SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KORONA GÜNLERİNDE ZAMAN

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KORONA GÜNLERİNDE ZAMAN

13.05.2020 - 21:03

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- KORONA GÜNLERİNDE ZAMAN

 

 

 

 

Korona ile beraberliğimiz neredeyse iki aydır sürüyor. İşin tuhafı bu beraberliğin daha ne kadar süreceğini kimsenin bilmemesi.

 

Benim gibi altmış beş üstü olanların günleri ise birbirine karışıyor. Dile kolay, bütün bu süre içinde evlere kapandık. Nihayet geçen pazar günü birkaç saatliğine, o da sadece yaşadığımız mahallenin sınırları içinde dolaşmamıza “izin” verildi. Gereği buysa elbette uyacağız. Şahsen bundan yana bir sıkıntım yok. Ancak iki ayın sonunda, “zaman” algımda bazı tuhaflıklar hissetmeye başladım. Zamanın hepimiz üzerindeki önemli etkilerinden birinin, yaşamımızı ve düşüncelerimizi bir hayli yönlendirmesi olsa gerek.

 

Platon-Aristoteles ve  “ Korona Zamanı “

 

Kavram üzerindeki felsefi yaklaşımlar Platon ve öğrencisi Aristoteles’e kadar, yani 2500 yıl öncesine geri gider. Platon zamanın kendiliğinden değil, ancak evrenin bir ürünü veya karakteristiği olarak var olduğunu söylemiş. Öğrencisi Aristoteles ise, “hayır öyle değil; zaman bir hareketin veya değişimin öncesi ve sonrasının algılanmasıyla ilgili bir süredir” demiş. Yani Aristoteles’e göre değişim olmadan zaman anlaşılamaz.

 

Aristoteles’in düşüncesinden hareketle; 2020’nin başlarında yerkürede neredeyse etkisini göstermediği alan bırakmayan korona virüsünün, bir büyük küresel değişimin dayanağı olma olasılığı yüksek midir diye sorabiliriz.

 

Korona virüsü ile birlikte zaman anlayışımız, başka bir formata dönüşmüş gibi. Zamanın yürüyüşünü sanki günlerle değil de, Covid-19’dan yaşamını kaybedenlerin sayısına indirgemiş gibiyiz. Virüs adeta kendi saatini yaratmış.  “Korona zamanı” olarak adlandırılabilecek tuhaf bir zaman dilimindeyiz. Öyle ki; gün ile hafta, hafta içi ile hafta sonu, sabah ile akşam hatta şimdiki zaman ile geçmiş zaman arasındaki sınır daha az hissedilir hale geldi.

 

Zaman akıp giderken salgın, coğrafi sınır tanımaksızın, neredeyse yerkürenin tamamında,  tuhaflıklarla dolu yaşam sahneleri yaratmayı sürdürüyor.

 

Bizim ülkemiz de bu tuhaflıklardan payını fazlasıyla alıyor. Bunlardan birine, benim gibi altmış beş yaşını geçenler için geçen pazar günü uygulanan dört saatlik “mahalle yürüyüşü izni” sırasında tanık oldum. Teşbihte hata olmaz, sanki sokağa çıkan her birimiz meralara salınmış koyunlar gibi, “sürü psikolojisi” içine sürükleniyor gibiydik.

 

Bu arada, başkanlık rejimine geçişten sonra otokratik eğilimlerini pek de saklamayan muktedirin, toplumun tamamını “emir- komuta” düzenine sokma denemeleri yapıyor olup olmadığı sorusu da akıllardan çıkmıyor. Ayrı ve ciddi bir sosyo-politik tartışmayı gündeme getirecek bu soruyu şimdilik not edip, devam edelim.

 

Zaman Algısı ve “ Korona Zamanı “

 

Bu durumun, zihinlerimizdeki zaman algısının dengesini sarstığına kuşku yok.

“Zamanın psikolojik algısı” üzerine araştırmalar yapan Liverpool John Moore Üniversitesi psikoloğu Ruth Ogden’e göre; korona günlerinde  “zaman sanki bir taraftan uzarken, diğer taraftan kısalıyor.”

 

Dr.Ogden üniversitedeki laboratuvarında yaptığı çalışmalarda, insanlara gösterdiği farklı görüntüler karşısında, o görüntüyü izlerken ne kadar süre geçtiğini tahmin etmelerini istemiş. Korkutucu görüntülerin süre algısının göreli olarak uzun olduğunu belirlemiş.

 

Salgın döneminde algı süreçlerini merak eden Dr. Ogden, evde geçirilen “bir günlük” süre yanında , “haftalık” sürelerin algılanmaları üzerine de bir çalışma başlatmış. Gönüllü bireylerden; genel ruh durumları, fiziksel aktiviteleri, sosyalleşme düzeyleri, kaygılı ve depresif olup olmadıkları gibi parametreler açısından deneyimlerini bildirmelerini istemiş. Sekiz yüzden fazla yanıtı değerlendiren Dr. Ogden; insanların yarısının zamanın hızlı, diğer yarısının da yavaş geçtiğini hissettiklerini belirlemiş.

 

Diğer yandan Duke Universitesi Beyin Bilimleri Enstitüsü’nden Kevin La Bar da, insanların kendilerini tehdit altında hissettiği durumlarda zaman algılamalarında bozulmalar olabildiğini ortaya koymuş.

 

Bu tür belirlemelerin yapıldığı çalışmalarda “zaman algısı” saniyeler, dakikalar veya saatlerle ölçülüyor. Korona gibi salgın durumlarında ise ölçek haftalara, hatta aylara dek uzayabiliyor. O yüzden bu gibi hallerde zamanı anlamak bir hayli zorlaşıyor.

 

Bilişsel Nörolojist La Bar,  günlerce evde kalmaya zorlanan birinin yenilik isteğinin yükseldiğini saptamış. Yeni bir şey ortaya çıktığında beyin dopamin salgılıyor ve beyin bu yeni denemeyi hafızaya kaydediyor, geçen zamanı da sayıyormuş. Eğer dopamin salgılanmasını sağlayan yeni bir şey yoksa algılama sistemi de kodlama yapmaya gerek görmüyormuş.

 

“Çarpıtılmış Zaman: Zaman Algılamasının Gizemlerinin Çözülmesi” adlı kitabın yazarı Claudia Hammond bu durumu, “tatil paradoksu” olarak adlandırarak şöyle söylüyor; “İnsanlar tatilde her şeyin çok hızlı geçtiğini söyler. Bir haftalık tatilin yarısı geride kaldığında;  ‘inanamıyorum yarısı geçti bile’ der. Ancak eve döndüklerinde, sanki yıllar geçmiş gibi hissederler.”

 

Benzer mantıkla, “Karantina Paradoksu” denilebilecek bu günlerde yaşanılanların, öncekilere göre daha uzun hissedileceğini düşünebiliriz. Hele krizin ön cephesindekiler ise, ışık hızı ile geçen günler boyunca, izleyen ayın öncekinden daha uzun geçtiğini duyumsarlar. Öyle ki; günlük ritimden kopmuş halleri içinde, zaman onlar için şaşırtıcı esnekliği ile bir ileri gider, bir geri gelir.

 

Bazılarının iddia ettiğinin tersine “evde kal” süreci hapse tıkılmak değildir. Can sıkıcı olan, önümüzdeki yaz aylarında başka neler yaşanacağı, aşının yakın zamanda bulunup bulunamayacağı,  süreç bitmekte midir, yoksa daha işin başında mıyız gibi soruların yanıtsız kalmasıdır.  Bu arada, her kafadan bir sesin çıkması ve belirsizlikler zihnimizi oldukça yormaktadır.

 

Çünkü salgının tam anlamıyla ne zaman biteceğini kimse bilmediği gibi salgın ertesinde dünya düzeninin ne hale geleceğini kestirebilen de pek yok. Zaman algısı, kaygı ve can sıkıntısı veya bazılarının az bazılarının çok çalışması gibi nedenler yüzünden de farklılaşmadı.

 

Öyle günlerden geçiyoruz ki; kontrol edemediğimiz her şey “korona zamanının” yönetimine girmiş durumda. Hızlı değişime uğrayanla ile değişmeden kalanın bile henüz tam farkında değiliz. Bu durumun tahmin edilemeyecek denli uzun olmasından kaygı duyuyoruz. Tüm bu belirsizliklerin, insanlarda davranışsal, duygusal ve düşünsel bozukluklara neden olması ihtimali de bir başka gerçeklik. Belki de son birkaç yüzyılın en paradoksal süreçlerinin birinden geçiyoruz.

 

O yüzden de bazılarımız, sürecin ardından her şeyin kaldığı yerden devam edeceğini öngörüyor. Bazılarımız ise hiç bir şeyin eskisi gibi kalamayacağı, korona salgınının bir dönüm noktası olacağını düşünüyor.

 

Öyle anlaşılıyor ki; salgın sonrasında büyük görev yine sağlık çalışanlarına, psikolog ve psikiyatrlara düşecek.

 

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

Mustafa PINAR13 Mayıs 2020

Birde siyaset kulvarına büyük görevler düşüyor.

İlgili Terimler :