişilik partisinden de duyulur hale geldi. 

Bütün bu süreç, sonunda geldi, Sarı Yelekliler olarak, artan akaryakıt fiyatlarına itiraz şeklinde ortaya çıkan hareketin, halkın % 70’lerinin desteğini aldığı bir başkaldırıya dönüştü. 

Başında veya arkasında hiçbir parti, sendika, hatta STK bile bulunmayan bir spontane hareketin halktan aldığı bu yoğun destek ne anlama geliyor? Mutlaka Fransa’daki bu deneyimin ardından sosyal dallarda çalışan akademisyenler, olayın bu yönü üzerinde ciddi bir şekilde çalışacaklardır.

Ancak bize göre, özünde ‘anti-parti’ hareketi olduğu anlaşılan bu yeni olgunun kolayca oluşmasında, son yıllarda kimilerince Bilişim, kimilerince İletişim Çağı olarak adlandırılan dönemin sağladığı olanakların büyük payı olduğu kuşkusuz. 

Neden “anti-parti”? 

Çünkü artık klasik anlamıyla partilere ve politikacılara güvensizlikten kaynaklanan, parti siyasetine ciddi bir yabancılaşma olduğu anlaşılıyor. Böylece son olayda da ortaya çıktığı gibi, parti kavramını red edenler, sanal evrende kolayca iletişim kurup, oluşturdukları platformlarla harekete geçebiliyorlar.

Bu yöntemi partiler de kullanıyorlar. Örnek olarak, Fransa’daki son seçimlerde RSP’li bir grubun kurduğu

‘Unbowed France/ Dizçökmeyen Fransa) ve partisiz Macron taraftarlarının kurduğu “En Marche/Yürü,İleri” sloganlı gruplar  önemli işlevlere sahip oldular.

Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde gördüğüm haberlere göre, Fransa Başbakanı E.Philippe, halkı anladıklarını ve 1/1/2019 itibariyle uygulamaya başlayacakları bütün önlemleri altı ay süre ile askıya aldıklarını ifade ediyordu. Lidersiz Sarı Yeleklilerin tavrının ne olacağı ise henüz bilinmiyor.

Öyle anlaşılıyor ki; bu olayın bundan sonra nasıl seyredeceğinden bağımsız olarak, Fransa siyasetinde yerleşik birçok kurumun sarsılacağını tahmin için kahin olmaya gerek olmadığı anlaşılıyor. 

Hangi parti ve siyasetçi olursa olsun, toplum nezdinde büyük prestij kaybına uğramış oldular. Macron dahil bütün siyasetçilerin bir kez parlamentoya girip, kendilerini ayrıcalıklı kılan olanaklara kavuştuktan sonra sözlerini unutup, yurttaşa yabancılaşmalarına karşı, onlar da benzer yabancılaşmayı partilere ve siyasetçilere karşı göstermiş oldular.

Bu olayın en çabuk ve en etkin yansımasının, siyasetin kurumsal olarak yeniden yapılandırılması üzerinde görüleceği anlaşılıyor. Bu yenilenmenin başta Fransa olmak üzere diğer  Avrupa ülkelerine de giderek yayılması beklenen en önemli sonuçlardan biri haline gelmesi hiç de şaşırtıcı olmamalı.

Son söz olarak; bize ne şekilde yansır diye sorulacak olursa; umulur ki; siyasette yer alan her partimiz bu olguyu gerekli ve yeterli dikkatle izleyip, ders almıştır.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :