26 Ekim 2021 - Hoş geldiniz

SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- İRAN’IN YENİ CUMHURBAŞKANI, SERTLİK YANLISI İBRAHİM REİSİ’NİN BİLİNMEYENLERİ

Ana Sayfa » DÜNYA » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- İRAN’IN YENİ CUMHURBAŞKANI, SERTLİK YANLISI İBRAHİM REİSİ’NİN BİLİNMEYENLERİ

Eklenme : 26.06.2021 - 9:10

SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- İRAN’IN YENİ CUMHURBAŞKANI, SERTLİK YANLISI İBRAHİM REİSİ’NİN BİLİNMEYENLERİ

 

 

Doğu komşumuz İran’da 18 haziran Cuma günü ülkenin yeni cumhurbaşkanı için yapılan seçimi, beklendiği gibi sertlik yanlısı İbrahim Reisi kazandı.

 

Reisi Kimdir?

Şiilerin 8.İmamı Reza’nın türbesinin yer aldığı kutsal kent olarak kabul edilen Meşhed kentinde doğan Reisi, aldığı yoğun teolojik eğitim nedeniyle Hüccetü’l-İslam sıfatını kazanmış, 60 yaşında bir siyasetçidir. Bilindiği gibi bu unvan “İslam’da Otorite”  anlamında olup, fetva yetkisine sahip “Allah’ın Delili” anlamındaki Ayetullah’lığın bir altında, ona en yakın statüyü ifade eder.

Reisi, 1979’daki İslam Devrimi sırasında Tahran’a bağlı bir kentinin savcısı olarak 20’li yaşlarında başladığı kariyerinin devamında, başsavcılık ve hakimlik yapmış, 2015’de ülkenin başsavcısı olmuştur.

Uluslararası Af Örgütü kayıtlarına göre Reisi, 1980’lerin sonunda Tahran Devrim Mahkemesi savcı yardımcısı iken, İran-Irak savaşının ardından, siyasi mahkumlar için yasadışı infaz kararları vermesi nedeniyle “ölüm komisyonu” olarak adlandırılan “mahkeme”nin üyesiydi.

Af Örgütü’nün 2018 raporunda, söz konusu dönemde en az 5000 rejim karşıtının katledildiği, gerçek katliamın ise, önce salıverilenlerin daha sonra tutuklanıp, gizlice infaz edilmelerinden dolayı daha yüksek olduğuna yer verildi. Nitekim bu nedenle AB ve ABD yönetimleri Reisi’yi 2019 yılında kara listeye aldı.

Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, insanlığa karşı işlediği ağır suçlardan yargılanmak yerine ülkesinin cumhurbaşkanlığına yükselen Reisi örneğinin, İran’da “mollalar” için  cezasızlığın esas olduğu bir “rejimin” varlığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

 

Reisi seçimi nasıl kazandı?

 İran’da, İslam hukukçusu “uzman”lardan oluşan Anayasayı Koruma Konseyi yapılan başvurular arasında uygulanan elemeyle adayları belirlemektedir. Geleneksel olarak altı, yedi aday adayının başvuruları kabul edilerek aday ilan edilir. Ancak bu kez, daha önce olmadığı biçimde reformcu birçok aday diskalifiye edilerek Reisi’nin önünün açıldığı iddaları güçlü bir şekilde seslendirildi.

Dini Lider Ayetullah Ali Khamenei önüne getirilen listeyi onaylama aşamasında, bazı aday adaylarının dışarıda bırakılmasının yanlış olduğunu ifade etmesine karşın, Anayasa Konseyi aldığı karardan geri dönmeyi reddetti, Khamenei de listeyi onaylamak zorunda kaldı.

Ilımlı başkan adayı Rouhani’nin seçilip, Reisi’nin kaybettiği bir önceki seçimde %74 olan seçime katılım oranı, bu defa reformcu ılımlıların seçimi boykotu yüzünden %49’da kaldı. Reformcuların ağırlıklı olduğu Tahran’da ise geçen seçimdeki oranın yarısına tekabül eden %34 dolayında katılım oldu.

 

Reisi’yi bekleyen sorunlar

 Seçim sürecindeki gelişmelere bakılacak olursa, İran’ın en az dört yıllık yakın döneminde, dinci sertlik yanlısı muhafazakarların bir hayli etkin olacağı söylenebilir.

Nitekim Reisi, seçimin ardından 21 haziranda yaptığı basın toplantısında, Tahran’ın balistik füze programı konusunu Biden ile kesinlikle müzakere etmeyeceğini söyleyerek, özellikle ABD’ye karşı izleyeceği sert siyasetin işaretini verdi.

 

Balistik füzelerin İran için önemi

Bilindiği gibi Tahran’ın elindeki taarruz uçakları 1979 İslam Devrimi’den önce Şah Rıza Pehlevi zamanında alınmış uçaklar. 1973’de yaşanan ilk petrol krizi sonrası üçe katlanan petrol fiyatları ile petrol geliri inanılmaz boyutlara yükselen İran Şahı Pehlevi, Londra’ya yaptığı ziyaret sırasında ITV’ye verdiği demeçte: “İran’ın gelecek on yılda dünyanın ilk on ülkesi arasına gireceğini” söylediğinde uluslararası otoriteler buna anlam vermekte zorlanmıştı. Hatta o günlerde, “Bu silahlar kime karşı alınıyor” sorusu İngiliz basınında uzunca bir süre de tartışılmıştı. Sonradan görüldü ki, Şah’ın bu böbürlenmesinin arkasında, başta taarruz uçakları olmak üzere dönemin modern silahlarına yaptığı büyük  yatırım vardı.

Ne var ki Şah elindekileri kullanamadı ama,  aradan geçen birkaç yıl sonra devrilip, ülkesini terk etmek zorunda kalınca, o uçak ve silahlar İslamcı yönetim tarafından Irak ile sekiz yıl süren savaşta kullanıldı.

O dönemden bu yana savaş uçağı filosunu yenileyemeyen İran, komşusu Arap’lara karşı uzun menzilli füze üretimine ağırlık verdi. Bunlar için de uzun yıllar boyunca dış ülkelere  milyarlarca dolar ödemek zorunda kaldı. Sonunda ürettiği yaklaşık 2000 km’lik menzile sahip bu füzeler ile Ortadoğu’daki ABD üsleri dahil her ülkeyi vurabilme olanağını elde etti

Bu arada, İran’ın bu kapasitesi ile, uzun yıllardır Lübnan Hizbullahçıları yanında, Suriye’deki rejimi ve son birkaç yıldır da Yemen iç savaşı boyunca Şii Huthileri desteklediklerini hatırlayalım.

 

Nükleer sorunu

 Bilindiği gibi 2015 yılında P5+1 (BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri+Almanya) ile İran arasında, İran’ın nükleer uranyum  zenginleştirmesini sınırlama konusunda bir çerçeve anlaşması yapılmıştı. 2018 yılında ise dönemin ABD başkanı Trump’ın  bu anlaşmadan tek taraflı çekildiğini ilan etmesi, hem imzacı diğer ülkeler, hem de İran başta olmak üzere Orta Doğu ülkelerinde gergin tartışmalara neden olmuştu.

Bunun üzerine İran, uranyum zenginleştirmesi alanında, söz konusu anlaşma ile kabul edilen sınırı tanımadığını ve zenginleştirme oranını %60’a kadar arttırma kararı aldığını bildirdi. Bu oran, nükleer silah üretimi için gereken %90 oranının bir hayli altında olmasına karşın yine de büyük tepki çekti. Anlaşmanın bu şekilde ortadan kalkması, buna imza koyan cumhurbaşkanı Rouhani ve reformcu ılımlıların içerde prestij kaybetmesine neden oldu.

Ancak Biden verdiği ilk demeçte, İran ile yapılan anlaşmaya geri döneceğini bildirince, anlaşma imzacıları ülkelerin de girişimiyle nisan ayında Viyana’da görüşmelere başlandı. Bugünlerde sonuna doğru gelindiği bildirilen görüşmelerin kilit sorusu; uygulamada kimin ilk adımı atmaya razı olacağı!

Rouhani kabinesinin Dışişleri bakanı Javad Zarif, “ABD’nin İran’a uyguladığı ambargoların İran ekonomisine verdiği yaklaşık 1 trilyon $’lık hasarın nasıl karşılanacağının öncelikle müzakere edilmesi ve ABD’nin ilk adımı atarak iki bin dolayındaki ambargonun  bir an evvel kaldırılması gerektiğini ifade etti.

Reuters’de geçen hafta yer alan haberde, İran’ın çıkarlarının korunması kaydıyla, Reisi’nin de “Viyana görüşmelerini desteklediği ve Amerika’nın söz konusu anlaşma ile belirlenen sorumluluklarını öncelikle yerine getirmesi gerektiği” sözlerine yer verildi.

 

Nükleer sorununun çözümüyle diğer sorunlar ortadan kalkacak mı?

 Bu sorunun doğrudan yanıtı “elbette hayır” olacaktır. Çünkü 1979 Şii İslam Devrimi’nden bu yana geçen son kırk yıldan uzun süre boyunca, İran’ın batılı demokratik ülkelerle olduğu kadar, Körfez ülkeleri ve İsrail ile de sorunları azalmamış, tersine artmıştır.

Devrimin hemen ardından İran’ın, başta körfez ülkeleri olmak üzere Türkiye dahil Müslüman ülkelere “devrim ihracı” politikasından ciddi bir şekilde kaygılanılmıştı. Nitekim  Şii’lerin yoğun olduğu Bahreyn’de, İran istihbarat örgütü destekli olduğu ortaya çıkan kanlı kalkışma denemeleri bu açıdan tipik bir örnek olarak hatırlanacaktır.

 The Washington Post’un internet sitesinde 22 haziran tarihinde yer alan   Kareem Fahim ve Miriam Berger imzalı analize bakılırsa, tartışmalı bir seçim süreci ile de olsa Raisi’nin zaferi, İran güvenlik ve istihbarat örgütlerinin altyapısını oluşturduğu muhafazakar dinci yapının kararlılığının göstergesidir.  Yani diğer bir deyişle mevcut dini lider Ayetullah Ali Khamenei sonrası bu konuma yükselmesi artık kesinleşen aşırı dinci Reisi ile birlikte, İran’ın 79’daki devrimi ardından yaşanan son derece sert siyasal sürece girmesi hiç de uzak bir olasılık değildir. O yüzden İran’ın Avrupa ve ABD ile ilişkilerinin geleceğini tahmin etmek şimdilik zor. Kaldı ki, Çin ile İran arasında uzun dönemli bir anlaşma konusunda geçen yıl bir mutabakata varılmıştı.

 

Çin-İran Stratejik İşbirliği Anlaşması

Bu mutabakatın ardından İran ile Çin arasında yürütülen görüşmeler mart ayında imzalanan bir stratejik işbirliği anlaşması ile sonuçlandı.

Anlaşmaya göre, Çin’in İran’da 25 yıl boyunca 400 milyar $ dolayında yatırım yapması, bunun karşılığında da İran’dan düzenli olarak indirimli fiyatla petrol alması öngörülmektedir.

Çin tarafından yapılacak yatırımların 280 milyar $’ı gaz ve petrol yatırımlarında, 120 milyar $’ı da, Çin’in Yol-Kuşak projesi kapsamında ulaşım ve üretim altyapısının güçlendirilmesinde kullanılacağı anlaşılmaktadır.

 

SONUÇ

 Çağımız İran’ının tarihi kökleri, aynı topraklarda yaklaşık üç bin yıl önce hüküm sürmüş Pers İmparatorluğu’na dayanmaktadır. Çağlar boyunca bu ülkede, farklı kültürlerle harmanlanmış çok sayıda topluluk bir arada yaşamıştır. Ancak 20.yüzyılın sonlarına gelindiğinde, geçmişe dayanan derinlikli kültürel yapıdan kopup, ulusal birliğin Şii İslam Devrimi ile sağlamaya çalışılması  ciddi bir şekilde sorgulanmaya muhtaçtır.

Günümüze dönersek; 2021 yılı itibariyle toplam 85 milyon dolayındaki nüfusun ana unsuru %61’lik payla Fars orijinlilerdir. En büyük iki azınlık sırasıyla nüfusun %16’ı dolayındaki  Azeriler ve %10 dolayındaki Kürtlerdir. Geri kalan  %13 içerisinde Beluciler, Lurlar, Araplar, Türkmenler ve Ermeniler bulunmaktadır. İnanç açısından bakıldığında, toplumun %89 gibi büyük çoğunluğu Şii olmak üzere, %10 dolayında Sünni Müslüman ve toplam %1 dolayında da  Hristiyan, Zerdüşt, Bahai ve Yahudi bulunmaktadır.

Bu demografik yapıya ek olarak, büyük ölçüde siyasi nedenlerle yurtdışına göç edip, farklı ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmış genellikle iyi eğitimli bireylerden oluşan İranlıların olduğunu da  not edelim.

1970’lerde Şah’a başkaldıran İran Komünist Partisi “TUDEH”  üyesi gençlerin canlarını kurtarmak için ülkeden kaçışı ile başlayan süreç, 79 İran İslam Devrimi sonrası giderek artarak, İran Dışişleri Bakanlığı’nın resmi verilerine göre dört milyonu geçmiş görünüyor. Resmi olmayan bazı kaynaklar ise, birçok ülkede İran Diyasporası olarak yaşayanların şimdilerde yaklaşık on milyona ulaştığını bildiriyorlar.

Bu istatistiki veriler, yakın gelecekte İran’daki siyasi istikrar ve birliğin sürdürülebilirliği açısından son derece önemli. Çünkü özellikle kuzeydeki Azeri azınlığın ayrılıp, kuzey ile birleşme taleplerine dair, arada bir de olsa, batı basınında bazı yorumlar yer alıyor.

Bu nedenle, Çin ile yapılan uzun dönemli stratejik anlaşmanın ülkenin ekonomik büyümesi ve  toplumun refahının yükselmesi açısından sağlayacağı faydanın ülkenin bütünlüğünü koruması noktasında son derece önemli olacağını söylemek mümkündür.

Diğer yandan, şimdiki dini lider Ayetullah Khamenei’nin ardından en muhtemel adayın Reisi olacağı kaydediliyor.

İlk savcılık yaptığı 20’li yaşlarından bu yana görevde olduğu dönemlerde, özgürlük ve insan hakları konusundaki uygulamaları yüzünden Reisi bir hayli kötü sicile sahip bir siyasetçi.

Ayrıca devrimin lideri olarak Ayetullah Khomenei zamanında olduğu gibi, Reisi ile dini ve siyasi liderlik tek kişiye geçerse komşu İran’ın geleceğinin nasıl şekilleneceğini şimdiden tahmin etmek bir hayli güç görünüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları