SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- YEREL BASINIMIZIN ÇINARI: BARTIN GAZETESİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- YEREL BASINIMIZIN ÇINARI: BARTIN GAZETESİ

30.09.2018 - 18:46

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- YEREL BASINIMIZIN ÇINARI: BARTIN GAZETESİ

 

Bu yazımda sizlere, doğup büyüdüğüm kasaba olan Bartın’ın aynı adla çıkan gazetesinden söz edeceğim.

Bartın Gazetesi, 29 Ekim 1923 tarihinde temelleri atılan Cumhuriyet’imizin henüz ilk yılı  dolmadan 6 Eylül 1924 tarihinde kuruldu. Gazete tamamen Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve Laik çizgide yayın hayatını sürdürmektedir. Edindiğim bilgiye göre, halen yayınını başarıyla sürdüren en eski gazetemizse Cumhuriyet’in öncesinde, 1919’da kurulmuş olan ‘Yeni Adana’ Gazetesi’dir.

Gençlerimizin çoğu böyle şeylere pek aldırmıyorlar ama biz eski Bartınlı’lar, gazetemizin Cumhuriyet tarihimizin en eski ikinci gazetesi olmasıyla övünürüz. Sanırım haklıyız.

Bartın’ımızın kalem ustalarından Erkan Aşçıoğlu bu övünmenin nedenini şöyle açıklıyor: ” 1924’ün koşulları altında, elektrik yok, vasıta yok, haber alma imkanı neredeyse sıfır; o yılların ücra kasabası Bartın gibi bir yerde gazete çıkarmanın ne denli mesuliyetli ve özverili bir iş olduğunu düşünebiliyor musunuz?”

İşte o sorumluluğu özveriyle yüklenen kişi o zamanların 18 yaşındaki, Bartın İdadisi  öğrencisi Cemal Aliş (1906-1977) adında, Bartınlı bir genç adamdır. Bartın Gazeteciler Derneği Başkan’ı Güngör Yavuzaslan da o kutlu süreci şöyle anlatıyor;

” Kurtuluş Savaşı yıllarında Cemal Aliş ve bir avuç genç arkadaşı Müttehit ( Birleşik) Arkadaşlar Grubu oluşturup el yazısı ile küçük bir gazete çıkarmayı kararlaştırıyorlar. Sonra el baskısıyla çalışan eski bir makine bulup alıyorlar ve ilk sayıyı 6 Eylül 1924’de çıkarıyorlar. Gazete o günden bugüne logo altında ‘Cumhuriyetçi Memleket Gazetesi’ cümlesini taşıyor. ‘’

Yaşamlarını tamamen kültüre adamış rahmetli Cemal Aliş ve kardeşi Rahmetli Ahmet Aliş’in, o zamanki sözlerle ‘’ gazete idarehanesi” olarak da kullandıkları yer aynı zamanda kasabanın tek kitapçı dükkanıydı. Adı bile başkaydı: Azim Kitabevi.

Aliş kardeşler bunun dışında başka hiçbir işte çalışmadılar.

Benim gazete ile tanışmam, okumayı söktüğüm 1950’li yılların ortalarına uzanıyor. Okuyucunun izniyle, yazının geri kalanında kendilerini Cemal Amca ve Ahmet Ağabey olarak anacağım.

Çünkü onlar benim yaşım dolayındakiler tarafından Bartın’da hep böyle anılırlar.

Adını her fırsatta yinelemekten büyük gurur duyduğum ilkokul öğretmenim, İstiklal Savaşı Muharip Gazisi Hilmi Erdem’in yönlendirmesiyle Çocuk Haftası, Doğan Kardeş gibi dergileri almak için haftanın belli günleri kitabevine giderdim.

Cemal Amca’yı uzaktan görürdüm. Ama Ahmet Ağabey’in okumaya merak saran çocukları hemen belirlemekteki becerisine hala şaşarım.

Okumaya meraklı bir çocuk görmesin; kitaplar arasında kamburumsu hali, çok özel Türkçesi ile hemen dergiler, kitaplar, yazarlar hakkında kısa kısa bilgilerle çocuğun merak, tür ve düzeyini keşfeder ve onu teşvik ederdi.

Azim Kitabevi benim için çok özel kokusuyla, rengarenk kitap, dergi ve gazete raflarıyla, her fırsatta uğramaktan çocukça zevk aldığım çok önemli bir mekan haline gelmişti. Bir süre sonra, ortaokul yıllarımda artık ‘’Bartın’’ın okuyucusu da olmuştum. Hatta gazeteden esinlenerek, okulda arada bir duvar gazetesi bile yapar olmuştuk.

Ben ‘başyazı’ terimini , Cemal Amca’nın her sayıya yazdığı, gazetede iki sütun üzerine basılan yazılarından öğrenmiştim. Yazı konularını ve içeriklerini elbette pek iyi kavrayamazdım ama, Türkçe’nin her anlamda hatasız ve mükemmel kullanılması açısından, sonraki yıllarda, o yaşlarda edindiğim bilgilerin yararını çok gördüm.

Hatta öyle anılarım oldu ki; birisinden söz etmeden geçemem. Eğer akşam üstleri uğramışsam, Cemal Amca dükkanın dibindeki yazıhanede ilçenin önde gelenleriyle, kaymakam, hakim, hekim, öğretmen vb kişilerle sohbet ederdi. Ben de bir seferinde iyice kulak misafiri olmak istedim, Tartışılan konu “hakim” ve ” hakem” kelimelerinin telaffuzu üzerineydi. Aradan geçen 50-55 yıl sonra bugün, özellikle “hakem” kelimesinin bazı yazar çizerlerce hala yanlış telaffuz edilebiliyor olmasına gülsem mi, ağlasam mı bilemiyorum.

Cemal Amca’nın gazetenin ön sayfasında, aşağıda yer alan küçük bir kutusu daha vardı. Adı ” Kantar Topu” idi. O küçücük kutuda, gazetecilerin ” taşlama” dedikleri türde, bir iki cümle ile siyasi, sosyal, yönetimsel, uyarıcı hicivler yer alırdı. Gerçekten hiciv sanatının müthiş düzeyli örnekleriydi onlar.

 

Sonrasında lise öğrenimi için İstanbul’a, yüksek öğretim için Ankara’ya göçtüğüm yıllar boyunca ‘Bartın’ gazetemiz hep adresime geldi. Rahmetli Ahmet Ağabey, babamdan adreslerimi alır gönderirdi. Üstelik babamın para ödeme taleplerini geri çevirip, ‘’Tahsilini bitirdiğinde toptan alacağım” diye nükte yaparmış. Tahmin edeceğiniz gibi sonrasında o paraları ödeme tekliflerim de kabul edilmedi.

Bartın sevdası mı desem, kültür aşkı mı bilemiyorum!

1970’lerde önce Cemal Amca, bir süre sonra da Ahmet Ağabey rahmetli oldular. Cemal Amca’nın oğlu değerli arkadaşım iktisatçı sevgili Esen Aliş bu kutsal emaneti, büyük bir özveri ve beceriyle bugünlere taşıdı.

Gazete kuruluşundan bu yana Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nün 6 ödülü yanında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yerel basında ilk başarı ödülünü aldı. En son 2015’de UNESCO Uluslararası Gazetecilik Ödülü ile Ankara Medya İhtisas Gazetecileri Federasyonun Uluslararası Dostluk Barış Oskarı’nı da, Hürriyet ve Yeni Asır gazeteleriyle birlikte aldı.

Ancak Esen Aliş’in 95.yıl konuşmasında da haklı olarak belirttiği gibi, Türkiye’nin giderek ağırlaşan basın, adalet ve ekonomik koşullarının, ulusal ve yerel basın özgürlüğünü ağır baskılar altına aldığı günümüzde, gazete yayıncılığını sürdürmek, dayanılması güç bir iş haline gelmiş bulunuyor.

Yine Aliş’e göre kağıt fabrikalarının kapatılıp hurdaya çıkarıldığı ülkemizde, başta kağıt olmak üzere her türlü ithal malzemeye gelen zamların oranı ve yükselen enflasyon göz önüne alındığında, ‘Bartın’ gibi, devlet desteksiz, resmi ilansız, bütünüyle abone ve yerel firma reklam destekleriyle ayakta kalmaya çalışan gazetelerin yayın hayatını sürdürmesi neredeyse olanaksız hale gelmiş durumda.

O nedenle Aliş’in  ‘’Bu şartlar altında, dalya diyemeden 95. yılımızda sizlerle vedalaşabiliriz” sözleri çok üzücü. Ama ne yazık ki gazete yayıncılığının bu gibi sorunlarla daha derinden karşı karşıya geleceğine dair öngörüleri, bir süre önce gazetecilikteki engin tecrübesini tanıma fırsatı bulduğum Yurtseverlik.com’un Genel Yayın Yönetmeni değerli Ferhan Şaylıman’dan da duymuştum.

Benim gibiler için gerçekten çok üzücü!

Gazeteye dokunup, sayfaları çevirirken hışırtı sesini duymadan, kağıt kokusunu almadan, sanal ortamda okumak ne kadar yavan, ne kadar itici!

Ama ne yazık ki yalın gerçek bu!

Bağımsızlıklarını korumaya çalışan gazetelerin ve gazetecilerin hali gerçekten çok zor. Öte yandan holdinglerin eline geçen, bir zamanların muhteşem gazetelerine, gazete; yağdanlıktan kalemleri yalama olmuş yazarlarına ise gazeteci demek zor olmanın ötesinde, neredeyse imkansız.

Aslında bu durum galiba sadece ülkemizde değil, başta ABD olmak üzere bütün dünyada yazılı basını sarmış bir sorun olma niteliğinde. Nitekim bir süredir ücretsiz deneme abonesi olduğum New York Times, Washington Post sanal gazeteleri haftalık 1$ gibi fiyatlarla sürekli abonelik satma yarışındalar.

Yine Değerli Şaylıman’la sohbetlerden anladığım kadarıyla, bütün dünyada yakın gelecekte sanal ortam gazeteciliği kaçınılmaz sonuç olacak.

Bütün bu nedenlerle, bakalım ‘’Bartın’’ ımızı yaşatabilecek miyiz? Görev aslında bütün Bartınlı’lara düşüyor ama kültürel yozlaşma öylesine derinleşerek ilerliyor ki çok kaygılıyım. Umarım yanılırım.

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :