SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- POPÜLİZM BİLMECESİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- POPÜLİZM BİLMECESİ

25.05.2019 - 21:58

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- POPÜLİZM BİLMECESİ

 

Son zamanlarda ‘ popülizm ve popülist ‘ sözcüklerinin, özellikle siyasetçilerin dilinde ve medyada sıkça kullanılır hale geldiğine tanık oluyoruz. Genellikle siyasi başlıklar altında verilen haberlerde, yazılan yazılarda, bu kelimeler neredeyse taraflardan birinin diğerini adeta kötülemek veya aşağılamak için kullandığı bir sözcük olmaya başladı.

Kanımca, batı dillerine biraz aşina olanlar için şaşırtıcı bir durumla karşı karşıyayız. Söz konusu kelimelerin kavramsal anlamlarının ürettiği algıyla, son zamanlardaki kullanımlarının yarattığı algı arasında ciddi bir fark var gibi geliyor bana. 

Acaba pazarlamacıların ürünlerini satmak için yaptıklarına benzer bir çarpıtmayla mı karşı karşıyayız? Bir başka ifadeyle, günümüzde “algı yönetimi” olarak adlandırılan ve siyasetçilerin çok sevdikleri bir araçsallaştırmanın ürünü mü bu durum? 

 

Öyle mi, değil mi?

Gelin bu soruya birlikte yanıt aramayı deneyelim.

Benzer her çalışmada olduğu gibi, önce kelimelerin kökenine ( etimolojisi )  bir bakalım. Her iki kelimenin de, Latince ‘ populus/ kalabalık ‘ sıfat sözcüğünden  türetilmiş olduklarını anlıyoruz. 

İlk kez ne zaman ve nerede kullanılmış, diye baktığımızda; ‘ popülist ‘ kelimesinin, 19.yy’ın sonunda, ABD’de 

‘kalabalıklar yandaşı ‘ anlamında isim olarak kullanılmış olduğunu görüyoruz. Bu kelimeden esinlenerek, 1892’de ABD’de ‘ The US Populist Party/Birleşik Devletler Halkçı Partisi ‘ adında bir siyasi parti kurulmuş.

Tarihçi Lawrence Goodwyn’nden öğrendiğimize göre, bu Parti, Çiftçi Dayanışma Birliği’nin ürünüymüş. Çiftçilerin, kendi yaşam biçimlerini tehdit eden, zamanın bankerlerine, tedarikçi tüccarlara ve demiryolu şirketlerine başkaldırmalarıyla ortaya çıkmış.

‘ Tarımcı Radikaller ‘ olarak tanınan bu insanlar, kapitalin gücü ile savaşın, kollektif, kooperatif eylemlerle başarılı olacağını düşünmüşler. Ana amaçları küçük işletmelerini, kapitalizmin acımasız şirketlerinden bağımsız hale getirmekmiş.(*)

 

 

Daha sonra 1920’li yıllara doğru bu sözcüklerin, parti adı olmanın ötesine geçip, geniş kitlelerin görüşlerini temsil eden hareketleri anlatan bir ‘ siyasi terim ‘ haline gelmiş olduğunu anlıyoruz. 

Peki bu ‘ siyasi terim ‘ son zamanlarda nasıl algılanıyor? 

Unutmadan söyleyelim; ‘ son zamanlar ‘ diye belirttiğimiz, 1970’lerin sonundan günümüze kadar gelen, gerek sosyolojik, gerekse teknolojik değişimlerin baş döndürücü hıza eriştiği bir dönem! 

Düşünürler, batıdan başlayarak bütün dünyada kendini dayatan bu dönemin en belirgin görüntülerinin; modernitenin uç noktasına erişilmesi, iletişimin artması ve giderek mikro milliyetçiliğin yükselmesi olduğunu belirtiyorlar. 

Bu dönemin, ‘ sosyo-politik-ekonomik’ göstergeler açısından neo-liberalizm denilen, insanların düşünsel özgürlüklerin öznesi olmak yerine, pazarın özgürlüğüne doğru hızla gidilen yeni bir dönem olduğuna vurgu yapılıyor. 

Yani ‘ topraktan kopmuş feodalizm ‘ olarak adlandırılan, ancak modern araçları kullanan ‘ kapitalizmin ‘ muhafazakar ve feodal değerlerle bir hayli uyumlu olduğu bir dönem, son zamanlar diye söze ettiğim dönem!

Ayrıca, felsefi açıdan bakıldığında da, aklı önceleyip insanın erginleşmesini hedefleyen aydınlanma ve modernitenin yerine, post-modernizm olarak adlandırılan, neredeyse bütün zamanların bir arada yaşandığı yeni bir dönem!

 

Diğer yandan, insanlar modernite döneminde ‘ amaç ‘ iken,  bu dönemde adeta ‘ akıl tutulması ‘ sürecine sokularak, birer‘ araç ‘ haline getiriliyor. Sonuçta her alanda ‘ ticarileşme ‘, biraz abartarak söylemek gerekirse, ‘pazarlama’ kaçınılmaz oluyor. 

Böylesi alt üst oluşların en çarpıcı olanları da siyaset alanında ortaya çıkıyor. Bazı kavramların bağlamlarından kopartılarak, siyasetçinin amacına uygun olarak kullanılması gündeme gelebiliyor. Popülizm ve popülist kelimelerinin de günümüzdeki algılarla, bazılarınca aynı şekilde çarpıtıldığını söylemek mümkün olsa gerek.

Özet olarak ifade etmek gerekirse, bu sözcükler hakkında kafaların bir hayli karışık. Princeton Üniversitesi’nde siyaset ve düşünce tarihi konularında ders veren Jan Werner Müller, söz konusu küresel karışıklığı, ‘ Deneme ‘ olarak alt başlık yazdığı, ‘ Popülizm Nedir ‘ adlı kitabında ele alıyor.(**)

 

 

J.W. Müller, ‘Herkes popülist midir? ‘ başlığı altında şunları söylüyor. “Hatırlayabildiğimiz tarihte hiçbir ABD seçim kampanyasında ‘popülizm ‘ terimi, 2015/16 seçimlerinde olduğu kadar kullanılmamıştır. Bu seçimlerde hem Cumhuriyetçi D.Trump, hem de Demokrat B.Sanders ‘popülist’ olarak nitelendirildi.

Terim, içeriğindeki politik fikirler dikkate alınmaksızın, genellikle  ” düzen karşıtlığı ” anlamında kullanıldı. Anlamının dışında, bazı duygularla ortaya konan tavırlar ile ilişkilendirildi.

Söz konusu terim benzer  şekilde Avrupa’daki siyasi liderler ve seçmenleri için de kullanıldı. Sağcı Fransız Marie Le Pen ve Hollanda’lı  ırkçı Geert Wilders’den de popülist diye sözedildi. Diğer taraftan, solcu isyankar Yunan Syriza, İspanyol Podemos partileri de, Latin Amerika’daki Hugo Chavez gibi başarılı popülist liderden ilham aldıklarını söylediler.”

 

 

Müller’in kitabındakilere ek olarak, Macaristan Başbakan’ı Orban ve İtalyan ayrılıkçı  Lega Nord Partisi’nden Salvini’nin sağ popülistler olarak nitelendirildiklerini de not etmek yerinde olur. 

Popülizm teriminin hem sağ, hem sol partiler için kullanılmasının bir hayli tereddüde düşürücü olduğuna işaret eden Müller; yine de bu siyasetlerin ortak noktası var mıdır; diye soruyor ve devam ederek; birbirinden farklı, hatta aykırı olguların aynı terimle adlandırılmasının siyasal yargılarda bir soruna işaret edip etmediğini sorguluyor. 

Ancak terimin anlamının dışında kullanımının yeni bir olgu olması nedeniyle, ortalıkta kabul edilmiş bir ‘ popülizm teorisi’ne sahip olunmadığını söyleyen Müller, dolayısıyla siyasal aktörlerin hangi durumda “popülist” olarak nitelendirilebileceğine dair bir kriterden de henüz mahrum olduklarını ifade ediyor.

 

 

Müller günümüzün popülistleri olarak adlandırılanların her zaman çoğulculuk karşıtı olduklarına ve bunların sadece ve sadece kendilerinin halkı temsil ettiklerine dair iddialarını bizden bir örnekle ortaya koyarak şöyle diyor.

” Mesela bir parti kongresinde muhaliflere meydan okurken, ‘ biz halkız; siz kimsiniz? ‘ diye açıklama yapan Türkiye CB Erdoğan’ı düşünün. Erdoğan elbette muhaliflerinin de Türkiyeli olduğunu bilmektedir. Diğerlerini dışlayan temsil iddiası ampirik bir iddia değildir, açıkça ahlaki bir iddiadır. 

İktidar için mücadele eden popülistler siyasi rakiplerini ahlaksız ve yozlaşmış elitler olarak tasvir ederler. Çünkü kendileri iktidardayken, hiçbir muhalefet, onların gözünde meşru değildir. Basitçe söylemek gerekirse; popülistler hiçbir zaman ‘ biz %99’uz demezler; biz % 100’üz derler.”

Bir Bilmece mi?

 

 

Konu üzerinde çalışırken, başka yerlerde de, Müller’in işaret ettiği sorulara benzer sorularla ve yanıtlarının belirsizliğiyle karşılaştım. 

Ancak, yaklaşık bir asırı aşan bir süre önce ortaya konmuş bir kavramın, anlam ve bağlamından koparılıp pejoratif anlamda kullanımının yaygınlaşması durumu ile karşı karşıya olduğumuz ise ortada. Sanki ” o mu; bu mu?” ikilemi ile ifade edilebilecek bir bilmece ile karşı karşıya gibiyiz!

Yukarıda anlatmaya çalıştığım post-modernist sürecin semptomlarından biri olma ihtimali yüksek bu durumu, bendeniz gibi modernite içinde yetişmiş birinin anlaması bir hayli zor görünüyor.

O yüzden gelin sürecin nereye evrilebileceğini, sürdürülebilir olup olmadığını felsefenin öncülüğüne bırakalım. Çünkü 1970’lerden bu yana kendisini dayattığına işaret edilen post-modernizm kavramının ardından, yakın geçmişte, bir de ‘ post-truth ‘ denilen yeni bir kavramla tanışmaya başladık.

 

 

Oksford Sözlüğü tarafından 2016 yılının kelimesi olarak seçilen bu sözcük, bir sıfat olarak kullanıldığında; bir konu üzerinden kamuoyunu etkilemede, duygular ve kişisel kanaatlerin, nesnel gerçekliklerden daha etkin olduklarını ifade ediyormuş. 

Eğer böyle bir sürece gerçekten girildiyse ( umarım girilmemiştir ve sözcük sadece bir entelektüel zorlamadır) benim gibilere ‘ geçmiş olsun ‘ demekten başka söz düşmüyor. Çünkü böyle bir durumda, bırakalım popülizm vb terimleri, bildiğimiz birçok kavramın, kim bilir ne hale dönüşebileceğini kestirmek fevkalade zor olsa gerek!

Sonuçta önerim şudur! Eğer umudumuzu kaybetmek istemiyorsak, dediğim gibi, felsefenin öncülüğüne güvenelim. Felsefe de bu işin içinden çıkamazsa, işte o zaman sadece benim gibilere değil; herkese geçmiş olsun, demekten başka yapacak bir şey kalmıyor.

 

Kaynak:

* Cannato,J.V., Postmodern Populism, National Affairs ( The
Public Interest ) Summer, 1991.

** Müller,J-W., Popülizm Nedir, İletişim Yayınları,İstanbul,2017

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :