SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- MÜTHİŞ BİR ÖYKÜ: OSMANLI SUBAYI VENEZUELALI NOGALES BEY

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- MÜTHİŞ BİR ÖYKÜ: OSMANLI SUBAYI VENEZUELALI NOGALES BEY

31.01.2019 - 8:52

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- MÜTHİŞ BİR ÖYKÜ: OSMANLI SUBAYI  VENEZUELALI NOGALES BEY

OSMANLI SUBAYI

VENEZUELA’LI NOGALES BEY

Son günlerde Venezuela üzerinde, başta ABD olmak üzere Rusya ve Çin’in oynadıkları büyük oyun nedeniyle ülke, dünya gündemini işgal eden konuların başında geliyor.

Epeydir büyük bir sosyo-ekonomik krizle sarsılmaya başlayan bu ülke ile ilgili yazmış olduğum iki yazı da, bir süre önce sitemizde yer alan köşede yayınlanmıştı.

Bugün, giderek derinleşmekte olan süper güçlerin bu klasik güç kavgası oyununu şimdilik bir kenara koyup, ilginç bulacağınızı sandığım bir insan öyküsü anlatmak istiyorum. Öykümüzün kahramanı Venezuela’lı bir devrimci, gezgin, maceracı bir savaşçı, aynı zamanda bir yazar. Peki kaynağın ne; diye soracak olursanız;  hemen söyleyeyim.

Yarım yüzyılı aşan süredir yaşadığım Ankara’da, birkaç yıl önce, yıllardır gittiğim bir berber salonunda tanıştığım, o günlerin Venezuela Büyükelçisi Prof. Kaldone G. Nweihed’ın nazik hediyesi olan bir kitap kaynağım. 

O günlerde şöyle bir bakıp, sonra okumak üzere kitaplığa koyduğum o kitabı, Venezuela’daki son olayların tarihi kökenlerini anlamak için ele alıp bir daha göz gezdireyim, istedim.

Bir de ne göreyim? Eşi zor bulunur bir insan öyküsü ile karşılaştım kitapta! Çünkü, Osmanlı topraklarına 1786 yazında İzmir’de ilk ayak basan Latin Amerikalı, Venezuelalı General Fransisco de Miranda’dan sonra, 1915 kışında Edirne üzerinden İstanbul’a gelen ikinci Venezuelalı olarak tanıtılan Nogales’in yaşam öyküsü anlatılıyordu.

 

 

Nogales İstanbul’a gelişinin hemen ardından subay olarak Osmanlı Ordusuna katılmış ve 1919 Nisan’ında Güney Amerika’ya dönmeden önce, Van’dan Gazze’ye kadar pek çok cephede savaşmış, Anadolu ve İstanbul’da çeşitli yüksek düzey yöneticilik görevlerinde bulunmuş bir Venezuelalı.

Kendi ülkesinde bir Devrimci, diğer ülkelerde de bir maceracı olarak nitelendirilen Nogales’in birçok ülkede geçen altmış yıllık yaşamının yaklaşık kırk yılının savaşlarda, maceralarda ve daktilonun başında geçtiğini anlıyoruz.

Küba’da Amerikalılara Karşı 

İspanya’daki bir askeri akademiden mezun olduktan sonra, teğmen olarak İspanyol ordusuna katılmış ve Küba’da Amerikan birlikleri ve bağlaşıkları yerli milliyetçilere karşı cesurca savaşması nedeniyle üsteğmenliğe terfi ettirilmiş.

Ancak Küba’da savaş Amerikalıların lehine dönünce, İspanyol’lar geri çekilmiş, Nogales de, ordudaki diğer Venezuelalılarla birlikte Haiti’ye sığınmış. 

Fas-Tunus-Kahire Günleri

Savaşta ölümden dönmenin ruh hali ile ilk macerasına başlamaya karar verdiği o günlerde Haiti’den kalkan bir gemiye binerek Fas’a gitmiş. Faslı bir Bakan’ın hizmetine girmiş, Rif kıyısında isyancı kabilelere karşı sıcak çatışmalara girmiş, bu arada önemli Avrupalı ve yerli kişilerle tanışmış.

İkinci durağı olan Tunus’tan sonra geçtiği Kahire’de tanıştığı İngiliz Kaptan’ın etkisiyle, Cibuti, Aden yoluyla Bombay’a, oradan da Belucistan üzerinden Afganistan’ın Hüseyinabad kasabasına gitmiş. Amaçları kasabanın kalesinde mahkum bulunan bir İran’lı Prens’i kurtarmakmış. Sonunda kurtarmışlar ve verilen ödülü Kaptan Burke ile paylaşmış.

Daha sonra, bugünkü modern koşullarda bile zor yapılacak yolculukları başlamış. Nogales’in maceracılık hevesinin boyutlarını göstermesi açısından, o günlerde izlediği rota, bakın ne kadar dikkat çekici.

Hindistan-Endonezya- Afrika

Önce, Hindistan’dan (bugünkü Pakistan), o günlerde Hollanda’ya bağlı Endonezya’ya, oradan da Afrika’nın güneyindeki Cape Town’a giden bir gemiye binmiş.

Burada patlamak üzere olan Boer Savaşı ilgisini çekmemiş, bir süre Belçika Kongo’su ve Angola’da kaldıktan sonra Güney Amerika’nın büyük metropollerinden Buenos Aires’e varmış. Oradan Brezilya’ya, sonra da İngiltere’ye gitmiş, İrlanda üzerinden Boston’a geçmiş ve 1901’de nihayet Caracas’a dönmüş. 

Ülkeye Dönüş

Ülkesine döndüğünde Venezuela, bir silahlı yönetici olan Cipriano Castro’nun yönetimi altındaymış. Bu yönetici tarafından kendisine madalya verilmiş olmasına rağmen, bir davette yüzüne karşı onu demokrasiyi getirmemekle eleştirmesi üzerine tutuklanacağını anlayınca ülkesini hemen terketmiş. Ardından devrimci arkadaşlarıyla buluşup, başlamak üzere olan bir isyana destek olmak için dönmüş, ancak yaralanmış ve yine kaçmış, birçok badire atlattıktan sonra Küba’ya sığınmış.

Çin-Kore-Kanada-Rusya

Bir süre sonra oraya da sığamayınca, şansını bu defa Uzak Doğu’da denemeye karar verip, başta Çin ve Kore’de birçok olaya karışmış; çok gitmek istediği Japonya yerine, bindiği geminin rüzgar tarafından rotasını değiştirmesi nedeniyle soluğu Alaska’da almış. Oradan önce Kanada’ya, daha sonra da Bering Boğazı’ndan Rusya’ya geçmiş.

Ülkesine İkinci Geri Dönüş

1908’de ülkesindeki diktatör Castro devrilince, hızla ülkesine geri dönmüş; yeni rejimin de eskisinin izinden gideceğini anlayınca, sonraki sekiz yıl boyunca, hem komşu ülke Kolombiya sınırı, hem de Meksika ile ABD arasındaki sınır arasında gidip gelmiş. Nihayet Avrupa’da beklediği savaşın başladığını öğrendiğinde, Belçika ordusuna katılma niyetiyle Fransa’ya ve İngiltere’ye gitmiş; birçok engelle karşılaşınca kendini Bulgaristan’da bulmuş.

1.Dünya Savaşı ve Osmanlı Subaylığı

Burada da bir Alman kurmayının tavsiyesiyle, Sofya’daki Osmanlı Büyükelçisi Fethi (Okyar) Bey ile tanışıp, Osmanlı ordusuna kabul edilmiş. O sırada Sofya’da Osmanlı askeri ataşesi Mustafa Kemal’dir ama Nogales onunla görüşmemiş.

İstanbul’a gelince, Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Alman General Limon Von Sanders ile görüşmüş. Teğmen rütbesi verilerek Doğu cephesine gönderilmiş. Tren yolculuğu sırasında geçtiği Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar, Konya’dan sonra son durak Ulukışla’ya ulaşmış. Oradan da kara yoluyla Niğde, Nevşehir, Kayseri, Sivas, Erzincan’ı da geçerek at üstünde Erzurum’a varmış. Geçtiği bütün bu yerlerdeki gözlemlerini not almış.

Erzurum’da kışı geçirirken, hem Türk, hem Alman komutanları ziyaret ederek, onlardan çatışmaya gönderilmesini istemiş; sonunda şehri kuşatan birliklerin başına geçmek üzere 21 Nisan’da Van Gölü’nü geçmişt. İlk tesbiti, “okun çoktan yaydan çıkıp, Ermeni İsyanı’nın başlamış olduğudur”. Orada ilk günlerindeki korkunç manzarayı anlatırken; kuşatılmış şehrin dibinde, kuşların, Türk olsun, Ermeni olsun, Kürt olsun, can verenlerin cesetlerini çirkin kara tüyleriyle kapladığından söz edecektir.

Bölgede Ermeni rahip ve Kürt şeyhlerle tanışır, bölgeyi dolaşırken, Muş’ta Danimarka’lı misyonerler tarafından kurulmuş bir kız okulunu ziyaret eder. Gölü, motorlu tekne ile geçip Edremit kasabasına vardığında kuşatma, Genel Vali Cevdet Bey’in komutası altındadır. Nogales komutayı ele alır ve Ermeni siperlerini top ateşine tutar. Buradaki görevi sırasında görüp yazdıklarına göre, Van sokaklarında yüz yüze geçen ve çok sayıda can kaybına neden olan çatışmalar olmuş. Sonunda ateşkese gidilmiş ama çatışmalar yeniden başladığında çok daha vahşi sahneler yaşanmış.

Başkale’ye ulaşan Nogales, Kaymakam Çevik Bey’den, kasabanın güvenliğinin tehlikeye girdiği haberini alınca, çetelerin yapacağı katliamdan endişe eder ve kasabayı boşalttırmakla kalmaz; Rus ve Kazakların eline geçmesini engellemek için ateşe verir.

 Nogales’in Van’daki eylemleri, Ermeniler tarafından ‘Ermeni Celladı” olarak suçlanmasına, Kaymakam Hakkı’nın kitabında ise ” kılıcını veren eli ısıran nankör bir yabancı olarak” anılmasına neden olmuştur.

Van’daki görevinden sonra Halep’e geçip, istifa etmeyi düşünürken orada Bahri’ye Nazırı, Suriye ve Filistin Genel Valisi Cemal Paşa tarafından kabul edilir ve kendisine yeni görevler verilir.

İddiasına göre, Bağdat’ta Mareşal von der Goltz’a refakat eden iki subaydan biridir. Diğeri Albay Kazım (Karabekir)dir. Ancak bir süre sonra Halil Bey ile aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle, von der Goltz Paşa’ya görevi bırakmak için başvurur ve istifası kabul edilir.

Ancak şu veya bu nedenle Genel Kurmay, Nogales’in ayrılmasını istememiştir. Halep’te von Bronsart Paşa, Nogales’i Enver Paşa ile görüştürür ve ikna eder. 1916’nın geri kalanında Filistin’de idari bir göreve gönderilir. Ardından 

4.Ordu Topçu Müfettişi Nikolai Paşa tarafından Betüllahim’e!

1917 yılında İngiliz birliklerine karşı Gazze’yi güçlendirmek için komuta ettiği birlikle hareket emri alır. Bu sırada Enver Paşa denetleme amacıyla Gazze’ye bizzat gelmiştir.

İngilizler 27 Mart’ta saldırıya geçmiş, ancak Binbaşı Tiller’in kumandasındaki bir avuç kahraman, Osmanlı’nın şerefini kurtarmıştır. 19 Nisan’daki ikinci İngiliz saldırısı da püskürtülmüştür. Bu mağlubiyetler üzerine Sir Murray görevden alınmış yerine Mareşal Allenby, İngilizlerin Ortadoğu Cephesi Başkomutanlığına atanmıştır.

Bu arada İngilizler’in üçüncü saldırısını mümkün oldukça geciktirmek isteyen Esat Bey, İngiliz’leri şaşırtmak için büyük bir saldırı başlatma görüntüsü vermek ister ve Nogales’i mıntıka komutanı ve Sina Valisi olarak görevlendirir. Nogales İngiliz bağlantı hatlarına arkadan baskın düzenleyecektir.

Ancak İngilizlerin üçüncü saldırısı daha fazla geciktirilemez ve Nogales geri dönme emri alır ve kendi ifadesiyle; Mısır ve Sina’nın kızgın kumları üzerinde Osmanlı bayrağının son taşıyıcısı haline gelir.

Sonrasında İstanbul’a döner; Harbiye Nezareti onu, ikinci kez Kafkaslara gönderir.Bu görevi sırasında, önce Diyarbakır’a, ardından Suriye ve Filistin’e geçer. Üçüncü Gazze Savaşı’nı kazanan Lord Allenby Kudüs’e çoktan girmiş ve ifadesine göre Haçlı Seferlerinin Sonunu ilan etmiştir.

1918 baharında Nogales yine İstanbul’dadır. Bu defaki görevi Dolmabahçe Sarayı’ndaki süvari alayında eğitmenliktir. Bu arada aldığı izinle Berlin’e gitmiş; ancak artık Osmanlı’nın kısa bir ömrü kalmıştır. Ekim ayında İstanbul’a döner, Gazze’deyken kurtardığı İngiliz subayların yardımıyla, işgal kuvvetlerince tutuklanmaktan kurtulur.

Kasım 1918’de Osmanlı ordusundan terhis edilir. 1919 yılının Nisan ayında büyüdüğü dünyaya dönerken, Osmanlı Subayı olarak kendisine verilen altısı Osmanlı, biri Alman olmak üzere yedi madalyayı da yanında götürür.

İstanbul’dan ayrılışından bir ay kadar sonra bir başka gemi daha İstanbul’dan Karadeniz’e doğru yol alır. Bu gemi, Nogales’in tersine bu toprakları geride bırakmaya değil, onu bir vatan olarak yabancıların vahşiliği elinde yok olmaktan kurtaracak bir büyük savaşçı ve arkadaşlarını taşımaktadır.

Nogales’in Güney Amerika’ya dönüşünden itibaren öncelikli hedefi Osmanlı hilali altında yaşadığı savaşların öyküsünü yazmaktı. Ancak ülkesinde hala hüküm süren diktatör Gomez’in hışmından korktuğu için, iki ülke arasındaki sınırın Kolombiya tarafında yerleştiği bir dağ kasabasında yazdı  kitabını.

Bu kitabın adı; ” Hilal Altında Dört Sene” idi.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :