SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- MACARİSTAN’DA ORBAN’IN YAPTIKLARI VE BUNDAN TÜRKİYE’NİN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- MACARİSTAN’DA ORBAN’IN YAPTIKLARI VE BUNDAN TÜRKİYE’NİN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER

09.01.2019 - 20:31

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- MACARİSTAN’DA ORBAN’IN YAPTIKLARI VE BUNDAN TÜRKİYE’NİN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER

MACARİSTAN’DA NELER OLUYOR? 

Geçtiğimiz yılın son aylarında Fransa’da ortaya çıkan Sarı Yelekliler Hareketi’nin çaktığı kıvılcım sonrası bazı AB ülkelerinde benzer hareketler görülmeye başladı.

Bunların en dikkat çekicisi bir süredir Macaristan’da ortaya çıkıp, devam eden gösteriler.

Bendeniz de, Macaristan’daki bu gösterilerin arka planını merak ettim. İyi ki internet yaşamımıza girdi. Onun sayesinde, her türlü bilgi hepimize bir ‘tık’lık uzaklıkta! Şimdinin gençleri için olağan olabilir ama öyle sanıyorum ki; benim yaşımdakiler için inanılmaz bir çağ bu!

 Erişip okuyabildiğim kaynaklardan anlamaya çalıştığım bazı ayrıntıları, merak eden, ancak vakit bulup inceleyemeyen okurlar için bu yazımda aktarmak istedim.

1989 Öncesi

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla girilen demokratik pazar ekonomisine uyum açısından Macaristan’ın, aynı konumdaki diğer ülkelere göre daha avantajlı olduğu düşünülüyordu. Çünkü duvarın yıkılmasına daha 20 yıl varken, 1968 reformlarıyla pazar ekonomisine benzeyen bazı düzenlemelerle, iç piyasada kısmen liberal fiyat sistemi benimsenmişti.

Merkezi planlama düzenindeki ekonomi yönetiminin verimsizliğine karşın, 1968’lerin kısmi uygulamalı bu yeni sürecinin ekonomik büyümeye katkısı anlaşılınca, sistem ” gulaş komünizmi” olarak adlandırılmaya başladı.

İlki 1974’de, ikincisi 1980’de ortaya çıkan iki petrol krizinin ardından, ülke dış ticaretinin büyük açıklar vermesi üzerine ikinci dalga reformlar ile insanların mevcut gelirleri yanında, küçük ölçekli işletmeler kurmalarına izin verildi. Böylece kısa zamanda, yarı zamanlı taksi şoförlüğünden, küçük tarım kooperatifleri, küçük sanayi ve hizmet sektöründe işletmeler ortaya çıktı. Ancak öncesinde kurulu devlet işletmelerine dokunulmadı.

1989 Sonrası Makro Ekonomik Göstergeler

Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında Macaristan, yeni düzene geçme sürecinde, Doğu Almanya, Çekoslavakya, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelere göre daha hazırdı.

Ancak 1990/93 arasında Macaristan’ın GSYİH’sının %20 oranında, sanayi üretiminin ise % 30 oranında daralması yanında, tarımsal gelirin % 33 düşmesi, işsizliğin ise ihmal edilebilir düzeyden % 13’e yükselmesi, erken yapılan tahminleri alt üst etti.

Aynı dönemde aylık net gelirlerin % 16 düşmesine paralel, 1989’da nüfusun % 12’si asgari geçim sınırının altında yaşarken, 1993’de bu oran %35’e yükseldi. Diğer taraftan, yaşam standardının, bu istatistiklerin gösterdiği kadar kötü olmamasının nedeni, kayıtdışı ekonominin yaygınlaşmasıydı.

Peki bu bazı temel makro ekonomik göstergeler sürecinde siyaset sahnesinde neler oluyordu?

1989 Sonrası Siyaset ve Sosyalistler

Yeni bir anayasa hazırlandı. 1989 öncesi tek partili dönemde ülkeyi yöneten İşçi Sosyalist Partisi adını Sosyalist Parti olarak değiştirirken, yeni siyasi partiler kuruldu. Bunlardan biri de, yeni döneme geçişin hemen öncesinde, 1988’de Genç Demokratlar Birliği’nin kurucuları arasında yer alan, 1989’da Soros Vakfı’nın bursuyla gittiği Oxford’da Siyaset Bilimi okuyup dönen bugünkü Başbakan Viktor Orban’ın kurduğu Macar Yurttaşlar Birliği-FİDESZ.

1990 sonrası özelleştirmeleri sayesinde Macaristan’ın en zengin adamı haline geldiği iddia edilen, eski Komünist Partisi gençlik kollarında yetişmiş Ferenc Gyurcsany liderliğindeki Sosyalist Parti, ikinci seçimde Liberal’ler ile ortak iktidara geldi. Ülkenin, önceki dönemden beri birikerek gelen büyük borç yükünü Blairizm’in 3.Yol siyaseti ile aşmaya çalışırken Neo-Liberalizm’in pençesine düştü. 

2004 yılında AB’ne kabul edildikten sonra 2006 yılında yakın çevresine söylediği ” bugüne kadar halka hep yalan söyledik” sözlerinin sızması üzerine, Budapeşte’de halk sokaklara döküldü, yüzlerce kişi yaralandı. 

İstifa gösterilerini bastırıp muhalefetin istifa talebini reddetti. Ancak 2008/9 Finans Krizine yakalanınca, bu defa paçayı IMF’e kaptırdı. IMF ve AB’nin sert mali politika talepleri, çalışanların ücretleri, sosyal hakları ve emeklilik gelirlerini büyük ölçüde vurdu.

Orban’ın İktidara Gelişi

Ardından 2010’da yapılan seçimlerde Orban’ın FİDESZ Partisi iktidara geldi. Orban 1990’da ilk kez parlamento üyeliğine seçilmesinin ardından 1993 yılında Fidesz’in lideri olarak 1998’e kadar muhalefette kalmıştı. 1998 seçimleri sonrası merkez sağ koalisyonun Başbakan’ı olarak Macaristan’ı NATO’ya sokan Orban, 2002 seçimlerini kaybedince iktidar tekrar Sosyalist Parti’ye geçmişti. Bunun üzerine bir ara partisinden ayrılan Orban 2003 yılında tekrar Partisi’ne dönmüş, ardından 2006 seçimlerini de kaybetmişti.

Orban 2010’da iktidara iktidara gelir gelmez, sayıca çok üstün olduğu parlamentodan, 2012 başından itibaren geçerli olmak üzere yeni anayasayı geçirdi. Yeni anayasa dini ve muhafazakar temalara büyük ağırlık vermenin yanında yargı bağımsızlığına da büyük darbe vurduğu için hem içeride, hem de dışarıda büyük tepki çekti.

Özellikle dış tepkileri yumuşatmak için, Orban’ın partisi Fidesz’e basın üzerinde doğrudan kontrol yetkisi veren Basın Yasası’nda küçük de olsa bir geri adım attı.

2013’de bankacılık ve bazı sanayi alanlarında yeni vergiler koyarken, bütün hanelerde kullanılan elektrik ve su fiyatlarında indirime gitti. Böylece ortağı Hıristiyan Demokrat Partisi ile birlikte 2014 seçimlerinde büyük bir başarı daha kazandı. Genel seçimleri izleyen ayda yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oyların yarısından fazlasını aldı.

Muhalefetin fakirliği arttırma, ekonomiyi durgunluğa sevketme ve otoriterleşme gibi suçlamalarına karşın, halkın  büyük desteğini alan Orban benimsediği sert göçmen politikaları ile içerde ve özellikle dışarıda büyük tepki aldı. Ancak bu tepki Sırbistan sınırı boyunca tel örgü örmesini engelleyemedi.

Ekim 2016’da AB Göçmen Yerleştirme Politikası için Macaristan’da yapılan referandumda; ” göçmenler için zorunlu kota uygulamasını hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz” yaklaşımı ile referanduma katılanların %98’inin oyuyla AB’nin talebi reddedildi.

Bu sonuç, 2018 seçim kampanyasında, Orban’ın propaganda aparatının göçmenler ve onları destekleyen ” gizli güç” üzerinde çok şiddetli bir kampanya yürütmesine fırsat verdi. Kampanyada ana başlıklar olarak; milyonlarca kriminal göçmenin ülkeye gelip kadınlara tecavüz edeceği, Hıristiyanları ezip İslamiyet tohumlarını ekeceği, yaşam tarzını mahvedeceği vb popülist unsurlar kullanıldı.

Böylesi kötü ve çirkin İslamcı göçmenlerin istilasına karşı, Orban kendisini sadece Macaristan’ın değil, bütün Hıristiyan Avrupa’nın koruyucusu olarak ilan etti. 

Ayrıca ülkesindeki muhalifleri, AB’yi, BM’yi, hatta bir zamanlar kendisine burs vererek Oxford’da öğretimini tamamlamasını mümkün kılan George Soros’u, Macaristan’ı göçmenler ülkesi haline getirmek için komplolar kurmakla suçlamaktan kaçınmadı.

Bu tarz yabancı düşmanlığı söylemlerini, bütünüyle kontrolu altına aldığı medya aracılığıyla yayarak halkı korkuttu.

Bu süreçte, muhaliflerin parçalı olması, tutarlı ve inandırıcı mesajlar verememesi, iyi adaylar bulup çıkaramaması sonucunda, katılımın % 70 olduğu seçimlerde, Orban’ın partisi Fidesz, küçük ortağı Hıristiyan Demokrat Partisi ile birlikte, daha önceki seçimlere göre oyunu %3 arttırarak % 48’e çıkarttı. Aşırı sağ Jobbik Parti ikinci sırada yer alırken, Sosyalist Parti liderliğindeki sol koalisyon, parlamentonun küçük grubu olarak kaldı.

Böylece Orban’ın 4.cü Başbakanlık dönemi başlamış oldu.

NewYork Sosyal Bilimler Okulu’nda ders veren Macar Felsefeci Agnes Heller’in, NewYork Times’ın 16 Eylül 2018 tarihli sayısında yer alan makalesinde değindiği gibi, şu zamanlarda sağ popülizm virüsü bütün Avrupa’yı sarmış durumda. Heller’e göre, Orban’ın iktidar gücünü tahkim ediyor olmasının ardında da büyük ölçüde bu olgu var.

Yine Heller’e göre; bir toplumda sağ popülizmin başarılı olması için, sınıflı toplumun kitlesel topluma dönüştürülerek köleliğe eğilimli hale getirilmesi gerekir. Çünkü sınıf bilinci olan bir toplumda bir despot çıkıp, şiddetli bastırmalar dışında, sınıfsal talepleri kolay kolay söndüremez.

 Kitleselleşmiş bir toplumda, geleneksel sınıfsal çıkarlar kaybolduğu için Orban gibi bir tiranın, güce doğrudan el koymasına ihtiyaç yoktur; onun kuralları, görüntüde demokratik olan popüler oylarla kolayca tahkim edilir.

Nitekim günümüzde birçok ülkede ortaya çıkan diktatör ve otokratların, liberal ve demokratik olmayan yöntemlerini, kitleselleşmiş toplumlarının çoğunluk oylarını alarak kolayca uygulamaya geçirdiklerine tanık oluyoruz. 

Yine Heller’e göre; bu tür toplumlarda, her türlü seçim hilesi, basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması, korku ikliminin yaratılması gibi zehirli unsurların karışımı ile insanlar üzerinde tahakkümü konsolide etmek kolay hale gelir.

İşte; 1989’un ardından geçen üç on yılın ardından Macaristan’ın başına Orban’ı saran sürecin arkasındaki temel neden budur. Seçmenin yarısının oyuyla, parlamentonun üçte ikisini ele geçiren Orban 2018 seçim sonuçları ile konumunu tahkim edip tam bir tiran haline gelmiştir.

Macaristan’da, o ne derse, o oluyor! Kimse ona başkaldırmaya cesaret edemez durumda. Her konuda karar ona ait ve itiraz edilemez; ancak sadık bürokratlar tarafından uygulanır halde! Ödüllendirilen sadık siyasi elit kendi oligarşisini yaratmış durumda! Adeta işlevsel bir feodalizme, demokratik süreç elbisesi giydirilmiş. 

İşte Orban’ın, dünya siyasi literatürüne sokmayı başardığı İlliberal Demokrasi sürecindeki Macaristan’ın genel görüntüsü bu!

Peki bundan Türkiye’nin çıkarması gereken bir ders var mı?

Onunda yanıtını size bırakıyorum.

Ziyaretçi Yorumları

Hülya Sivas09 Ocak 2019

Çok güzel bir anlatımla yararlı bir analiz.. Teşekkürler

İlgili Terimler :