SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- VENEZUELA’DA YAŞANANLARDAN ALINACAK DERSLER VAR.

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- VENEZUELA’DA YAŞANANLARDAN ALINACAK DERSLER VAR.

24.08.2018 - 16:09

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- VENEZUELA’DA YAŞANANLARDAN ALINACAK DERSLER VAR.

 

 

Uzunca bir süredir, seçim sonuçları, rejim değişikliği, Rahip Brunson olayı, Trump ile Erdoğan arasındaki “O onu dedi, yok bu şunu dedi, $ çıktı, Katar para verecek.’’derken, uzaklardaki bir ülkede, Venezuela’da inanılmaz işler oluyor.

Ne mi oluyor?

Petrol zengini bir ülkenin yurttaşları, hiper enflasyon yüzünden perişanlar.

Geçenlerde Amerika Bülteni adlı, güvenilir bir sitede, ABD’de yaşayan yurttaşımız Cemal Tunçdemir’in haber-yorum yazısında okumuştum. Yazıda, IMF’nin tespitlerine göre, Venezuela’da yıl sonuna doğru enflasyonun yüzde bir milyon olacağına değinilerek, para birimi ” Bolivar”dan beş sıfır atılacağının konuşulduğu ifade ediliyordu.

Aynen 1.Dünya Savaşı’nı kaybeden Almanya’da, 1920’lerin başında insanların küçük bir şey almak için bile valiz veya el arabası ile para taşımalarına benzer bir durum söz konusuydu uzaklardaki ülkede. Çünkü yüzde bir milyon enflasyon demek, bugün 1 bolivara alınan şeyin, yıl sonunda 10 bin bolivara alınabilecek olması demekti.

Bu arada, ülkede önceki Başkan Chavez’le başlayan döviz karaborsacılığı, yeni Başkan Maduro döneminde almış başını gitmişti. Öyle ki, devlet kuru ile 1$=170 bin bolivar iken, karaborsada 1$=3.5 milyon bolivar dolayındaydı. Tunçdemir’in bildirdiğine göre bu karaborsanın ardında da, Maduro’nun adamları vardı. Bunlar o kişiler aracılığıyla 1$ verip, 3.5 milyon bolivar alıyor, bu para ile de resmi kur üzerinden 20 $’ı cebe atıyorlardı. Yani 1’e 20 kazanç!

Tunçdemir’in yazısında bunları okurken, 1980’lerde iş yaşamım sırasında, Libya ve Irak’a ihracat yaparken, Romanya’dan mal almak için gittiğim Bükreş günlerim aklıma geldi. Dönem, Başkan Çavuşeski dönemiydi. Gitmeden önce bilen arkadaşlar tarafından, ülkedeki döviz karaborsası hakkında bilgilendirilmiştim.

Ancak ben yine de, Bükreş Otopeni havaalanına iner inmez, pek tenha olan döviz bürosuna gitmiştim. 100 $’lık banknotu uzattığımda, görevlinin şaşkın bakışlarıyla, el değmemiş Ley’leri sayıp verdiğini hiç unutmuyorum. Şaşırmıştı! Çünkü uçaktan inenler arasında benden başka para bozduran yoktu.

Otele ulaşır ulaşmaz bazı garsonlar aracılığı ile 100$ verip, 8-10 bin ley alıyorduk. Tabii bu paralar havaalanında aldığım yeni basılmışlara benzemeyen, el değiştirme yoğunluğundan bir hayli kirli ve yıpranmış banknotlardı. Ama otel ücreti hariç her yerde işe yarıyorlardı. Bir gün merak edip, artık ahbap olduğum garsonlardan birine bu paraları kimin aldığını sorduğumda, el işareti ile ” tepeleri” gösterdiğini hatırlıyorum.

İlginçtir! Benzer karaborsa olayı Saddam dönemi Bağdat’ında da yaşanıyordu. Otel parası ve duty-free mağazaları dışında, bütün alışverişlerinizi yine garsonlar aracılığıyla, 1’e 10-15 dolayındaki karaborsadan temin ettiğiniz dinarlarla yapabiliyordunuz.

Sanıyorum, 1980’lerin Romanya’sı ve Irak’ındaki para karaborsası mekanizması, bugünlerde Venezuela’da yaşananın aynısıydı.

Bu baskıcı rejimlerde güçlülerin “devleti soyma” düzeninin araçlarından sadece bir tanesiydi.

Venezuela’da bugün yaşananları kavramak için, tarihine kısaca bir göz atmak yararlı olabilir.

Bilindiği gibi İspanyol denizcileri tarafından 15. yy’ın sonlarından keşfedilen Güney Amerika ülkeleri arasında olan Venezuela, diğerleri gibi 19.yy’ın başlarına kadar İspanyol sömürgesi olarak kaldı.

19.yy’ın başlarında, “Güney Amerika Birleşik Devletleri” kurma amacıyla yola çıkan İspanyol/Yerli karışımı Simon Bolivar adındaki bir kahraman, büyük hayaline kavuşamasa da, Venezuela’yı kurmayı başardı, ardından adının verildiği, Bolivya’nın oluşmasını da sağladı. Venezuela’yı anayasalı bir cumhuriyet haline getirmesine getirdi ama uzun ve ızdıraplı mücadele yıllarında tanıdığı Latin’lerin bu yapıyı korumayacaklarını bildiği için de şöyle demişti Bolivar:

” Benim ardımdan bu topraklar üzerinde diktatörler doğacak ve hüküm sürecekler.”

Gerçekten Latin Amerikalı’lar Bolivar’ı yanıltmadılar. Aradan geçen kargaşayla dolu yüzyıl boyunca, kıtadaki topluluklarda, büyük toprakları ele geçiren asker kökenli diktatörler, çıkar kavgaları içerisinde 20.yy’a kadar hüküm sürdüler. Yüzyılın ortalarında ülkenin, petrol ve diğer yeraltı zenginlikleri bulunmaya başlayınca, ABD ve İngiltere, yerli işbirlikçilerle birlikte ülkenin zenginliklerini paylaşmaya giriştiler. Özellikle 2.Dünya Savaşı sonrası, petrol üretiminin yükselmesiyle ABD’nin etkisi büyük ölçüde arttı.

Venezuela’nın bugününe dönersek, ülkedeki büyük kriz uluslararası medyanın önemli tartışma konularından biri haline gelmiş durumda. Beklentiler paralelinde bolivardan beş sıfırın atılması ve  “bolivar soberano/egemen bolivar” adında yeni paranın tedavüle sokulmasının, ülkede ve kıtada oluşturduğu etkiler tartışılıyor. Çünkü 30 milyon dolayındaki nüfusun yaklaşık yüzde 10’u ülkeyi çoktan terk etmiş durumda ve yakın ülkelere göç sürüyor.

Bu arada asgari ücrette 35 kat olmak üzere, vergilerde de büyük artışlar yapılmasına karşın, diktatör Maduro karşıtı kitleler hiper enflasyonun altında, açlık, susuzluk ve hastalıktan kırılmaya devam ediyor. Devlet otoritesi adına ortada pek bir şey kalmadığı yazılıp, çiziliyor.

Diğer taraftan küresel çapta petrol rezerv çalışmalarını sürekli yenileyen uluslararası kurumların son tespitlerine göre, Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip. 2013 yılında vefat eden eski Başkan Solcu popülist Chavez’in yirmi yılı aşan iktidarı döneminde, yüksek petrol fiyatları nedeniyle halk göreli olarak refah içinde yaşamıştı.

Ancak sonraki yıllarda petrol fiyatları, eski seviyesinin altına düşünce, Başkan Maduro, Chavez’in başlattığı popülist politikaları daha fazla sürdürememişti. Bu arada sokak hareketlerini tırmandıran muhalefeti de bastırmaya girişince, çağımızın  demokrasi havarisi ABD epeydir beklediği fırsatı yakalamış oluyordu.

 

ABD için herhangi bir doğal zenginlik veya stratejik önem sahibi bir ülkedeki diktatörün cezalandırılarak, oraya demokras götürme doktrininin ne anlama geldiğini artık bütün dünya biliyor. Hele o ülke ABD’nin son zamanlardaki korkulu rüyası Çin’in en büyük petrol tedarikçilerinden biri ise!

Ancak, önceki Başkan Bush ve Obama dönemlerinde farklı işleyen bu doktrin, yeni Başkan Trump döneminde, doğrudan müdahale yerine, neoliberal düzende ambargolar (sanctions) şeklinde, sözüm ona daha az vahşi bir kılığa sokulmuş görünüyor.

Nitekim Maduro Venezuela’sına da giderek ağırlaştırılarak uygulanan ambargolar sonucunda, ülke petrolünü satamaz hale getirildi. Gıda ve ilaç başta olmak üzere tüketim mallarının büyük çoğunluğunu ithal etmek zorunda olan ülkede döviz yokluğu, sosyal dengeleri alt üst etti.

Analistlerin yorumlarına bakılırsa, Venezuela’nın içine girdiği bu hiper enflasyon zincirini aşması imkansız değilse de, çok zor görünüyor. Tek yolun, Maduro’nun, ABD’li uzmanların önerdiği reformlara yönelerek, halkın tamamen kaybolan güvenini tekrar kazanmaya çalışması olduğu söyleniyor. Aksi takdirde, iktidarını sürdürmesinin artık mümkün olamayacağı günlere doğru yaklaşıldığı açıkça ifade ediliyor.

Güney Amerika Latin ülkelerinin geçmişine bakıldığında, ortaya çıkan durumun hiç de şaşırtıcı olmadığı görülecektir.

En tipik örnek, 1973 yılında Şili’de Sosyalist Başkan Allende’nin başına gelenlerdir. O dönemlerin en güçlü ABD firmalarından biri olan ITT’nin, ülke bakır madenleri üzerindeki talebine karşı çıkan Başkan Allende, sarayı basılarak katledilmiş, yerine kan dökerek ülkeyi yıllarca yönetecek General Pinochet getirilmişti.

20.yy’ın soğuk savaş döneminde, buna benzer çok sayıda örnekle karşılaşıldı Güney Amerika’da. Bütün bu çatışmalar sırasında başta Fidel Castro, Che Guevera gibi ABD emperyalizmi ve işbirlikçileri ile yılmadan mücadele eden efsanevi solcu liderler çıktı. Bu uğurda Che Guevera ve arkadaşları yaşamlarını kaybederken, Castro zamanın SSCB’nin desteğiyle uzun süre Küba’yı korudu. Ancak O’nun ardından çok geçmeden yeni Küba’nın da, yavaş yavaş neoliberal çizgiye doğru hareketlendiğini unutmamak gerek.

Son 50 yıllık gözlemlerimize bakarak, Şili’den bu yana geçen 45 yılın ardından ABD emperyalizminin cezalandırma tarzının, doğrudan katliam ve cinayetler yerine, neoliberal politikalarla ülkelerin ekonomik açıdan ele geçirilmeleri suretiyle, onları ambargolar ile diz çöktürmek olduğunu söyleyebiliriz.

Kanımca 21.yy’ın ilk çeyreğinde, Venezuela’nın içine girdiği büyük çaresizliğin nedeni de bu gerçeklik olsa gerek.

Sözün özü:

Küresel anlamda, Endüstri 4.0 ve Yapay Zeka (AI) atılımlarının kendini dayatacağı besbelli olan 21.yy’da, bu yarışta yer alamayacak ülkelerin, başta ekonomik olmak üzere her alanda bağımsızlıklarını korumalarının çok güçleşeceğidir.

Venezuela örneği de gösteriyor ki, yerkürenin en büyük stratejik doğal kaynaklarına da sahip olsanız, eğer yüksek kalitede insan ve üretim düzeyine sahip değilseniz 21.yy’da ülkenizin bağımsızlığını korumanız pek mümkün görünmüyor.

Demem o ki, Venezuela’nın içine sokulduğu bu içler acısı  durumdan ülkemiz siyasetçilerinin de alması gereken bir hayli ders var.

Benim aldığım dersi soracak olursanız, hemen söyleyeyim:

Uzun zamandır, çoğumuzun yabancılaşıp unutma sürecine girdiğimiz ATAMIZ’ın söylev ve söylemlerini hatırlayıp, O’nun gösterdiği eşsiz BİLİM ve AKIL oku yönünde insanımızı yetiştirip, bize vermeye çalıştığı özgüveni tekrar kazanmak. Başka çıkar yolumuz yok gibi görünüyor.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :