SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- THERESA MAY VE DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜN MUCİZEVİ GÜCÜ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- THERESA MAY VE DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜN MUCİZEVİ GÜCÜ

16.11.2018 - 14:31

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- THERESA MAY VE DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜN MUCİZEVİ GÜCÜ

THERESA MAY /KADIN BAŞBAKAN’DAN
ÖZELLİKLE BİZİM GİBİ ÜLKELERE DEMOKRASİ DERSİ

Dün akşamüstü yabancı haber kanallarının çoğu, son günlerin ‘trend topic/baş haber” dedikleri türden bir habere kanalize olmuştu.

Konu İngiltere Başbakanı Theresa May’in, Brexit konusunda yapacağı basın toplantısıydı.

Nitekim, önceden bildirilen dakikada May, medyanın karşısına geçti ve  son günlerdeki gelişmeler hakkında yaptığı kısa açıklamanın ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bu toplantı öncesinde, yapacağı açıklamaların içeriğinden çok, kendimi Başbakan May’in, İngiliz medyasının yönelteceğinden emin olduğum iğneli sorularını nasıl karşılayacağına odaklamıştım.

Nitekim rutin sorular arasında, tahminde yanılmadığım birkaç soru peşpeşe geldi.En ilginç soru ise, devlet kanalı olarak bilinen BBC’nin muhabiri Laura Kuensberg’den gelendi.

Soru şuydu; Brexit konusunda kararlı  olduğunuz görülüyor. Ancak kabinenizin istifa eden üyeleri bu kararı sizin elinizden almak istiyorlar. Bu durumda hala koltuk sizde ama gücün hala sizde olduğundan emin misiniz?

Bizim ülkemizde, son on altı yılda “salam politikası” denen teknikle, giderek alıştırıldığımız muhalif medyanın “sus pus” hali nedeniyle, bırakın bir devlet televizyonunu, bir özel kanalın muhabirinin bile sorduğunda, yaka paça üzerine çullanılacağı bu soruyu, İngiliz Devlet Televizyonu BBC’nin bir muhabiri sormuştu.

Ne mi oldu? Theresa May, jest ve mimiklerini hiç bozmadan, tipik bir İngiliz soğukkanlılığı ile soruyu yanıtladı. Bizim ülkemizden bakıldığında ‘inanılmaz’ gibi duruyor; değil mi? Boşuna ‘İngiliz Demokrasisi’ denmiyor!

Bu tesbitimle, bizim siyasetçilerden, iktidar olsun, muhalefet olsun, kimseyi  itham etmek istemiyorum. Sadece gerçek demokrasinin yaşandığı bir ülkeden, bana göre ilginç bir örneği, bizdeki bazı gerçekliklerle karşılaştırmak açısından aktarmak istiyorum.

Sadece bu örnek bile, bizdeki haliyle, hâlâ ” demokrasi”, üstelik normal de değil, ” ileri demokrasi” diye benimsetilmeye çalışılan siyasi sistem ve düzenin ne menem bir şey olduğu hakkında çok fikir veriyor.

Ayrıca bu örnek, günümüz batı demokrasisi ‘gerçekliği’ ile, kendi “gerçekliğimiz” arasındaki büyük fark nedeniyle, 1950’den bu yana yaşayarak geldiğimiz düzenlerin hiçbirinin,   bırakın “ileri demokrasi” şakasını, “demokrasi”nin en basit anlamıyla bile nitelenip, nitelenemeyeceği  üzerinde, hiç olmazsa biraz olsun düşünmemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Benim önerim, ya bu yaşadığımız düzenlere ” demokrasi” filan deyip, kendimizi ve yabancıları kandırmayı bırakıp, yeni bir kavram temelli isim üretelim, ya da; eğer gerçekten “demokratik” bir düzenimiz olsun istiyorsak, her kurumu yeni baştan ele alıp yapılandırmaya bir an evvel başlayalım. Böylesi bir yenilenme veya yeniden yapılandırma sürecini kimin başlatması gerekir?

Bunu soruyu doğru yanıtlamak için kanımca, ileri derecede; yüksek siyaset bilimi, tarihi, anayasa hukuku vb, (şu yaşıma kadar ne işe yaradığını pek kavrayamadığım) cafcaflı akademik süreçten geçmiş olmak da gerekmiyor. Benim çocukluğumda ilk ve ortaokullarda öğretilen Yurttaşlık Bilgisi derslerini azıcık hatırlamak yeter de artar bile.

O derslerde öğrendiğimize göre; demokrasilerde iktidarlar mevcut durumu korumak, muhalefetler ise değiştirmek ister.
İşte bizim sorunumuz da konumunu pek sevdiğinden olsa gerek, müzmin muhalefet olarak kalmış CHP’nin, hep bu noktada dönüp durmaktan kurtulamamış olması ne yazık ki!

Hadi öncesi bir yana; CHP’nin son haline bakar mısınız?
Çizgisini daha sola taşıyıp, düzeni demokratik hale getirmek yerine, 2002’den bu yana takılmış sağ politikaların peşine. Şimdilerde de yeni bir kavram daha türettiler: Karşı mahallenin diliyle konuşmak. Tabii onlar karşı mahallede dolanırken Erdoğan’ın deyimiyle ”Atı alan Üsküdar’ı geçiyor.”, bilmem farkındalar mı?

Neyse; Theresa May ile başladım; O’nunla bitireyim. Basın toplantısı benzer sorularla sürdü. May bizim deyişimizle; hiç ama hiç istifini bozmadan’ cevap vermeyi sürdürdü.

Basın toplantısı sırasında bir, iki hoşluk da yaşandı. May basın mensuplarının çoğunu tanıdığı için, kendilerine isimleriyle hitap ederek söz verdi. Ancak tanıdığı George adındaki gazeteciden sonra, adı George olmayan birinden sonra, adı George olmayan üçüncü kişiye de George deyince, kendisi dahil bütün salonda kahkahalar patladı.

Son soruyu kriket analojisi ile sorup May’i açığa düşürmek isteyen Independent Muhabirine de, ustaca verdiği yanıtla, son kazananın kendisi olacağını vurgulayarak toplantıyı bitirdi.

O toplantıyı bitirdi ama benim kafamda uçuşan düşünceler dur durak bilmedi. Sonunda şunu sordum kendime:

Bir gün Theresa May gibi gerçek demokrasiyi özümsemiş bir Cumhurbaşkanımız ve ona BBC’nin muhabiri Laura Kuensberg gibi cesaretle soru soracak gazetecilerimiz olacak mı acaba?

Bunu hayal etmek bile muazzam bir şey, öyle değil mi?

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :