17 Ocak 2022 - Hoş geldiniz

SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ÜLKESİNİ YENİDEN YARATAN Xİ (Şİ) JİNPİNG’İN İZİNDE BİR ÇİN ÖYKÜSÜ

Ana Sayfa » DÜNYA » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- ÜLKESİNİ YENİDEN YARATAN Xİ (Şİ) JİNPİNG’İN İZİNDE BİR ÇİN ÖYKÜSÜ

Eklenme : 19.12.2021 - 9:14

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları

 

Son birkaç haftadır, TCMB’nın müdahalelerine karşın dizginlenemeyen dövize karşı hükümet ”TL’’sını serbest düşüşe bırakınca, yandaş basının bazı aklı evvel “köşeci”leri, kendilerinden emin bir eda ile “devlet”in desteği ile hükümetin siyasette Putin Rejimi’ne, ekonomide de Çin Rejimi’ne geçeceğini yazdılar. Pek ciddiye alınır gibi olmasa de, bu haber üzerine bir önceki yazımızda, Putin’in siyasi rejimi konusundaki görüşlerimizi ortaya koyduk.

İki gün geçmedi, Japonya merkezli, kendi alanında saygın Nomura Holdings Inc. adlı finansal holding şirketinin, Türkiye ekonomisi hakkında ilginç olduğu kadar kaygı verici raporu yayımlandı. Böylece hükümetin her iki alanda rejim değişikliği haberini veren yandaşların kulaklarının ne kadar ”derin” olduğu ortaya çıkmış oldu.

O zaman önceki yazımızda verdiğimiz söze sadık kalarak, bu yazımızda Çin’in Ekonomi Rejimi’ni anlamaya çalışalım.

Bilindiği gibi Mao sonrası iktidarı ele geçiren Dörtlü Çete’yi devirip, 1978-92 arasında CCP’nin de-facto lideri olarak, Çin’i günümüze taşıyan ekonomi-politiğin ana hatlarını çizen lider Deng  Xiaoping’dir.

Sonrasındaki otuz yıl boyunca, Çin’in hızla büyüyüp günümüzün iki süper gücünden biri olmasının arkasındaki belirleyici rolü nedeniyle, Xi Jinping; Mao, Deng ve “sosyalist pazar ekonomisi” tezi ile 1989’daki  ekonomik krizden çıkışı sağlayan Jiang Zemin (1989-2002) ile birlikte ülkenin en büyük dördüncü lideri (core leader) olarak tanımlanmaktadır.

 

Xi Jinping kimdir?

 1953’de Pekin’de doğan ve şimdilerde 60’lı yaşlarının sonuna gelen Xi, 1950’lerin sonunda başbakan yardımcılığı yapmış Xi Zhongxun’un oğludur. Mao’nun Kültür Devrimi sırasında babasının uzaklaştırılıp tarım işçiliğine mahkum edilmesi nedeniyle ergenlik dönemini sürgünde, “eğitim kampı”nda geçirmiştir.

1974’de eğitimini tamamladıktan sonra  CCP’ye üye olarak kabul edilip, sürgünde bulunduğu kentte parti sekreteri olmuştur. 1975-79 arasında “tarım işçisi-asker” statüsü ile ülkenin en prestijli üniversitesi Tsinghua Üniversitesi’ne girmiş ve buradan Kimya Mühendisliği derecesini almıştır. Okuldan sonra askeri üniforma ile Askeri Merkez Komite’de babasının yakın arkadaşının yanında çalışmıştır. Böylece, gelecekte Komünist Parti’deki kariyeri için çok yararlı olacak deneyim edinmiştir.

Bu arada, her ne kadar Hongkonglu bazı muhalif akademisyenler tarafından intihal olduğu veya başkası tarafından yazıldığı iddia edilse de,  Xi’nin, Marksizm ve Tarım Hukuku konusunda yazdığı tez ile, 2001’de Tsinghua Üniversitesi’nden doktora derecesi aldığını da not etmeden geçmeyelim.

Kısa süre içinde partide hızla yükselmeye başlayan Xi, önce Fujian Eyalet Valisi (1999-2002), daha sonra da Zhejiang Eyalet Valisi ve Parti Sekreteri (2002-2007) olmuştur. Kısa süreli Shangai parti sekreterliğini takiben, önce CCP Politbüro Üyeliğine ve Parti Merkez 1.Sekreterliği’ne getirilmiştir. 2008’de, dönemin lideri Hu Jintao’dan sonraki lider olarak belirlenen Xi,  Çin’in ve Askeri Merkez Komite’nin Başkan Yardımcılıklarına atanmıştır.

Hu’nun 2012’de görev süresinin bitmesinin ardından, daha önce alınan karar gereğince CCP başkanlığına geçen Xi, 2013’de de Çin Devlet Başkanı olmuştur.

İki dönemlik görevinin, beş yıllık ilk dönemi boyunca gücü elinde toplamanın verdiği güvenle, kendisinden sonra 2022’de başkan olacak kişiyi 2017’de belirlemek yerine, “başkanlığın iki dönemle sınırlı” olma kuralını kaldırarak kendisini “daimi lider” haline getirmiştir.

 

 Xi Jinping’in muhteris vizyonu …

 Yıllardır izlediğim birçok yabancı kaynaktan yararlanarak, Xi’nin vizyonu hakkında şimdiye değin ileri sürülen spekülasyonları sadeleştirerek kısaca aktarmak, bu ülkenin günümüzde ve yakın gelecekte elde edeceği küresel misyonu merak edenler açısından yararlı olabilir. Belki de, son günlerde “Çin’in ekonomi rejimini” uygulamayı dile getirenlerin de ayaklarını sağlam basmalarına vesile olur.

Xi, geçen mart ayında Ulusal Halk Kongresinin üç bin delegesinin bir araya geldiği yıllık toplantıda yaptığı konuşmada, pandemiyle mücadelede kısa sürede yakaladıkları başarının ardından ülkede normale dönülerek, tekrar ekonomik büyümeyi yakaladıklarını bir zafer coşkusu ile anlattı.

Bu sonucun, “teorilerine, sistemlerine, kültürlerine ve izledikleri çizgiye olan güven” ile elde edildiğine işaret ederek, kendi gençlik döneminde yaşadıklarının aksine, şimdilerde artık Çinli gençlerin, başlarının dik ve gururlu bir şekilde yurtdışında saygı gördüklerini vurguladı ve bu sonucun diğer ülkelere örnek olmasını diledi.

Xi’ye göre, Covid-19’u kısa sürede kontrol altına alma başarısı, Çin’in küresel sahnede merkezi rolünü ve tarihi küresel liderliğini tekrar kazanmak için doğru yolda olduğunun açık delili. Çin Komünist Partisi de, yayımladığı bildiride, Xi’nin liderliğinde ülkenin, şimdiye kadar olmadığı düzeyde yeniden doğuş ile dünyanın merkezi olma konumuna yakın olduğuna yer verdi.

Nüfusu ve askeri gücü yanında, dünyanın en büyük ticaret- finans gücüne ulaştığı, keşif ve buluşların küresel merkezi haline geldiği düşünüldüğünde, Çin’in uluslararası sistemin merkezi aktörü konumuna geldiği iddiası yersiz değildir. Ayrıca saygın uluslararası analiz ve  değerlendirme grupları, GSMH büyüme trendi üzerinden hesaplandığında, 2030’larda Çin’in, ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisine  sahip olacağını tahmin ediyorlar.

Bu çevrelerde şimdilerde şu soru soruluyor: “Acaba bu gidişle Çin, uluslararası düzene yeni bir şekil mi vermek istiyor; yoksa küresel sistemi temelden değiştirmek yerine, kendi ilgi ve tercihleri doğrultusunda bir takım düzenlemeler ile yetinmek niyetinde mi?” Sordukları bu soruya da kendilerince  şöyle bir  yanıt veriyorlar: “Çin, aslında ağırlıklı olarak savunma stratejisi ile kendi politik sistemini eleştirilerden koruyarak sınırlı taleplerini gerçekleştirmek peşinde.”

Diğer bazı gözlemcilere göre ise bu yaklaşım,  Xi’nin vizyonunu yeterli düzeyde kavrayamamış olmak anlamına geliyor. Çünkü Xi, mevcut uluslararası sistemde ülkesinin sesinin daha ağırlıklı olmasını sağlamaktan çok, küresel düzeni kökten dönüştürme peşinde.

Xi’nin vizyonu, tek yürek olarak yükselen Çin’in, ABD ile şimdilerdeki başabaş olmanın ötesine kısa süre içinde geçeceğini öngörmektedir. Buna göre, Asya’nın en güçlü ülkesi haline gelen Çin, Doğu ve Güney Çin Denizlerine yayılarak, bu sulardaki tartışmalı alanların kontrolünü eline geçirmiştir. Buna mukabil ABD’nin, Pasifik’ten geri çekilerek esas etki alanı olan Atlantik’e yoğunlaşması beklenmelidir.

Çünkü, 2.Dünya Savaşı ertesinde iki bloğun oluşmasına neden olan  uluslararası konjonktürü fırsata çeviren ABD’nin liderliğinde kurulan güçlü ortaklıklar, aradan geçen yetmiş yıl içinde Çin’in küresel sahneye çıkıp, uluslararası işbirliğine dönük yürüttüğü karşılıklı diyalog ve müzakere stratejisi çerçevesinde giderek çözülmektedir.

Gerçekten de bu sürecin küresel alt yapısını, limanlar, demiryolları, fiber-optik kablolar, e-ödeme sistemleri ve haberleşme uyduları ile güçlendiren Çin, giderek bütün dünyada etki alanını genişletmektedir. Benzer altyapıyı geçen yüzyılda ABD, Avrupa ülkeleri ve Japon şirketleri de kurmuştu. Ancak Çin, söz konusu küresel sürece, eriştiği rekabetçi yüksek teknoloji ile girmektedir. CCP üyeleri, bu güç sayesinde  Xi’nin, jeostratejik vizyonunu diğer ülkelere kabul ettirmekte başarılı olmakla kalmayıp, küresel çapta daha derin dönüşümleri de gündeme getireceğine inanmaktadırlar.

Hatta onlara göre, dünyanın büyük bir bölümü  “Doğu yükseliyor, Batı ise çöküyor” şeklinde ürettikleri sloganın neden olduğu algı içinde çoktan Xi Vizyonunu benimsemiş durumdadır.

 

Xi Vizyonu Norm ve Değerler Sistemi Nedir?

Bilindiği gibi 2.Dünya Savaşı ertesinde uluslararası düzen, insan hakları, hukukun üstünlüğü, serbest pazar vb değerler sistemi çerçevesinde, insanların sosyo-politik yaşamları üzerinde minimum düzeyde devlet müdahalesini öngören bir çerçeveye oturtulmuştu. Teknolojinin de desteğiyle  kurumlar ve uluslararası hukukun söz konusu değer ve normları geliştireceği tasarlanmıştı.

Xi vizyonunda ise, bu liberal değerler sistemi yerine “devletin önceliği” yaklaşımını esas alan yeni bir dünya düzeni öngörülmektedir. Bu düzende, kurumlar,  hukuk  ve teknoloji devletin kontrol kapasitesini güçlendirmek, kişisel özgürlükleri ve pazarı sınırlandırmak  çerçevesinde örgütlenecektir. Böylece, ülke içi ve dışındaki sermaye ve bilgi akışı bütünüyle devletin kontrolü altında olacaktır.

 

Xi’nin Tayvan Politikası…

 Bir süreden beri, ABD ile Çin arasında Tayvan  (ROC-Çin Cumhuriyeti) üzerindeki söz dalaşına bakılırsa, Xi, Çin haritasının yeniden çizilmesini planlıyor olabilir. Nitekim Xi, geçen ekim ayında yaptığı konuşmasında “tarihi görev olan anavatanın birleştirilmesi kesinlikle yerine getirilecektir” sözlerine yer verdi. Bu sözleriyle, başta Hong Kong olmak üzere Güney Çin Denizi ve Tayvan gibi bölgeler üzerinde Çin hakimiyetini bir an evvel oluşturup tartışmalara son vermek istedi.

 

Xi’nin Hong Kong Politikası

Bilindiği gibi, 1997’de İngiltere”den “tek devlet iki sistem” modeli uygulamak üzere devir alındığında,  Hong Kong’a  otonomi tanıyan anlaşma, Hong Kong yönetimine geçen yıl empoze edilen “ulusal güvenlik yasası” ile sonlandırıldı. Böylece, uzun yıllardır temel insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı yönetim modeli uygulanan Hong Kong, bunların hepsinden mahrum edilerek, herhangi bir  Çin kentine dönüştürüldü.

 

Xi’nin Güney Çin Denizi Politikası

Güney Çin Denizi’nde yedi askeri istasyon oluşturan Xi, denizdeki alanlarını genişletti ve birçok adada hak iddiasında bulundu. Silahlı deniz gücü ve sahil güvenlik birlikleri eşliğinde büyük balıkçılık filolarını denize sevk ederek, bölgede hak iddia eden Brunei, Malezya, Filipinler, Tayvan ve Vietnam gibi ülkelere gözdağı verdi.

Ayrıca pandemi sürecinde bazı ülkelerin dikkatlerinin dağılmasını fırsata çevirmek isteyen Xi, Çin teknelerini, Japonya’ya ait sulardaki tartışmalı adalar çevresinde sefere çıkardı. Bir Çin sahil güvenlik teknesi Vietnam balıkçı teknesini batırdı; Çin askeri uçakları Malezya ile tartışmalı sular üzerinde uçtu ve Çin ve Hint birlikleri, iki ülke arasındaki sınırda son kırk yıldır ilk kez ölümlere neden olan çatışmaya girdiler.

 

Xi’nin Asya Pasifik hırsı…

Xi’nin en öncelikli amaçlarından biri, Asya-Pasifik’de ABD’nin yerine geçip, bölgeyi tamamen kontrol altına almak. Xi’ye göre bu bölge, ticari, teknoloji, altyapı yanında ortak kültür ve uygarlık açısından Çin’siz yapamaz; Çin de bu bölgeden izole edilirse gelişemez.

Gerçekten de ülkesini , neredeyse bütün Asya ülkelerinin en büyük ticaret ortağı haline getiren Xi, on Güney Asya ülkesi yanında, Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore’yi, Çin Liderliğinde Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık adı altında 2020 yılında bir araya getirmeyi başardı. Bununla kalmadı, çok iyi bir stratejik manevra ile, bölgede serbest ticarete dönük, Japonlar’ın liderliğinde,  bütüncül ve gelişmeci işbirliğini desteklemek içim kurulan Trans-Pasifik Anlaşması’na üye oldu. Çin böylece, ekonomik açıdan dünyanın en dinamik bölgesindeki iki anlaşmada hakim oyuncu olarak  ABD’yi gölgede bırakma sürecine yaklaşmış oldu.

Ancak bütün bunlara karşın, bölge güvenliği açısından  Çin’in, üstünlük sağladığını söylemek şimdilik pek mümkün görünmemektedir. Nitekim Çin’in, 2014’de “Asya’nın güvenliği Asyalı’lar tarafından karşılanmalıdır” tarzındaki yaklaşımı bölge halkları üzerinde askeri kaygılara neden olduğu için pek kabul görmedi.

Hatta, QUAD (Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD), AUKUS (Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD) gibi, ABD liderliğinde askeri yeni ortaklıklar yanında, Fransa, Almanya ve Hollanda’nın da içinde olduğu NATO’nun, Asya-Pasifik’te daha derin yeni güvenlik angajmanlarını gündeme getirdi.

 

BRI- Kuşak ve Yol Projesi…

Başlangıçta Çin liderliğinde, Çin’i kara ve deniz yoluyla Asya’nın diğer bölgeleri,  Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’ya bağlayacak bir altyapı projesi olarak planlanan Kuşak-Yol Projesi’ne, son zamanlarda, dijital, sağlık ve kutup ipek yolu bileşenleri de eklendi.

Bilindiği gibi, hemen hemen bütün dünyada, geleneksel altyapı projeleri Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası gibi küresel finans kuruluşlarınca desteklenmektedir. Ancak söz konusu projenin bütünüyle Çin kamu kaynaklarınca desteklenmesi planlanmaktadır.  Proje için, finans, işgücü ve malzeme temini yanında, uluslararası birçok projede önemli koşul olan bazı süreçler bu projede aranmayacaktır. Yani Çin’in kendi  kalkınma modeli uygulamalarında olduğu gibi, finansal risk analizleri, şeffaf ve açık ihale, çevre ve sosyal etkiler gibi başlıklar zaman kaybı olarak değerlendirildiği için, bu projede söz konusu olmayacaktır.

Bu proje ile Çin, fiziki, finansal, kültürel, teknolojik ve politik etkisini bütün dünyaya yaymak suretiyle her açıdan uluslararası sistemin merkezine yerleşmeyi tasarlamaktadır. Yeni demiryolları, köprüler, fiber-optik kablolar ve 5G ağları yanında, gerektiğinde Çin’in askeri üsleri için kullanılacak limanlarla, adeta dünya haritasının yeniden çizilmesi ön görülmektedir.

Geçen mart ayında yapılan bir değerlendirmeye göre Çin bu proje ile, şimdiye kadar 60 ülkeye 200 milyar $’lık yatırım yapmıştır. Bu ülkeler  arasında en başta, enerji, yeni yollar, limanlar ve dijital altyapı yatırımları ile Pakistan gelmektedir. Yunanistan’ın Pire limanı, bu proje kapsamında yapılan yatırımla Avrupa’nın en büyük limanlarından biri olmakla kalmamış, dünyanın ilk 50 limanı arasına girmiştir.

 

Xi’nin rejim ihracı vizyonu…

 Xi, 2017 yılı ekim ayında yaptığı bir konuşmada, CCP’nin ortaya koyduğu ekonomi modelin, kalkınmakta olan ülkeler için örnek bir model olduğundan söz ederek, onlara kapsayıcı siyasi eğitim programları önermiştir. Nitekim Çin’in BRI Projesi’nin Afrika’daki pilot ülkesi olan Tanzanya,  Çinli uzmanların önerisi doğrultusunda, internet üzerinden bilgi akışı ve sosyal medyayı sınırlandıran bir siber güvenlik yasasını uygulamaya sokmuştur. Uganda, Etiyopya, Güney Afrika ve Sudan gibi ülkeler,  CCP’nin yapısı ve propaganda yöntemi üzerinde eğitim programlarına elemanlarını göndermişlerdir.

Kenya’da kurulan uydu televizyon yayınları aracılığı ile çok sayıda Afrika ülkesine, Asya savunma sporları programları başta olmak üzere, Çin’deki yaşam ve CCP siyasi propagandalarını içeren binlerce saatlik yayın yerli halkların dillerinde dublajla yapılmıştır.

Ancak, Xi’nin bütün bu çabalarına karşın, BRI Projesi’nin uygulandığı ülkelerin bazılarında ortaya çıkan yüksek düzeyli borçlanma, yolsuzluk, çevrenin tahribi ve kirlilik gibi sorunlar kamuoyunda tepkilere neden olmaktadır. Mesela, Çin şirketlerinin Kazakistan’da yürüttükleri madencilik projelerinde yerli işçi yerine kendi işçilerini kullanması ve ortaya çıkan çevre kirliliği halkın defalarca tepki göstermesine  neden olmuştur.

Benzer nedenler yanında, projenin ülkelerinde yolsuzluğu arttırdığı gerekçesiyle çok sayıda Afrika ülkesi, Endonezya ve Pakistan da benzer gösterilere sahne olmuştur. Sonuçta 2014-2020 arasında birçok ülkede planlanan 52 kömür termik santralı projesinden  sekizi iptal edilmiş, 25’i  da rafa kaldırılmıştır.  2018’de yapılmış bir  incelemeye göre de, BIR Projesi çerçevesinde planlanıp 2013’den bu yana yatırımına başlanan 1814 projenin 270’inde, yatırımların yapıldığı ülke hükümetleri ile sorunlar baş göstermiştir.

Bunun üzerine Çin, BRI Projelerindeki taahhütlerini gözden geçirmiş ve 2016 yılından bu yana yatırımlar yavaşlamış bulunmaktadır. Böylece Çin’in BRI’dan beklediği siyasi sonuçlara istediği düzeyde ulaşamadığını söylemek mümkündür. Nitekim bu durum, BRI Projesi’nden en çok kaynak kullanan on ülkenin, HongKong, Güney Çin Denizi ve Sincan gibi uluslararası konularda Çin’e destek vermemesinde de görülmüştür.

 

 

Xi’nin kültür ihracı vizyonu…

 Xi, Çin dili ve kültürünün taşınması için denizaşırı ülkelerin üniversite ve eğitim kurumlarında Konfiçyüs Enstitüleri kurdu. Kısa zamanda yaygınlık gösteren bu kuruluşları, Politbüro üyesi Li Changchun 2011’de şöyle tanımladı: “ Konfiçyüs Enstitüleri kültürümüzü dış ülkelere yayarak  tanıtan markadır. Dış ülkelerde yumuşak gücümüzün gelişmesine önemli katkıları olacaktır.”

2020’ye kadar kurulması planlanan  1000 Konfiçyüs enstitüsünün ancak yarıdan biraz fazlası tamamlanabildi. Afrika’da kurulan 61 enstitü için yapılan bir araştırmada, halkın %71’inin, çocukları için İngilizcenin daha önemli olduğunu ifade ettikleri belirlenirken, %14’ünün Fransızcayı, sadece %2’sininÇinceyi tercih ettikleri ortaya çıktı. Bu oran Kazakistan’da %6 olarak belirlendi.

Bu enstitülerin programlarının saptanması, öğretmenlerin belirlenmesi Çin’e ait olduğu için, zaman içinde Kanada, İsveç ve ABD’deki bazı politikacılar süreci sorgulamaya başladı ve bu ülkelerde açılanların cazibesi kısa zamanda söndü.

 

Xi rejiminin yabancı şirketler üzerindeki baskısı…

 Çin’in yukarıda söz edilen stratejik konularda, aleyhinde tavır alan uluslararası şirketler üzerindeki ekonomik baskısı bilinen bir olgudur. Bu çerçevede, CCP’nin yayın organı CCTV televizyon kanalında sıklıkla, “ülkenin ulusal bağımsızlığı ve sosyal dengesi üzerinde yapılan herhangi bir eleştirinin ifade özgürlüğü olarak kabul edilemeyeceğine” vurgu yapılmıştır.

Nitekim bir yayınında Çin için, “Asya’nın Hasta Adamı” olarak başlık atan Wall Street Journal gazetesinin Pekin’de görev yapan birkaç muhabiri kovulmuştur. 2020’de yayınlanan bir hükümet bildirisinde, Xi’nin çok önem verdiği geleneksel Çin Tıbbı hakkında eleştiri yapmanın  yasadışı olduğuna yer verilmiştir.

Bu nedenlerle birçok uluslararası şirket faaliyetlerini yürütebilmek için bu kısıtlamalara direnç göstermeme yolunu seçmektedir. Bu çerçevede bazı hava yolu şirketleri web sitelerinde yer alan Taiwan sözcüğünü kaldırmışlardır.

 

Xi’nin uluslararası vizyonu…

 Ülkesinin çıkarları ve ideolojisinin savunulması söz konusu olduğunda, Xi hem taktik, hem stratejik silahlarını uluslararası her alanda  kullanmaktan çekinmemektedir. Zaman zaman ifade ettiği gibi, ana amacı, uluslararası sistemin kurallarını tespit ve tayin etmekte Çin’i lider ülke konumuna taşımaktır.

Bu çerçevede tipik bir örnek, BM Yerli Halklar Forumu-2017 toplantısında Uygur aktivist lider Dolkun İsa’nın, konuşma yapmak üzere kürsüye çıkmasının engellenmesi olmuştur.  BM Ekonomik ve Sosyal Konular Müsteşar Yardımcısı Wu Hongbo’nun fiziki müdahalesi ile yapılan bu engelleme Çin televizyonlarında “anavatanın çıkarlarının korunması” olarak değerlendirilmiştir.

Xi’nin, insan hakları, internet yönetimi, kişisel haklar ve özgürlükler gibi  konularda devlet kontrolünü arttıracak dönüşümler için uluslararası kuruluşlar nezdinde uzun dönemli bir strateji izlediği anlaşılmaktadır.

Bu konuların tartışıldığı uluslararası kuruluşların liderliğini ele geçirmeye çalışmakta, ele geçiremediklerinde de kendine yakın ülkeleri desteklemek için bu kuruluşlara finansal destek yanında, toplantılarına çok sayıda Çinli delege yollamaktadır.

Xi vizyonunun bir diğer hedefi de, uzay, okyanuslar ve kutuplarda  Çin’in etkisini en yüksek düzeye çıkarmaktır. Mesela, 900 km uzaktaki Kuzey Kutbu’na, diğer ülke uzmanlarıyla çalışmak üzere binlerce Çin’li uzman ve yüksek teknoloji ile donatılmış buz kırıcı tekneler göndermiş ve yapılan çalışmalara finansal destek sağlamaya başlamıştır.

 

Xi’yi bekleyen fırsat ve tehditler…

 2012’de CCP- Çin Komünist Partisi’nin başına geçmesinin ardından bir yıl sonra ülkesinin başkanlığını eline geçiren, dört yıl sonra 2017’de de kendisini Çin’in yaşam boyu lideri haline getiren Xi Jinping’in ilginç öyküsünü, olabildiğince özet olarak okuyucuya sunmaya çalıştık.

Bilindiği gibi, 2.Dünya Savaşı sonrası ABD liderliğinde, liberal ideoloji bloku olarak ortaya çıkan batının karşısında, Rusya’nın liderliği ile şekillenen komünist blok (SSCB), ancak kırk yıl dayanıp 1990’ların başında çöktü.

Tam da o yıllarda güçlenmeye başlayan Çin,  otuz yıl gibi kısa bir sürede, Komünist Parti (CCP) yönetiminde dünyanın iki numaralı ekonomik ve askeri gücünü oluşturarak batı liberalizmini tehdit etmeye başladı.

CCP üyelerine göre, Çin’in küresel ekonomide söz sahibi olmadığı son iki yüz yıl, dünya tarihine “anormal dönemler” olarak geçti. Hatta önceki Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı He Yafei’ye göre “American Barışı-Pax Americana” döneminin sonuna gelindi. Çin’in ünlü Fudan Üniversitesi’nden Shen Dingli de, “Çin’in yüksek ahlaki değerleri ile çağın lider ülkesi olduğunu” söyledi.

En önemlisi de, Xi’nin , Çin’in yeniden doğuşunun “tarihin kaçınılmaz” sonucu olduğunu vurgulaması oldu. Xi’nin bu önermesinin hem tarihi açıdan, hem de güncel dünya siyaseti açısından nesnel nedenleri elbette inkar edilemez.

İ.Ö.3.bin yılın başlarındaki Xia hanedanlığı ile başlayan ve  83 hanedan ve 559 imparatorla yönetildikten sonra, geçen yüzyılın başlarındaki denemlerden sonra Mao’nun Kültür Devrimi ile CCP’nin başına gelen otokratlarca (modern imparatorlar)  yönetilen Çin’in tarihi derinliğine bakılırsa, Xi haklı olabilir. Ancak Çin’in  bu tarihi gerçekliğinin Xi için bir tehdit barındırdığı da gözardı edilemez.

Son otuz yılda, dünyanın tek süper gücü olarak kabul edilen ABD’nin yaşadığı yoğun iç çekişmeler ve küresel çapta lider eksikliği nedeniyle düştüğü durum dikkate alındığında, Xi’nin iddialı önermesinin doğru olmadığı ileri sürülemez.

Ancak bazı Çin uzmanlarına göre aslında bir “bir kriz yöneticisi” olarak CCP’nin başına geldiğini düşünen Xi, gerçekten de diğer üç eski başkan gibi “büyük lider” unvanını hak edecek önemli işler başardı. Ancak bu arada, hem içeride, hem de dışarıda düşmanları da birikti.

Bunların arasında, Xi’nin yolsuzluk karşıtı büyük kampanyası nedeniyle, prestijlerinden ve eski lüks yaşamlarından olan binlerce varlıklı Çin aileleri ve yakınlarının öfkeleriyle baş etmek pek kolay olmayabilir.

Hatırlanacağı gibi CCP içinde Mao’nun bile rakipleri vardı. Anlaşıldığı kadarıyla Xi için şimdilik böyle bir tehdit söz konusu değil. Ancak Çin ekonomik açıdan sıkıntıya girerse, CCP’nin 2022 Kongresi’nde, şimdilik ortalıkta görünmeyen bazı potansiyel adaylar hırslarını açığa vurup risk alabilirler. Böyle bir durumda, Xi, içerideki sıkıntıyı aşmak için, halkın dikkatini dışarıya yöneltecek siyasi önlemlere başvurabilir.

 

 

SONUÇ

 Xi Jinping’in  çocukluğundan itibaren  CCP- Çin Komünist Partisi’nin ideolojisi içinde, babasına uygulanan cezaya tanık olmak dahil, aldığı siyasi eğitimle yetiştirilmiş partili bir genç olduğu anlaşılıyor.

Elde ettiği parti disiplinine ek olarak, gençliğinde Doğa Bilimleri (Kimya Mühendisliği) ve daha sonraki aşamada Marsist Tarım Ekonomisi konularındaki akademik çalışmaları yanında  kıvrak zekası sayesinde partide yükselen Xi, sonunda CCP’nin en saygın dört lideri arasında girmeyi başarmıştır.

Ancak gerek derin Çin Tarihi,  gerekse CCP-Çin Komünist Partisi tarihi, büyük ölçüde, Çin’de bu konuma ulaşmış liderlerin karşılarına çıkan büyük engellerin tarihidir. Kaldı ki; CCP bir süre önce, sayıları çok olmasa da kadrolarına kattığı iş insanları ile SSCB’nin nomenklatura yapısından farklı bir karakter ortaya koymaktadır.

Bu yüzden şimdilerde batılı liberal ülkelerdeki beklenti  şudur: CCP’nin tarihi geçmişi, bir süre sonra  Xi’nin,  ya görevden alınacağını, ya da görevi bırakmak zorunda bırakılacağını göstermektedir. Soru, bunun ne zaman gerçekleşeceğidir!

Yazının girişinde, ülkemiz tarihinin en büyük ekonomi krizine dönüşen  büyük döviz krizini aşmak için iktidarın, Çin ekonomi rejimi gibi bir modelle ihracatı arttırma senaryosuna dair spekülasyonlardan söz etmiştik.  Xi Jinping’in şahsında kısaca ele almaya çalıştığımız Çin Öyküsü üzerindeki bu yazımız, umarız ki, ülkemizin karar vericileri için yardımcı olur.

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları