11 Ağustos 2022 - Hoş geldiniz

SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- SOKAK RÖPORTAJLARI FENOMENİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- SOKAK RÖPORTAJLARI FENOMENİ

Eklenme : 17.07.2022 - 20:19

SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- SOKAK RÖPORTAJLARI FENOMENİ

 

Eminim çoğu okuyucu farkındadır!

Son zamanlarda,  sayıları giderek artan genç ve becerikli iletişimcilerin yaratıcılıklarını da kullanarak başlatıp büyüttükleri bir yayın yöntemi yaşamımıza girmiş durumda! “-mişli geçmiş” zaman dilini kullandım. Çünkü,  ben, belli ki çok önce yayıma başlamış bu programların, ancak son bir iki aydır farkına varıp, izlemeye başladım.

YouTube üzerinden yayın yapan bu “kanallar” açtıkları ücretsiz uygulama  ile yüzbinlerce insanı kanallarına abone yapmayı başarmışlar. Böylece, kimilerinin abone sayısı yüzbinlere, kimilerinin de on binlere ulaşmış. Kendilerinin de ifade ettiği gibi, bunların gelir kaynakları, aldıkları “abone sayısı” ve  “izlenme” sürelerine bağlı olarak YouTube’dan yapılan düzenli ödemelermiş. Aldıkları bu paraların karşılığında, vergi mükellefi olarak  vergilerini de ödüyorlarmış.

Her biri kendi kanallarının sahibi bu genç insanlar, amaçlarının, “ana akım medya” denilen kanalların taraflı yayınlarına karşı, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri platformlar oluşturmak olduğunu söylüyorlar.

İzleyenler bilir!

Başta İstanbul olmak üzere, bir kamera, bir mikrofon ile, çoğunlukla  Antalya, Ankara, İzmir gibi kentlerde çalışan bu röportajcıların bazıları da, ülkeyi turlarcasına, diğer kentleri de sırayla dolaşıp, sokaklarda yurttaşlara mikrofon uzatıyorlar.

Seçim sürecine girildiği için olsa gerek, izlediğim bu programların tamamına yakınında, ülkenin içine girdiği ekonomik krizin boyutları yanında, nerdeyse her gün yapılan zamlar karşısında asgari ücret ve emekli aylıklarında yapılan ücret artışlarının yeterli olup olmadığına dair sorularla başlanıp, başta Suriyeliler olmak üzere Afganistan ve diğer ülkelerden, ülkemize doluşturulan sığınmacılar konusunda halkın düşünceleri soruluyor.

Yine izlediklerimin tamamına yakını, her ne kadar yansız olduklarını belirtseler de, röportajı, sonunda “cumhurbaşkanı rejimi” ve cumhurbaşkanından memnun  olunup, olunmadığına getirip, ardından az sayıdaki AKP taraftarları dışındaki memnun olmayan çoğunluğa, cumhurbaşkanı seçiminde kime oy vermeyi düşündüklerini de soruyorlar.

Bazı röportajcılar arada bir kayboluyor!

Meğer, iç güvenlik güçleri bunların bazılarını arada gözaltına alıp sorguladıktan sonra salıveriyormuş. Bazıları da savcılığa sevk edilip, tutuklanma isteği ile hakim karşısına çıkarılıyormuş.

Gerçekten bir “fenomen” haline dönüşen bu kanalların oluşturduğu iletişim ortamı ile daha önce akla hayale gelmeyen ilginç bir süreç ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. Bu süreçte sergilenen sahnelerin, sosyoloji çalışan akademisyenler açısından bulunmaz bir “laboratuvar” olduğunu söylemenin mümkün olduğunu düşünmekteyim. Umarım ilgi gösterilir de, sürecin etkileri açısından, izleyiciler bazı gerçeklikler açısından aydınlatılır.

Ancak, sosyologları “beklerken”, bu programları izleyen bir yurttaş olarak yeri gelmişken ilginç gözlemler üzerinden, bazı tespitler yapmanın yararlı olacağını düşündüm.

Bu programların, ülkemizin içinde bulunduğu şu tarihsel kesitte, özellikle kırsal kökenli ve az eğitimli insanlar ile, az da olsa eğitim almış  gençler arasındaki paradigmal farkları açıkça ortaya çıkarması açısından yararlı olduğu ifade edilebilir. Özellikle bu grupta yer alan yaşlıların çoğunun, yaşanan olumsuzlukları, “şükür, sabır” vb dini motiflerle yorumlamakta ısrarlı olmalarına karşın, onların çocukları ve torunları yaşındaki bazılarının ise, bu motiflere aldırmayarak, iyi yaşam taleplerini dillendirmeleri,  ancak bunlara hiçbir şekilde erişemeyecekleri için umutsuz olduklarını ortaya koymaları gerçekten çok dikkat çekici!

Bir diğer dikkat çekici husus da, birçoğunun toplumun kırsal kesimlerinden kalkarak, yıllar önce başta Almanya olmak üzere yurtdışına çalışmaya gitmiş, dönmeyerek oralara yerleşmiş, toplumumuzda  “Almancı” olarak adlandırılanlar ile onların oralarda doğup büyümüş çocuklarının sergiledikleri farklı davranış kodları.

Bunların yaşlıları, genç yaşta gidip çalıştıkları ülkelerde, kendilerini korumak için yaşamak zorunda kaldıkları “getto”larda sıkışıp kalmış olmaktan bir türlü kurtulamamaları nedeniyle, hala “din” üzerinden söylemler ortaya koyarken, genç olanlarının, kazandıkları  maddi olanaklarıyla “beş yıldızlı” tatil yapmak üzere geldikleri “anavatan”daki “yurttaşları” için “üzüldüklerini” söyleyip, eşleri veya kız arkadaşları ile girdikleri alışveriş mekanlarında ellerinde torbalarla kasıla, kasıla gezmelerinin de sosyolojik bir anlamı olması gerekir diye düşünmekteyim.

Bu görüntüler karşısında bana en çok dokunanın bu Almancı Türk gençlerine imrenen; üstelik bazıları üniversite mezunu olmasına rağmen market kasiyeri olarak asgari ücretle çalışan gençlerin yüzlerindeki ezik ruh hali olduğunu söylemeliyim.

Habercilik açısından yandaşlıktan öteye hiçbir işlevi kalmamış olan ana akım medyanın yerlerde süründüğü şu süreçte, ayrıntılarını paylaşmaya çalıştığım sosyal medya mecralarında olup bitenler gerçekten üzerinde durulmaya değer. Ülkemizin içinde bulunduğu “sosyo-politik-psikolojik”  koşulları en çıplak haliyle yakalamak isteyen izleyiciler için, bu röportajların iyi bir fırsat olduğunu söyleyerek yazımızı sonlandırayım.

 

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları