SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- TRUMP SİYASET İÇİN NELERİ GÖZDEN ÇIKARDI? ABD LAİKLİĞİ (SEKÜLARİZM) TEHLİKEDE Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- TRUMP SİYASET İÇİN NELERİ GÖZDEN ÇIKARDI? ABD LAİKLİĞİ (SEKÜLARİZM) TEHLİKEDE Mİ?

21.09.2020 - 21:04

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- TRUMP SİYASET İÇİN NELERİ GÖZDEN ÇIKARDI? ABD LAİKLİĞİ (SEKÜLARİZM) TEHLİKEDE Mİ?

 

 

Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelen “laiklik ve sekülarizm” Latince kökenli iki kelimedir. Kavramsal olarak daha sert olan “laiklik” günümüz Fransa’sında, biraz daha hoşgörülü olan “sekülarizm”, başta ABD olmak üzere Anglo-Sakson ülkelerinde  yaşam biçimi olarak benimsenmiştir.

 

Kuruluşundan bu yana din anlayışı açısından hayli sorunlu dönemler yaşayan ABD, bu aşamaya uzun yıllar boyunca aldığı göçler sonunda ulaşmıştır.

Sekülerizm,  inanç ve birlikte ibadet yoğunluğu yerine, gerçeklik üzerinde birlikte yaşama düşüncesi üzerinde gelişmiştir. Bir başka ifadeyle, uzun yıllar boyunca kutsal kitabın ayrıntıları Hıristiyan Amerikalı’ların çoğunun ne yaşamında, ne de düşünce dünyasında yer edinebilmiştir.

 

Öyle ki 1928’de başlayan Büyük Krize kadar insanların yarısından fazlası dini ayrıntılar bir yana, Yeni Ahit’in dört kitabının adını bile bilmezdi.

Ancak bu büyük kriz ve ardından patlayan 2.Dünya Savaşı sonundan itibaren süreç bir hayli karmaşık halde, “dini uyanış” denilebilecek bir dönüşüm geçirmeye başladı. Kentlerde, hatta kırsal kesimde kilise duvarları hızla yükseldi.

 

Bu yeni haliyle bile, Amerikan bilincine hakim olan sekülerizm, felsefi derinlikten yoksundur. Günlük yaşam ve düşüncenin, çok da bilinçli olmayan bir tarzda yönetilmesinden öte değildir. Yani gerek Hıristiyan, gerekse Yahudi orijinlerinden bir hayli uzaktır. Özellikle kentlerdeki kiliseler neredeyse “sosyal kulüp” havasına bürünmüş bir tür dayanışma mahalleri haline gelmiştir.

 

Ancak bunlar arasında öyle ilginç olanlara rastlanır ki; siyasi güç biriktirme amacı ile, “Mesih İsa(Jesus)” adını kullandıkları gizli  bir örgütlenme içinde bir takım etkinlikler düzenlerler. Bütün gayeleri,  ABD başkanlarına kadar ulaşacak atmosferi oluşturmak, ulusal ve uluslararası alanda istedikleri kararları ona aldırmaktır.

 

Bunlardan biri olan “Dostluk Vakfı”nın (Fellowship Foundation) en önemli etkinliği  “Ulusal Dua Kahvaltısı  (National Prayer Breakfast)” adı ile, Başkan, Kongre Üyeleri ve bazı uluslararası yüksek düzeyli üyelerin katılımı ile, yılda bir kez başkentte düzenlediği bir hayli geniş katılımlı toplantılardır.

 

Son yetmiş yılda ABD siyasetini etkilemek açısından örgüt öylesine güçlenmiştir ki, çok sayıda başkan gelmiş, geçmiş ama örgütün başkentteki temsilcisi her dönemde gücünü korumuştur.

 

Hatta başkentin C Sokağı (C Street) adlı mahallinde yer alan örgüte ait misafirhane ve ofis olarak kullanılan bina ABD Kongresi’nde görüşülecek konuların ilk değerlendirildiği yer haline gelmiştir. Ulusal Dua Kahvaltıları’na davet edilecek ünlülerin kimler olacağı burada belirlenmekte ve örgüte yakın ilgi duyan Kongre üyeleri tarafından davetlilere gönderilmektedir.

 

Bu örgütün bir zamanlar aktif üyesi olN Jeff Charlet adındaki bir araştırmacı gazetecinin 2008’de yazdığı “Aile: Amerikan Gücünün Kalbindeki Gizli Köktencilik (The Family: The Secret Fundamentalism at the Heart of American Power” adlı kitabında açıklıkla ortaya konmuştur. 465 sayfalık kitabın pdf formuna internette ulaşmak mümkündür.

 

Ayrıca öykü ilk kez, Netflix tarafından hazırlanan bir dokümanter olarak 2019’da, dizi formunda beş küçük gösterim olarak yayınlanmıştır. Halen izlenebilir durumdadır.

 

Bu kitap ve dokümanter hakkındaki bilgiye, geçen hafta Al Jazeera kanalında yayınlanan, “Sonuç Olarak (The Bottom Line)” adlı söyleşiyi izlerken sahip oldum. Program yapımcı ve sunucusu  Steve Clemons adındaki televizyoncunun  o günkü programında, söz konusu öyküyü yazan Jeff Charlet ile yaptığı söyleşi yayınlandı. Aslında programın konusu ”Amerikan Evanjeliklerinin Başkanlık Seçimlerinde Trump’ı İkinci Kez Destekleyip Desteklemeyecekleri” sorusunun yanıtını aramaktı.

 

Çünkü, günümüzde Amerikalı’ların üçte biri kendilerini evanjelik Hıristiyan olarak tanımlamakta, aralarındaki farklara karşın ABD’nin Hıristiyan bir devlet olması konusunda aynı anlayışa ve kararlılığa sahip bulunmaktalar. Bu nedenle  2016 seçimlerinde bunların tamamına yakının  Trump’a oy verdiği biliniyor.

 

Bu nedenle Trump, evanjelikleri kendi seçmen tabanının ana unsuru olarak görüyor. Sonuç olarak görev süresi boyunca özellikle yargıç ve diğer kritik görevlere yaptığı atamalarında açıkça muhafazakarları tercih etti. İsrail hükümetinden de desteğini hiç çekmedi.

 

Hatta bir süre önce  ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıtmakla kalmadı, geçen hafta damadı Kushner aracılığı ile İsrail ile bazı körfez ülkeleri arasında anlaşmalar yapılmasını sağlayarak İran’a karşı güçlü bir blok oluşmasının yolunu açtı.

 

Bütün bunlar kendi tabanına, yani evanjelikleri tatmin etmeye dönük siyasi kararlardır.

 

Program konuğu Jeff Charlet’in bu konulardaki yorumlarına bakılırsa, yazının başında değinilen, siyaseten son derece etkin olan “ulusal dua kahvaltıcıları” aradıkları gücü Trump’da fazlasıyla bulmuşlardır. Çünkü Trump, tam da onların istediği gibi kendini yeniden “inşa” etmiştir.

 

Programda konuşulanların ve Netflix’deki dokümanterin ayrıntılarına girmeye bu yazıda olanak yok. Ancak konuya ilgi duyan okuyucular kendi olanakları ile bu kaynaklara ulaşabilirler.

 

Ancak şunu söylemekle yetineyim. Son zamanlarda okuduğum makaleler ve izlediğim benzer programlara bakınca, ABD Kurucu Babalarının  iki yüzyıldan uzun süre önce yazdıkları anayasa ve  ardından çok geçmeden yaptıkları çok önemli değişiklikleri, (amendments) geçmişte, Trump kadar ihlal edip, yetkisini kötü yönde kullanan bir başkan var mıdır; sorusunun yanıtını Jeff Charlet şöyle verdi: “Yakın geçmişte, baba, oğul Bush’lar ve Ronald Reagan dahil hiç bir başkan Trump kadar evanjeliklerin esiri olmadı.”

 

Bu sözler üzerine söz konusu söyleşinin yapımcısı Steve Clemons programı şöyle bitirdi. “ Amerikan Sekülarizmi Çöküyor mu?”

 

Kanımca sadece ABD için değil, bütün demokratik ülkeler açısından bir hayli düşündürücü bir soru.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :