SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- YENİ ZELANDA KATLİAMININ ARDINDAN

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- YENİ ZELANDA KATLİAMININ ARDINDAN

24.03.2019 - 13:29

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- YENİ ZELANDA KATLİAMININ ARDINDAN

Geçtiğimiz hafta Yeni Zelanda’da iki camiye yapılan silahlı saldırıda 50 Müslümanı katleden Brenton Tarrant adlı Avustralyalı ” beyaz ırkçısı” cani hakkında düşündürücü olduğu kadar, uyarıcı bazı ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.

Washington Post’dan Ishaan Tharoor’un 22 Mart’ta kaleme aldığı yazıda bu ayrıntılara değiniliyor. Cani, olay yeri Christchurch kentine giderken, yolda Sırp soykırımcısı Radovan Karadzic’i ululayan ırkçı Sırp marşları dinlemiş.

Saldırganın silahının kabzasında, tarihte Müslümanlara karşı savaşmış Avrupalı Hıristiyan kumandanların isimlerinin yanı sıra silahların birinde de Yunanca ” Türk-yiyen” anlamında ” Turkofagos” yazısı tesbit edilmiş.

Tharoor’a göre bu yaklaşımlar sadece Brenton Tarrant’a has değil. 2011 yılında Norveç’te 77 kişiyi katleden cani Anders Brevik de kendisini, Hıristiyanlar için haçlı savaşlarında önemli rol oynadığı bilinen Templier Şövalyelerinin temsilcisi olarak ilan etmiş ve yayınladığı manifestoda, geçmişte Balkan’larda vuku bulan yüzlerce çatışmaya yer vermiş.

Yani hem Yeni Zelanda, hem de Norveç katliamlarında yayımlanan manifestolarda saldırganların kendilerini, yine kendilerince belirledikleri bir tür ” uygarlıklar çatışması”na adadıkları görülüyor.

Tharoor’a göre bu ve benzerleri marjinal azınlık sayılabilecek türden değiller. Bunların hepsi, batıdaki ” beyaz ırkçı maya”nın uzantıları. Bu mayanın sahipleri, Avrupalı aşırı sağcılar! 

Destekçileri de, kendilerini göçmenlerin ülkelerinin sınırları içine girmelerini önlemekle görevli milliyetçi kahramanlar olarak konumlandıran, başta Trump olmak üzere, Macaristan’ın “illiberal” Başbakan’ı Viktor Orban ve Büyük Britanya’nın Brexitçileri gibiler!

Balkan Tarihi uzmanı Edin Haydarpasic’e göre, bunların biraz daha gerilerdeki kökü, 1930’lardan bu yana Doğu Avrupa ve Latin Amerika’da “saf” milletlerden oluşan yeni bir dünya rüyası peşindeki aşırı sağcı, ırkçı faşist politikacılar!

Bu beyaz ırkçıların geçmiş fikrine bu denli yapışmaları karşısında, özellikle Ortaçağ tarihçileri, “Böyle bir tarih yoktur.” diye yırtınıyorlar. Tarihçi Paul Sturtevant geçenlerde Washington Post’a verdiği bir demeçte bunların sözünü ettiği “Katışıksız beyaz insanların Ortaçağ toplumu” düşüncesinin aptalca olduğunu ifade etti.

Bir diğer çarpıtma, Yeni Zelanda canisinin silahında kazılı 1683 Viyana Savaşı hakkındadır. Avrupalılara bu olay, Osmanlı Ordusunun Hıristiyanlar tarafından yenilgiye uğratılıp, geri çekilmeye zorlandığı tarzında anlatılır. Halbuki, bazı tarihçilere göre gerçek durum bu değildir. 

Çünkü çok sayıda etnik unsurdan oluşan büyük Osmanlı İmparatorluğu, bu savaşta Katolik Fransa Kralı ile ittifak yapmanın yanında, Osmanlı bayrağı altında Katolik Hapsburg’lara karşı, baltasıyla savaşan Macar Protestan Prens İmre Thokoly’den de destek almıştır.

Osmanlı’nın Katolik Fransa ile ittifak halinde ve Protestan Macarlar ile kuşattığı Viyana’yı, Hapsburglara yardıma gelen Polonya ordusunun en savaşçı kısmı olan Tatar atlılarının kurtardığı tarihi bir gerçekliktir.

Tarihçi Dag Herbjornsrud, Viyana Savaşı’nı kompleks, paradoksal ve çok kültürlü bir Avrupa draması olarak nitelendirmektedir. Söz konusu savaşta, günümüz Avrupa faşistlerinin iddia ettikleri gibi, Osmanlı’ya karşı birleşik bir Hıristiyan ordusu yoktur.

Bir başka tarihçi, Büyük Britanyalı Ian Almond da, yazdığı ” İki İnanç, Tek Bayrak: Avrupa Savaş Alanlarında Müslümanlar ile Hıristiyanların Yürüyüşü” adlı kitabında, tarihte yerini almış çatışmalara, günümüz Batılı milliyetçiler tarafından ikili prizmadan bakılıyor olmasını tarihi saptırıcı davranış olarak nitelendirmektedir.

Almond’a göre; Müslümanlar ve Hıristiyanların, yüzlerce yıllık Avrupa tarihinde, ortak kültürü paylaşıp, ortak dili konuştukları dönemler çoğunluktadır. Bu dönemlerde birbirlerini ” diğer” ve ” yabancı” kavramları ile de tanımlamamışlardır.

Tarihi gerçeklikleri ortaya koyup, nesnel çerçevede değerlendiren, akademik ahlak sahibi bazı tarihçiler nesnel “gerçeklikleri” ortaya koyarken, marazi zihinle malul bazı siyasetçiler ise, amaçlarına ulaşmak için, dünyanın her tarafında, tarihi eğip bükmekte sakınca görmemekteler. 

Bu siyasetçilere, ülkemizi yıllardır yönetenlerin de dahil olmasının, üzüntü verici bir yansımasına, Yeni Zelanda katliamı dolayısıyla bir kez daha tanık olduk. Tam yerel seçimler arefesine denk gelen bu meşum olayın ardından, olayın vahşi boyutlarını videolarla seçim meydanlarına aktarmakta hiç sakınca görmedik. 

Seçimlerde oy arttırma amaçlı retoriğin şehvetine mağlup olup, menfur olayı haçlı zihniyeti olarak damgalayıp, bütün Hıristiyan dünyasına meydan okuduk. 

Gelibolu savaşında ölen Anzaklar için tarihte onurlu yerini almış ATAMIZ’ın soylu söyleminin tam tersine olan bu davranış büyük tepkiye neden oldu. Müslümanlık adına haklı olduğumuz bir olayda neredeyse haksız duruma düşer hale geldik. Halbuki, yukarıda değindiğim tarihçilere benzer tarzda, nesnel tarihi gerçeklikleri ortaya koyabilseydik; hem o ülkeler ve diğer yabancı ülkelerde yaşayan yurttaşlarımız ve Müslümanlara daha anlamlı bir destek sunmuş; hem de olayın ardında olduğunu söylediğimiz ” dış güçlerin” oyununu bozmuş olurduk. Ama olmadı! Olamadı! Son yıllarda dış politikayı, iç politikaya alet etmenin sıkıntı yaratan sonuçları ile karşı karşıya geldik. 

Tarihin en kanlı savaşlarından birinin ardından, ATAMIZ’ın o ülkelerle kurduğu karşılıklı saygıya dayalı barışçı ilişkiyi tahrip etmekle kalmadık, o ülkelerdeki yurttaşlarımızı zor duruma düşürdük! Yetmedi, o ülke insanlarının, Gelibolu savaşında ölmüş olan dedelerinin adına dikili anıtları ziyaret için her yıl yaptıkları ziyaretlerin önüne, onları korkutarak anlaşılmaz bir şekilde set çektik.

Yani yine oyuna geldik. Yazık oldu!

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :