18 Mayıs 2021 - Hoş geldiniz

SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FUKUŞİMA NÜKLEER SANTRALININ BİTMEK BİLMEYEN LANETİ VE ETİK SORGULAMALAR

Ana Sayfa » ÇOK OKUNANLAR » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FUKUŞİMA NÜKLEER SANTRALININ BİTMEK BİLMEYEN LANETİ VE ETİK SORGULAMALAR

Eklenme : 16.04.2021 - 15:43

SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- FUKUŞİMA NÜKLEER SANTRALININ  BİTMEK BİLMEYEN LANETİ VE ETİK SORGULAMALAR

 

 

Gelin geçen yılın 26 ekim günü sitemizin bu sütununda yer alan yazıdan hareketle konuyu hatırlayalım.

On yıl önce, 2011 yılı Mart ayının 11’inde Japonya’nın kuzey doğusunda Büyük Okyanus kıyısındaki Fukuşima Nükleer Santralı’nın açıklarında 7.1 şiddetinde (9.0 büyüklüğünde) bir deprem meydana gelmişti. 15 metreyi aşan tsunaminin  santralı vurması sonucu,  yaklaşık 20 bin kişi  yaşamını kaybetmiş, ortaya çıkan büyük çevre felaketi, bölge sakinlerinden 160 bin dolayındaki insanı göçe zorlamıştı.

Ancak aradan geçen on yılda sorunlar hiç bitmedi. Santraldaki altı reaktörden eriyen üçünün soğutulması için kullanılan (yaklaşık 1.3 milyon ton) suyun depolandığı tankların tamamı doldu. Daha uzun süre devam edeceği anlaşılan soğutma işleminden gelmekte olan suya yer bulmak için, tanklarda biriken radyoaktivite ile kirlenmiş suyun boşaltılması zorunlu hale dönüştü.

Japon hükümetleri, böylesi büyük bir kütleye ulaşan kirli sudan kurtulmak için son birkaç yıldır çareler arıyor. Düşünülen alternatifler arasında; suyun buharlaştırılarak atmosfere salınması; yer altında inşa edilecek sızdırmaz depolara basılıp üstünün koruyucu betonla kapatılması gündeme geldi. Ancak bir hayli yüksek maliyetli bu seçenekler yerine, hükümetin geçen hafta aldığı kararla, beklendiği gibi en ucuz yöntem olan okyanusa salma noktasında karar kıldığı öğrenildi.

 

Greenpeace’in Tepkisi

 Sorunun ilk günlerinden bu yana tepkisini ortaya koyan, dünyanın en büyük çevreci sivil gruplarından Greenpeace, geçen yıl yayınladığı raporlarında, okyanusa salınacak suda tehlikeli düzeyde bulunan  karbon-14 (radyokarbon) izotopunun, insan DNA’sı üzerinde ciddi tahribata yol açma potansiyeline sahip olduğunu bildirdi.

Ayrıca, suyun tasfiye edilerek tritium düzeyinin kabul edilebilir düzeye çekildiğini iddia eden Japon hükümetini, asıl büyük risk olan karbon-14’ü gözlerden kaçırmakla suçladı.

 Ayrıca dünyanın saygın bilim dergilerinden Science’da geçen yılın ağustos ayında yayınlanan bir makalede, söz konusu suda, hidrojenin radyoaktif izotopu olan tritiumdan çok daha uzun süre boyunca etkili, deniz dibi canlıları yanında balıkları, dolayısıyla insanları da etkileyecek karbon-14, cobalt-60 ve strontium-90 gibi radyoaktif izotoplar bulundu.

 

Yerli balıkçıların tepkisi

Bu tartışmalar devam ederken Fukuşima’ya yakın yerlerde avlanan kaya balıklarında yüksek düzeyde cesium izotoplarına rastlanması üzerine avlama ve sevkiyat durduruldu.

Felaket öncesine göre avlama kapasitelerinin yüzde sekseninden fazlasını kaybeden bölge balıkçıları, söz konusu kirli suyun denize salınması halinde işlerinin geriye kalanını da kaybetme olasılığı yüzünden Fukuşima ve Tokyo’daki hükümet binaları önünde protesto gösterileri düzenlediler.

 

Komşu ülkelerin tepkisi

 Japan Times internet sitesinin dünkü sayfasında yer alan habere göre, Japon hükümetinin bu kararına, başta Çin olmak üzere Güney Kore ve Tayvan hükümetleri tarafından gecikmeksizin tepkiler geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian  yaptığı açıklamada, Japonya’nın  “Çin halkının sağlık ve güvenliği yanında, bölge ülkeler halklarını da tehdit eden” bu kararını “aşırı sorumsuzlukla” suçladı.

Güney Kore Dışişleri Bakan Yardımcısı Choi Jong-moon’da, Seul’deki Japon büyükelçisini çağırarak, bu kararın, doğrudan ve dolaylı olarak ülkesinin insanları ve çevre üzerindeki tehditlerinden duydukları kaygıyı sert bir şekilde muhatabına bildirdi.

 

Japon hükümetinin savunması

 DW’da yer alan habere göre, geçen yılın eylül ayında başbakanlıktan ayrılan Shinzo Abe yerine başbakan olan Yoshihide Suga’nın aldığı bu kararı Uluslararası Enerji Ajansı (IAEA) destekliyor. Bu ajansın Genel Müdürü Mariano Grossi’ye göre, “bu tür sular başka yerlerde de okyanusa salındığı için Fukuşima suyunun salınması  skandal değil.”

BBC’nin haberine göre, Japon hükümetinin bu kararı, “küresel nükleer standartlara uygun yöntemler içerdiği” gerekçesiyle ABD tarafından da destekleniyor.

 

 

Çevrecilerin duyulmayan tepkileri

2019 yılının sonlarında ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra pandemiye dönüşerek yaklaşık üç milyon kişinin yaşamını yitirmesine neden olan Covid-19 paniğinin zirve yaptığı bu günlerde Fukuşima lanetinin peşini bırakmayan çevrecilerin sesine pek kulak verilmese de onlar uyarılarını ısrarla sürdürüyorlar.

Onlara göre:

  • Japon hükümeti baştan beri tanklarda biriken sudaki radyasyon düzeyini düşük göstererek yalana başvuruyor.
  • Radyoaktivite ile yüklü suyun muhafazası için santral çevresinde daha çok tank yapılması mümkün iken, okyanus canlılarını, dolayısıyla insanları tehdit eden en ucuz ve hızlı yöntemi seçen Japon hükümeti büyük bir suç işliyor.
  • Japon hükümeti, yerel medya ve halkın dikkatini daha çok “tritium” izotopuna çekip, bu izotopun sudaki düzeyinin zarar verici olmadığını vurgulayarak diğer ağır izotopların mevcudiyetini saklayarak  halkını kandırıyor.

 

Etik sorgulama

Gerek Fukuşima Laneti’nin Japonya ve bölge ülkeleri üzerinde oluşturduğu ve ne kadar süreceği belirsiz yaşamsal tehditler; gerekse son bir yıldan uzun süredir, dünyayı kasıp kavuran pandeminin neden olduğu küresel boyuttaki felaket karşısında, kapitalist ülkelerin aldıkları pozisyonların etik açıdan sorgulanması gerekiyor.

Bakın, ülkesinde yaşanan ve sadece kendi ülkesinin değil, komşu ülkelerin gelecek nesillerini de tehdit eden bir nükleer santral kazası sonrası, sırf “sistemi” korumak için halkını kandırmaktan çekinmeyen bir ikiyüzlülükle yani Japon Hükümeti ile karşı karşıyayız!

Hele bu ülkenin her türlü bilimsel ve teknolojik gelişmişliğine karşın, kendine has dillere destan geleneksel kültürünü koruduğu ileri sürülürken ortaya çıkan gerçek sorgulanmayacak mı ? İşte bu sorgulamanın temelinde kapitalizmin neden olduğu “etik dejenerasyonun” yol açtığı devasa sorunlar yatıyor.

Pandemi ile mücadelede de, kapitalist dünyanın verdiği sınavın etik dışı bazı gelişmelere yol açtığını söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.

Son örnek, Washington Post Gazetesi’nde bu sabah yer alan Adam Taylor ve Antonia Farzan  imzalı yazıda  ABD’nin temmuz ayına kadar 300 milyon ekstra doz aşıya sahip olacağına değinilerek, bunun “aşı istifçiliği” anlamına geldiği vurgulanıyor.

Japonya ve ABD başta olmak üzere sanayileşmiş ülkeler bunun yol açtığı sorunların bedelini tüm dünyaya ödetmekten çekinmiyorlar.

Öte yandan benzer olguların, ABD’nin yeni başkanının, dünyanın “demokrasi/otokrasi” kavgasının eşiğinde olduğuna vurgu yaptığı bir dönemde, daha yüksek tonda tartışılmaya başlaması şu gerçeği gözler önüne seriyor:

İnsanlığın artık daha samimi ve derin  “etik sorgulamalar”a her zamankinden çok gereksinimi var.

Bunun temel koşulu ise temiz bilgiye ulaşmaktan geçiyor.

İşte bu noktada harcanacak çabanın ve gösterilecek cesaretin dünyamıza yön vereceğinden, kimsenin kuşkusu olmasın.

 

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları