SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KILIÇDAROĞLU’NUN BİLİNMEYENLERİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KILIÇDAROĞLU’NUN BİLİNMEYENLERİ

12.11.2018 - 8:04

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KILIÇDAROĞLU’NUN BİLİNMEYENLERİ

 

Sitemizde yazmaya başladığımdan bu yana, günlük siyaset konusundaki düşüncelerimi dile getirmekten kaçınmaya çalıştım ve yazmadım. Ancak özellikle 24 Haziran sonrası, benim ilgi alanım CHP’de, bu ilkemi zorlayan öyle ( hadi ilginçlikler diyelim) şeyler yaşandı ki; bir deneyeyim istedim.

 

Yazacağım ama nereden başlamalı. CHP Kurultaylarından birinde Sn.Baykal kendisini, Rahmetli İsmet İnönü döneminde bile Genel Başkan’a tanınmayan öyle yetkilerle donattı ki; CHP’nin en küçük bir siyasi hamlesi bile Genel Başkan’ın bilgisi ve izni olmadan hayata geçemez oldu. Yani CHP eşittir Genel Başkan yani günümüzde Kılıçdaroğlu demek oldu. O nedenle doğru ve tutarlı bir eleştiri için Sn.Kılıçdaroğlu’nu yakından tanımak gerekirdi.

 

Bu yazımda ben de öyle yapmaya çalıştım. Bereket versin Google Hazretleri var! Sanki mitolojideki Hızır’ın günümüzdeki, hem de masalsı değil, gerçek versiyonu. Ben de ona başvurdum ve yaklaşık yarım saat içinde aradığım bilgilere ulaştım. Bu bilgiler üzerine son dokuz yıla yakındır CHP Genel Başkanlığını yürüten Sn.Kılıçdaroğlu’nun, yukarıda değindiğim gibi, özellikle 24 Haziran seçimleri sonrası faaliyetlerinin eleştirdiğim yönünün arka planına dair az da olsa bilgi sahibiyim.

 

Bu yazımda, bu bilgileri sizlerle paylaşıp, bir sonraki yazımda, bu bilgilerle zihnimde canlandıracağım Sn.Kılıçdaroğlu’nun, özellikle 24 Haziran’ın hemen öncesi ve sonrasının Genel Başkanlığı dönemine dair eleştirilerimi dikkatlerinize sunacağım.

 

Kılıçdaroğlu’nu anlatmaya başlamadan önce, izninizle önce, çok kısa bir anımı anlatarak başlamak istiyorum.

 

1999 Seçimleri öncesiydi. Doğup büyüdüğüm Bartın’dan Mv adayı olmak üzere DSP’ye başvurdum. Başvuru dosyamı vermek için, 15.01.1999 günü DSP’nin Beştepe’deki Genel Merkezi’nde sıraya girmiştim. Hemen arkamda da Sn.Kemal Kılıçdaroğlu vardı. Ayrılırken birbirimize başarılar diledik.

 

Not etmek isterim ki; bu deneme, bendenizin siyasete atılmak için ilk ve son girişimi oldu. Başvuru sonrası kendi işime döndüm. Aslında şimdi bakıyorum da; böyle bir adaylığı haketmek için hiçbir siyasi geçmişim de, hizmetim de yoktu. Sonuçta ben de, Kılıçdaroğlu da aday gösterilmedik.

 

Oysa; Kılıçdaroğlu hakkında, o zamanlar Doğan Holding’in elindeki Hürriyet’in 24/05/2010 tarihli sayısında yer alan,

” İşte Gandhi Kemal’in Yaşam Hikayesi” başlıklı yazıya bakılırsa; Rahmetli Ecevit, Kılıçdaroğlu’nu aday göstermemekle büyük bir hata yapmış!

 

Bu yazıda ortaya konduğuna göre; Sayın Kılıçdaroğlu’nun geçmişten gelen ne vasıfları varmış da, benim haberim yokmuş.

Belki bazı okuyucularımın da yoktur. Gelin birlikte öğrenelim.

 

68 kuşağından bir “devrimci” olarak ( ben de aynı yıllar üniversite öğrencisi olmama karşın; 68 kuşağı olduğumu söyleyemem; çünkü o dönemin ne öncesinde, ne de sonrasında devrimci arkadaşlarımızın çektiği acıyı çekmedim; sadece gözlemci oldum) o dönemlerde kurulan Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu Bilim Kurulu’nda görev almış.

Hatırladığım kadarıyla o yıllarda Kılıçdaroğlu, Ankara’da İktisadi Ticari İlimler Akademisi adındaki, temelde Muhasebe Okulu olarak bilinen okulun öğrencilerinden biri olsa gerek. Bendeniz de aynı dönemlerde ODTÜ’de aynı adlı derneğin üyesiydim. Bizim derneğimizin başkanı da sonradan dünyaca tanınan İktisat Prof’u olan Rahmetli Salih Neftçi’ydi. Belki de onunla birlikte çalışmıştır ! Ne bileyim?

 

Başka neler yapmış? Toplumsal ve Kültürel Eylemler Derneği Başkanlığı yapmış! Dediğim gibi o günlerde, ben de öğrenciydim; o yüzden merak ettim. Sene 1968/69, Dernekler Masası,  adında ” eylemler” olan bir dernek kurulmasına nasıl izin vermiş? Anlayamadım! Google’a sordum. Böyle bir derneğin izine rastlayamadım.

 

Sonra Habertürk’ten ünlü (nedense bu tür parlatma haberleri yapan gazeteciler hep ünlü oluyor!) gazeteci Muharrem Sarıkaya’nın 10.02.2015 tarihli Habertürk Gazetesi’nde Sn.Kılıçdaroğlu ile yaptığı, bol resimli ve uzun bir söyleşi gözüme ilişti. Merak ettim! Aile şeceresinin Horasan’a kadar dayandığından başlayarak neler var neler?

 

Aradığımı o söyleşide buldum. Kendi ifadesine göre; böyle bir derneği Akademi’den birkaç arkadaş birlikte kurmuşlar. Hatta Dernek Kimlik Kartı da bastırmışlar. Bu bilgiyi, Kılıçdaroğlu’nu, 7 numaralı üye olarak Derneğin Başkanı gösteren bir Dernek Kartı’na gazetede yer verilen o söyleşiden öğrendim. O dernek Dernekler Masası tarafından tescil edilmiş mi? Bilgi yok! Sarıkaya Söyleşisi’nin başlığını da şöyle atmış: ” 68 kuşağının kökten solcu sakin gücü”. Gel de; peh peh çekme! O günleri hatırlamayacak kadar demans hastalığından muzdarip olsam; neyse!

 

Yazı uzuyor! Aslında böylesi bir incelemeyi de hiç sevmem ama iş ana muhalefet partisi genel başkanlığını, dokuz seçim kaybetmesine karşın bir türlü bırakmayan bir kişi olunca; ayrıca, ilk satırlardan itibaren bir takım tuhaf şeyler karşıma çıkınca, yazı daha önce hiç denemediğim biçimde polisiye tadına girer gibi oldu. Ama heyecan verici hale gelmediğini de söyleyemem. Ben de, huyum kurusun! polisiyeyi pek sevmem ama, iş bildiğim doğrulara aykırı hale gelince; hele de konu Sol/Sosyal Demokrat siyasetin liderliğini de ilgilendirdiğinde, bırakmak istesem de, mümkün değil bırakamam!

 

O halde; Hürriyet’teki “Gandi Kemal” başlıklı yazıdan devam edelim. Kılıçdaroğlu bir de dayak yemiş! İyi mi? Hatta Habertürkteki Sarıkaya söyleşisinden öğrendiğime göre, işte tam bu sırada üzerinde o “meşhur” derneğin kimliği çıkıyor. Ancak bir ilginçlik de şurada. Polis üstünde o kimliği yakalıyor, genellikle yakalanan belgeler alıkonur ama işe bakın ki; anlaşılan hemen iade etmiş. Çünkü gazetede resmini gördüğüm o kimlik tertemiz, pırıl pırıl!  Her halde 40 yıl sonra lazım olur diye, gayet iyi saklanmış. Bir de benim o yıllardan kalma öğrenci kimliğime baktım. Bir hayli yıpranmış. Valla ne diyeceğimi bilemedim!!

 

İşte dayak yeme olayı da böyle anlatılıyor söyleşide! Nedense 68 olaylarındaki öz devrimcilerin yaşam öykülerinden, onların aziz ruhları muazzeb olur mu, diye kaygılanmadan, sol siyasette parlatılacak adayın yakasına mutlaka bir “polis dayağı yemiştir” rozeti asmak epeydir pek makbul sayılıyor. Sağ cenahta ise “dayak yemek”, bir sağcı erkek için ayıpların büyüğü sayıldığından, bunun yerine siyasi nedenlerle “hapse girmek” parlatma aracı olarak önemli prim yapıyor!

 

Sn.Kılıçdaroğlu daha sonra hesap uzmanı oluyor ve bu unvanla bir yıl Fransa’da kalıyor. Kılıçdaroğlu’na özel değil ama; ister Kılıçdaroğlu gibi maliyeci olsun, ister kaymakam, ister bankacı vb, üst düzey devlet memurlarına, adeta ballı piyango gibi sağlanan bu bir yıllık yurtdışı işini hiç anlamamışımdır. Anlamamamın nedeni, gittikleri ülkelerin dilini, o dilde uluslararası dil sınavlarını kazanarak gidip, orada ciddi bilgi görgü arttırmak üzere mesleki incelemeler yapanlar için değil elbette.

 

Konu dışında gibi gelebilir ama, 1970’lerin başında, yurtdışında bulunduğum dönemde, bir devlet bankasının gönderdiği iki müdürü tanıdığım dönemden bu yana aklıma takılan bir sorudur bu. Arkadaşlar benim aldığım bursun beş katı kadar para ile bir yıl boyunca orada resmen tatil yapıyorlardı. Üstelik gittikleri ülkenin dilini elementer seviyede bile konuşup, yazamıyorlardı. O zamanlar bana inanılmaz gelmişti. Sonra iş yaşamım nedeniyle bulunduğum bazı ülkelerde, benzer memurlardan ticaret ataşeliklerimizde görevlendirilen bazılarına rastladım.    Dil bilmeyen bazı memurlar bilmem kimin siyasi yakını olarak, üstelik uzun dönemli gönderilmişlerdi. Nedenini sorduğumda; “gariban adam döndüğünde bir ev sahibi olsun” diye gönderildiğini duyuyor, hayret ediyordum. Eee ne demişler:

” Deli ile devletin yaptığı işin nedeni sorulmaz!”

 

Dönelim konumuza; Sn.Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmadan evvelki yaşamının ilginç safhalarının sonraki aşamaları siyaseti hedeflemiş herhangi bir yüksek bürokratınkinden farklı değil. Küçük de olsa, bir başka parlatma olayı, sadece Kılıçdaroğlu için değil, birçok yüksek bürokratı ” yılın ‘…? …?….adamı” seçmek için işlev görmek üzere bazı uyanıklar tarafından bu amaçla kullanılan, adı sanı pek bilinmeyen dergilerden alınan plaket ve unvanlardan bir tanesi de 1994 yılında Kılıçdaroğlu’na verilmiş. Siyaset öncesinde; ne olur ne olmaz bulunsun, diye olmalı herhalde.

 

Sonrasında Hacettepe’de ders vermiş, herhalde CHP kontenjanından olsa gerek İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliği yapmış. CHP’nin Bilim Kültür Platformu’na davet edilmiş. Gördüğüm kadarıyla Kılıçdaroğlu’nun lisans diplomasından başka bir akademik çalışması yok. Benim bildiğim bilim dalları arasında muhasebe adında bir bilim dalı da yok. Çünkü muhasebe vb dallar bilim değil, olsa olsa teknik olarak nitelendirilebilecek dallardır. Belki Kültür alanındaki birikiminden yararlanmak istenmiş olabilir. Ne bileyim?

 

Hürriyet’in 08/03/1999 tarihli nüshasına göre, Kılıçdaroğlu’nun, DSP’den adaylığının reddedilmesinin ardından 1999’da, VAVEK ( Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği) adındaki, vergilerin yerinde harcanıp, harcanmadığını denetleme amacıyla kurulduğu belirtilen bir derneğin başkanlığını yürüttüğüne dair bilgiye rastladım. Ancak yaptığım incelemede, bu derneğin şu ana kadar hangi faaliyeti yürüttüğüne dair bilgiye Google’da rastlayamadım.

 

Kılıçdaroğlu’nun bundan sonraki bölümünü, ben de herkes kadar biliyorum. CHP’ye Baykal tarafından davet edilmesi, 2002 seçimlerinde İstanbul Mv seçilmesi, 2007 seçimlerinde yeniden İstanbul Mv olarak seçilmesi ve nihayet Mayıs 2010’da, 33.Kurultay’da Genel Başkan seçilmesi.

 

Bu süreçte yaptığı en önemli işlerin başında, hesap uzmanı olarak özel sektör kuruluşlarında yaptığı muhasebe denetimlerinden edindiği deneyim ile, TV programlarında, tamamı AKP’li, Melih Gökçek, Mir Dengir Fırat ve Şaban Dişli adındaki malum siyasetçilerin kirli çamaşırlarını ortaya koymak.

 

Ancak bütün bu “başarı”larının yıldızını parlatmasana karşın, 2009’da girdiği İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini, üstelik oy kullanma koşullarını yerine getirmedeki beceriksizlik yüzünden kaybetmesinin yıldızını etkilememesi bir hayli ilginç.

 

Ayrıca şimdiye değin Genel Başkan olarak CHP’nin başında girdiği dokuz seçimi de kaybetmesine karşın, bu kayıplarda sorumluluğu yokmuş gibi hareket ederek, görevi devretmeye yanaşmaması gibi olguları da not etmek isterim.

 

Bir makale boyutunu aşan uzunlukta oldu ama Sn.Kılıçdaroğlu hakında özet halinde önemli bilgilere yer vererek yazının sonuna geldik. Yukarıda da işaret ettiğim gibi, sonraki yazımda, Kılıçdaroğlu hakkında olumlu olumsuz eleştirilerime yer vereceğimi umuyorum.

Ziyaretçi Yorumları

Aziz Ekşi18 Kasım 2018

Değerli Sönmez bey, telefondan ulşamadığım yazılarınızı bu gün okuyabildim. Çok şey öğrendim. Belgeye/bilgiye dayalı yaklaşımınızın ve doğal/içten yazma tarzınızın okuyucuyu yakaladığını da vuglamak isterim.Ben de sizin gib,i 68 kuşağındanım, belirli ölçüde çilesini de çekenlerdenim. O kuşağın temel özellklerinden biri de kendini övmemesi, yapmadığı şeyleri yapmış gibi gösterme basitliğine düşmemesidir.
Bu kriteri karşılmadığı açıktır. Genel başkan değiştirmenin belki o kadar kolay olmadığı ama bu kadar da zor olmadığı bir ögütlenme modeli tanımlamalıyız.Bunlardan istifa beklenmez. Hatta bunlardan doğanlardan da beklenmez…
Başarılı yazılraınızdan ve arkasındaki bilgi birikiminden dolayı bir kez daha kutluyorum. Saygı ve sevgi ile.

İlgili Terimler :