SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- NEO-LİBERALİZMİN ARDINDAN, 2008 SONRASI SÜREÇTE AVRUPA’DA SOSYAL DEMOKRASİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- NEO-LİBERALİZMİN ARDINDAN, 2008 SONRASI SÜREÇTE AVRUPA’DA SOSYAL DEMOKRASİ

20.11.2018 - 17:28

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- NEO-LİBERALİZMİN ARDINDAN, 2008 SONRASI SÜREÇTE AVRUPA’DA SOSYAL DEMOKRASİ

Avrupa’da Sosyal Demokrasi’nin Gerilemesi başlıklı yazımda okuyucuma tanıttığım İktisatçı Paul Sweeny’nin birinci makalesinden yararlanarak, 1970’lerin sonunda başlayıp, otuz yıl sürdükten sonra 2008 Finans Krizi ile çöken Neo-Liberal Ekonomik Düzenin nedenlerini anlatmaya çalışmıştım.

Bu yazımda, Sweeny’nin ikinci makalesinde mercek altına aldığı, 2008’den bu yana gelişen ekonomik ve sosyal değişimleri öncelikle vurgulamaya çalışacağım. 

Daha sonraki yazımda da, Avrupa’da ve Ülkemiz’de, Sosyal Demokrasi’nin tekrar yaşama dönmesi için yapılması gerekenlere değineceğim.

Popülist Vergi İndirimi

AB’de, üye ülkeleri “deli ceketi” giymeye zorlayan mali sıkılaştırma politikalarıyla değerli kamu varlıkları satılmakla kalınmadı, PPP(Kamu Özel Ortaklığı) aldatmacası ile özel sektöre bilanço dışı finans imkanları tanınırken, vergiler kabul edilebilir sınırların altına çekildi.

Halbuki Thomas Piketty ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde, 1950’lerde yüksek gelirlerin % 90 oranında vergilendirilirken, günümüzde bunun yarısına düşürüldüğünü gösterdi. Bu politika, doğal olarak Sosyal Demokratların destekçisi az gelirlileri vurdu.

Nitekim 1995’de % 34 olan Kurumlar Vergisi’nin, 2017’de % 22’ye düşürüldüğü yaklaşık 20 yıllık dönemde özelleştirmeler daha da hızlandı Böylece riskin büyük bölümü vergi verene yüklenmiş oldu.

Özelleştirme

Avrupa’daki kamu mallarının özelleştirilmesi, güçlü kamu sektörü kültürel altyapısını kırmanın yanında, mükemmel hizmet veren bu varlıklardan yararlanma fırsatını ortadan kaldırdı. Kamu hizmetlerinin doğrudan devlet tarafından görülmesinin önemli sosyal ve ekonomik faydaları vardır. Yurttaşlık duygusu, sahiplik ve ait olma hissi gibi psikolojik etkiler yanında, düşük gelirli yurttaşların korunması sağlanır.

Özelleştirmeler sonrası yüz milyonlarca değerindeki bu varlıklar elden çıkmakla kalmadı, kamu hizmetlerinin dışarıdan temini zorunluluğu gündeme geldi. Böylece harcamalar azalmadığı gibi ( AB 28’de hala GSMH’nın 

% 47’si düzeyinde) diğer kamu varlıklarının da değeri düşmüş oldu.

Patent Hakları

Devletler özelleştirmeler yanında, birçok kamu haklarını da özel çıkara teslim etti. İlaç firmaları, teknoloji/veri şirketleri gibi büyük şirketler patent hakları vb. ayrıcalıklarla korundu.

Patent uygulamasının amacı buluşçuyu ödüllendirme ve teşvik etmektir. Uluslararası anlaşmalar ve güç yoluyla ‘buluş’u koruma görevi devletindir.

Bu dönemde ticari markalaşmada, telif haklarında ve endüstriyel tasarımlarda büyüme aldı başını gitti. Ancak bu süreçte devletler patentleri yenilerken, büyük ölçüde lobicilerin etkisi altına girdiler. Böylece ortaya çıkan patent monopollerinin rakip buluşların önünü kesecek kadar güç kazanmasına fırsat verildi.

Sonuç olarak çok sayıda çok uluslu şirket (MNCs) patent avcılığı ile patentleri topladı. Bazılarının da patent portföyü oluşturup, diğer buluşları bloke etmesine olanak sağlandı.

Düşen Ücretler ve Büyüyen Karlar

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, karlar aşırı artarken ücretler düştü. Sermaye/İşgücü dengesizliği GSYİH’de ücret payının azalmasına neden oldu. Böylece çalışanların çoğu ikinci işlerde çalışmak zorunda bırakıldı. Bu durumun nedenleri arasında; 

i. Ortak pazarlık haklarının düşürülmesi suretiyle sendikaların gücünün azalması , 

ii. Hiper küreselleşmenin hızlanması, 

iii. Teknolojinin getirisinin hep yukarı yönlü olması, 

iv. Emeklilik primlerini ödeme sorumluluğunun işverenden işçiye geçerek, sistemin belirlenmiş haklardan, belirlenmiş katkıya dönüşmesi,

v. Büyük karlı firmaların ( Google, Apple ve Ryanair vb) işçileri bordrolarına almak yerine, sosyal katkı paylarından kurtulmak için “kendi adına bireysel çalışma” denilen sahte yöntemi benimsemesine göz yumulması

vi. Gelirler ve varlıklar üzerindeki artan oranda vergi yönteminin terkedilmesi, gibi hususlar sayılabilir.

Bütün bu unsurların birikimsel etkisiyle 1970’lerde GSYİH içinde % 75 olan işçi payı günümüzde % 65’e düştü.

Yatay Eşitlik/Kimlik Politikası

Sosyal Demokratlar şöhretlerini, herkes için geleneksel  güvenlik ağları oluşturma yaklaşımlarıyla kazandılar.Halbuki bu dönemde içlerinde yükselen politik kırılmalar, bu amacı iyice sulandırarak daha küçük ve sığ yaklaşımlara tutunma zafiyetine neden oldu. Bu yeni yaklaşımlardan birisi olan “kimlik politikaları” geniş sol partilerin kolektif taleplerini zayıflattı.

Eğer Sosyal Demokratlar bu yaklaşım yerine yükselen eşitsizliklere ve herkes için güvenliğe yoğunlaşsalardı bu kırılmaların etkilerini azaltıp, yumuşatabilirlerdi.

İklim Değişikliği

İklim değişikliği bütün insanların varoluşu için en önemli tehditlerden biridir. Ne var ki; Sosyal Demokratlar bu tehdide gereken dikkati gösterenler arasında en önde yer almayı başaramadılar. Bu sorumluluklarını, anlaşılmaz bir tarzda Yeşiller’e devrettiler. Onların da fazla bir ağırlığı olamadı. Böylece pazar ekonomisini önceleyen muhafazakarların bu tehdidin boyutlarını göz ardı etmelerinin önüne geçilemedi.

Ancak uluslararası kolektif çözümü gerekli kılan böylesi bir alanın Sosyal Demokratların doğal alanı olması gerekirdi.

Yani!

Hiper küreselleşmenin temel motifi olan pazar ekonomisi ve finans politikalarına teslim olan Sosyal Demokratlar, Çok Uluslu Firmalar (MNCs) ile dostluk arayışı çaresizliğine teslim oldular. Aslında onlardan beklenen, Devlet Gücü ile, pazarı dizginleyici kurallar bütünü ortaya koymalarıydı. Ancak eski ortakları olan Devlet’i unutarak, kuralları arttırmak yerine finansı regüle etme temel hatasına düştüler.

Bütün bu hataları sonucunda, felsefi ve ideolojik derinliği olmayan pragmatizmin kandırmacılığına kapılmaktan kendilerini alıkoyamadılar. Küresel ekonominin, devletin dominant konumunu koruyup kuralları koymadığı, kamuyu, şirketleri ve fikri hakları korumadığı sürece sürdürülebilir olamayacağını kavrayamadılar. Devletler arası AB ve DTÖ gibi güçlü uluslararası kuruluşlar eliyle kurallar bütünü dayatabilecek konumda olduklarını fark edemediler.

Şirketlerin ekonomide ciddi rol sahibi oldukları anlaşılabilir bir durumdur. Ancak Pazar Ekonomisi Politikaları’nın çok ileri gittiği durumlarda, Devlet’in pazara itaatkar hale getirilmesi Sosyal Demokratlar tarafından kabulü mümkün olmayan bir durumdur. Aksine Devlet müdahalesi kaçınılmazdır. 

Ancak ne var ki; birçok muhafazakar politikanın uygulandığı bu süreçte Sosyal Demokratlar siyasetin birbirine aykırı iki yönü arasındaki diyalektik çözümlemeyi terk ettiler.

Sonuçta seçmenler, çaresizce sağ ve sol popülist alternatiflere oy verme durumunda kaldılar.

Bundan sonraki yazımda, başlarken de işaret ettiğim gibi, Avrupa’da ve Ülkemiz’de tekrar Sosyal Demokratik siyasete dönülmesi için neler yapılması gerektiğini ortaya koymaya çalışacağım.

Bunu yaparken, Sweeny’nin yaklaşımları yanında, geçtiğimiz yaz aylarında Social Europe Dijital Dergisi’nin AB ülkeleri Sosyal Demokrat Partileri üzerinde yaptığı SWOT Analizinden ve konu üzerinde yapılmış başka bazı çalışmalardan yararlanacağım.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :