SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KARS’TA ÜÇ GÜN

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KARS’TA ÜÇ GÜN

22.08.2018 - 11:57

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KARS’TA ÜÇ GÜN

KARS’TA ÜÇ GÜN

 

Geçen hafta oğullarımın hazırladığı sürprizle üç günlüğüne Kars’a gittik. Yıllardır çok merak etmeme rağmen, yolum hiç düşmemişti. Benim için birçok açıdan çok iyi oldu.

 

Öncelikle, Ankara’nın sıcak günlerinden kurtulup, 1760 m yükseklikte üç gün geçirmek iyi geldi. İkincisi, Tanpınar’ın dediği gibi; ” Karakteri politika olan Ankara”nın son zamanlarda iyice boğucu hale gelen siyasi atmosferinden, kısa süreli de olsa “kaçış” ise hiç fena değildi doğrusu. Üçüncüsü de, Kars’ta beklediğimin ötesinde renkli bir canlılığa tanık olmamdı.

Üstelik, Karslı’ların düşük sezon olarak kabul ettikleri yaz aylarında!

 

Meğer, Kars bir süredir ciddi bir turizm kenti olmaya başlamış. Turizmin yüksek sezonu ise, kıyı kentlerinin aksine kış mevsiminde yaşanırmış.

 

Gerçekten, 10.yy’da Ermeni kenti olarak kurulup, sonrasında İpek Yolu dahil, birçok tarihi geçişlere sahne olmuş Ani Harabeleri, kentin en önemli kültürel hazinesi görünümünde. O yüzden, UNESCO tarafından Dünya Tarihi Mirasi Geçici Listesi’ne alınmış. Kent içinde, nispeten yakın tarihten kalan, kale ve Ruslar’dan kalan birçok eser de restore edilip turizme sunulmuş.

 

Ayrıca, 1.Dünya Savaşının hemen başında, Osmanlı Genel Kurmayı’nın büyük hatası nedeniyle facia ile sonuçlanan Sarıkamış Harekatı’nın, Osmanlı ordusundaki farklı etnisitelerden şehitleri için yapımı süren, görkemli Anıt Kompleksi de önemli bir unsur! Yine Sarıkamış Kayak Tesisleri de, çoktan meraklılarını çeken müstesna tesislerden biri olmuş.

 

Bütün bu zenginlikleriyle gerçek bir turizm kenti olmayı başarmış Kars’ın, turizme hizmet veren tesisleri, önemli sayıda genç için iş kapısı olmuş. Bunların çoğu, kentteki Kafkas Üniversitesi’ne öğrenci olarak gelen Türkmenistanlı öğrenciler yanında, hem Karslı, hem de Güneydoğu’lu genç üniversitelilerden oluşuyor.

 

Üç gün içinde, zaman buldukça farklı yerlerden gelen bu gençler ile kısa kısa ama sıcacık sohbet fırsatını kaçırmadım. Her birinin, işlerini iyi yapma gayreti yanında, gözlerindeki ışık ve kendilerini geliştirme kararlılığından çok etkilendim.

 

Kent merkezindeki gözlemlerimin de umut verici olduğunu söyleyebilirim. Bir hayli kalabalık caddelerde, modern giyimli gençler ve kadınların çoğunluk olduğu açıkça belli oluyor. Türbanlı oranının, diğer kentlerimize göre bir hayli azalmasının nedeni, büyük bir üniversite kenti olmasının yanında, geçmişte kalsa da, kentin bir zamanlar sol kültürden beslenmesinden kaynaklandığını düşündüm.

 

Haklı mıyım; pek emin değilim. Çünkü böyle genellemelere varmak için, üç günlük gözlem elbette yeterli değildir. Ancak yine de bir kesit olarak, bu gözlemimin bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Nitekim konuştuğum bazı esnaflardan da, bunu teyit eden bilgiler aldım.

 

Peki bu görüntünün siyasetteki karşılığı nedir, diye sorduğumuzda, partilerin seçimlerde aldığı oy oranlarına bakmak gerekir. Siyasetçiler daha iyi bileceklerdir elbette ama, hatırladığım kadarıyla, geçmişte ilerici siyasetin merkezlerinden biri olan Kars’ta, 1950’lerden, 1980’de kapatılana kadar CHP hep önde giden parti olmuş. 1980 sonrasında da, zamanın sol siyaset temsilcisi olarak, önce Halkçı Parti, sonrasında SHP, daha az sayıda milletvekili ile olsa da, yerlerini bir ölçüde korumuşlar.

 

Ancak, 1992’de CHP’nin yeniden açılmasının ardından son 24 Haziran’a kadar, sadece 2002 seçimlerinde CHP’den seçilip sonra ANAP’a geçen, şahsen tanıdığım bir fırsatçı siyasetçi dışında, CHP Kars’tan milletvekili çıkaramadı. O zaman benim gözlemlediğim tablonun anlamı nedir?

 

CHP açısından, anlaşılması güç, son derece olumsuz bu sonuç kabaca nasıl açıklanabilir? HEP,DEP,HADEP,HDP gibi partilerin zaman içinde siyasette etkin hale gelmesi ile, belki kısmen açıklanabilir. Ancak yeterli olmaz! Çünkü uzun yıllardır iktidar olamamışsa da; CHP gibi ana muhalefet konumunu korumuş bir parti, üstelik geçmişte rakipleriyle başa baş mücadele ettiği bir ilimizde, son otuz yılda bu hale düşürülmüşse, parti çok ciddi sorunlarla karşı karşıya demektir.

 

Bu anlaşılması güç sonucun ortaya çıkmasının hesabı elbette, CHP’yi yönete(meye)n kadrolardan sorulmalıdır. Ancak ne yazık ki aynı kadrolar, tüzük vs’ler ile oynayarak, partiyi demokratik olmaktan çıkardıkları için, ortalıkta hesap soracak pek kimse de bırakmadılar. Galiba, ülke çapında olduğu gibi, Kars yerel örgütlerinde de, yukarıda söz ettiğim açık zihinli, gelişmeye elverişli gençler yerine, yıllardır hiçbir işe yaramadıkları apaçık ortada olan, kendilerine bağlı kişilere görev vermeyi seçtiler.

 

Yazının bu aşamasına geldiğimde, yazdıklarıma şöyle bir bakınca gördüm ki, yazının başında söz ettiğim ” siyasetten kaçış”ı yine becerememişim! Elli yılı geçen süredir Ankara’da yaşayınca, isteseniz de siyasetten kaçamıyor, bırakın yurtiçine, yurtdışına bile gitseniz yanınızda taşıyorsunuz.

 

Madem becerememişim, o zaman bari dönüş yolundaki siyasete dair ilginç bir anımı da anlatarak yazımı noktalayayım.

 

Uçak yolculuklarında, bazı rahatsızlıklarım nedeniyle genellikle en arka sıranın koridor tarafını tercih ederim. Bu defa da internetten öyle yaptım. Uçak kalkışa geçmeden hosteslerden biri geldi. Ön tarafta boş yer varmış, uçağın dengesi için beni öne almayı teklif eder gibi talep etti. İtiraz edecek oldum ama önde de tuvalete yakınsınız deyince, çaresiz evet demek zorunda kaldım.

 

Neyse, beni sağdaki en ön sıraya oturttu. Belli ki; VIP dedikleri yolculardan birkaçı gelmemiş. Aslında buna ünlü köşe yazarlarından Bekir Coşkun, “Çok Ünlü Kişi”nin kısaltması olarak”ÇÜK” der ya; ben sevmem bu tür ayrıcalıkları. Ama dediğim gibi mecbur kaldım.

 

Baktım en ön sıra koridor tarafında, laci’ler giymiş kravatlı bir kişi oturuyor. Belli ki politikacı! Diğer taraf ön sırasında da iki kişi oturuyor, bu zatı aralarına almamışlar. Herhalde onlar daha yüksek politikacı olmalılar, diye düşündüm. Neyse oturunca selam verdim ve sordum; ” Politikacı olmalısınız.” dedim.

“Sayılır” dedi. ” Yani?” dedim. Kars’ın bir ilçesinin Belediye Başkanıymış. “Hangi parti?” diye sordum. ” Tabii ki AKP!” yanıtını alınca, nedense bir tuhaf oldum.

 

“Kendimi tutayım.” dedim içimden, ama ne gezer tutamadım!

“Yahu benim gençliğimde bu bölge sol siyasetin kalesiydi, vah vah..” dedim. ” Beyim o iş çoktan bitti; biz buralarda uzun zamandır %75’e yakın oy çıkarıyoruz, işte yan tarafta oturanlar da milletvekillerimiz.” demez mi? Son zamanlarda, böyle haller karşısında agresifleşmeden duramıyorum. Aslında yapmamam gerekir ama herhalde elimde değil.

 

Neyse; ” Bak” dedim, “dün senin ilçedeydim. Yemek yiyecek yer bulamadık, pis bir lokantada karnımızı doyurmak zorunda kaldık. Ayrıca o milletvekilleri dediğin adamlar da, milletin vekilleri olarak ne işe yarayacaklar acaba? Ülkenin çok kötü bir yere doğru taşındığının farkında mısınız?” şeklindeki soruma; ” Merak etmeyin beyim; her şey daha iyi olacak” diye cevap vermez mi!

Bu yanıt üzerine ben de konuşmayı kesip, pencereye dönüp, uçuşu izlemeye karar verdim. Bu arada gereksiz agresifleşerek, Başkan’a kaba davrandığım için de yavaş yavaş da üzülmeye başladım.

 

Bir saat otuz dakikalık uçuşun sonunda yere inip, çıkışa hazırlandığımız sırada, ” Başkan, yine aday mısınız?” sorusu ile gönlünü almaya çalıştım. O da ‘’Nasipse inşallah!” diye yanıtlayınca; “Kusura bakma Sayın Başkan. Seni kırmak istemezdim ama ben sizin Genel Başkan’a bir hayli muhalifim. Tepkim o yüzdendi. Size başarılar dilerim; şu sizin ilçelerdeki lokantalara bir çeki düzen ver bari.” diyerek iyice gönlünü almak istedim. Herhalde gönlünü almışım ki  “Beyim görüşlerinize saygı duyarız; bir dahaki seferde, lütfen gelip çayımı için, hatta size temiz yemek yedireyim” demez mi! Tabii çok mahcup oldum.

 

Bu ilginç anıyı neden anlatma gereği duyduğumu sorabilirsiniz. Söyleyeyim! Geçenlerde, eski kamu genel müdürlerinden bir arkadaşımın Zonguldak yerel gazetelerinden birinde yazdığı makaleyi, ilginç olduğu için Platformumuza sunmuştum.

İlginçliği şundandı: Benim de bulunduğum bir sofrada, eski bir generalin, Bodrum’a yolculuğu sırasında karşılaştığı iki siyasetçi davranışı arasındaki farkı eleştiren ibretlik anısını nakleden güzel ve anlamlı bir yazıydı.

 

Hikaye şöyleydi: General giderken, VIP salonunda karşılaşıp, uçakta yan yana oturduğu bir AKP milletvekiline yönelttiği ağır eleştirilere aldığı kibar yanıtlar sonrası, kendisiyle ahbap olduklarını anlatıyordu.

 

Tesadüf bu ya, dönüşte de yine VIP salonunda, siyasete parti dışından dahil edilerek milletvekili yapılan, üstelik Genel Başkan Yardımcısı bir CHP  milletvekili ile karşılaşmasını ve uçakta ona yönelttiği eleştirilere aldığı yanıtı da anlatıyordu. Milletvekili eleştirilere çok kızmış, ‘’Siz de bundan sonra CHP’ye oyunuzu vermezsiniz, olur biter!” demiş. Aldığı yanıt şöyleymiş:

” Beyefendi biz size değil, Atatürk’ün partisine veriyoruz oyumuzu!”

 

Benim de başımdan generalin öyküsünün ilk yarısına benzer bir olay geçince, iki partinin siyaset anlayışı arasındaki farkı değerlendirmelerinize sunmak için bu ilginç olayı anlatma gereği duydum.

 

Kars’ın turizminin giderek daha yükselmesinden duyduğum sevinç ve Kars’ta karşılaştığım gençlerin gözlerinden aldığım “ışık” ile umutlarımın yükselişinden bahsederken, yazı yine sonunda siyasete ve CHP’nin hepimizi üzen hastalıklarına uzandı. Umalım ve dileyelim ki bu hastalıklar geçici olsun.

Kars gezisini siyasetin insanı yoran ayrıntılarıyla noktalıyorum.

Hepinize iyi bayramlar diliyorum.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :