TEHDİT ALTINDA OLAN ”HAYAT HAKKIMIZDIR” GÜLDAL ÖKTEM OKUDUCU

Ana Sayfa » EĞİTİM KADIN GENÇLİK » TEHDİT ALTINDA OLAN ”HAYAT HAKKIMIZDIR” GÜLDAL ÖKTEM OKUDUCU

11.04.2018 - 6:29

TEHDİT ALTINDA OLAN ”HAYAT HAKKIMIZDIR”          GÜLDAL ÖKTEM OKUDUCU

 

 

 

 

 

Onlar…

Yani kadın ve erkek serüvenlerine birlikte başlamış, birlikte yürümüş ve toplumlarının tarihini birlikte yapmıştır. Ancak devletlerinin ve ait oldukları toplumun tarihini yaparken paylarına görünmezlik düşmüştür. İzsiz, sözsüz, sessiz, sorgusuz, imgesini bile bırakmadan, öylece var olup, öylece gitmeleri uygun görülmüştür. Ne trajedileri, ne de eşit hak ve fırsatlara sahip olabilecekleri bir dünya için verdikleri mücadele yansımıştır tarih sayfalarına. “Hayat hakkını arayan” kadınların her biri hikâyeleriyle birlikte tarihin gölgeliklerine çekilerek, asırların içinde kaybolmuş, mücadeleleri ise tarihin dipnotlarına gömülü kalmıştır.

Söylenceye göre her biri bir ateş topu olan cemreler, belli aralıklarla havaya, suya ve toprağa düştü mü, havalar ılınır, yerde kar durmaz erir, kış yerini yavaş yavaş bahara bırakırmış. Kadın ilerlemesine yönelik adımlar atan her bir kadın, işte o ” her biri bir ateş topu” olan cemrelerden biridir. Yaratıcı, yetenekli, tuttuğunu koparmaya azmetmiş, içinde yaşamaya değer bir dünyanın varlığına inanan cemrelerin izlerini, eğer dikkat edersek kardaki taze ayak izleri kadar net görebiliriz.

1681’de bir kadının miras yoluyla babasından kalan mum imalat payı nedeniyle, üyeliğinin yasal olduğunu ileri sürerek hakkını araması ve bunun için de loncaya başvurması kadınların hak arama mücadelesine yüzyıllar içinden sadece bir örnektir.

1682’de Kazaz denilen ipek tüccarları loncasına üye görevlilerin, Bursalı sekiz Gaytancıyı dava etmesi üzerine, kadınların “Hiçbir şekilde rahatsız edilmeden şehirde rahatça dolaşabileceklerine ve diledikleri pazarda ürünlerini serbestçe satabileceklerine dair” daha önce aldıkları bir fermanı mahkemeye sunarak davayı kazanmaları ise hakkını almanın bir başka örneği olarak çıkar karşımıza.

1807’de Kabakçı Ayaklanmasında kadınların rolünü anlatan; “Ellerine, sırığa geçirilmiş ciğerler alan kadınlar sokağa dökülür” satırları…

1851’de Samakov’da dokuma atölyesine kurulan mekanik tarağa karşı ayaklanan kadın işçilerin, haklarını arayarak mekanik tarağın bir daha kullanılmayacağı sözü verilene kadar kürek, balta ve sopalarla dokuma atölyesini tahrip etmesi…

1874’te, 4-5 bin kadın ve çocuğun açlık yüzünden, Ankara Valisi Abdurrahman Paşa’nın önünü kesmesi…

22 Ağustos 1876’da mali krizin toplumsal alana yansıdığı ve grevlerin yaşandığı dönemde, Feshane’de patlayan grevin örgütleyicileri ve yürütücülerinin kadınlar olması…

Tanzimat ve Meşrutiyetin açtığı yolda yazan, okuyan, tartışan, haklarına sahip çıkan, hayatın her alanında öncülük üstlenen kadınların; “Yaşasın Osmanlı Kadınları!” “Yaşasın Vatan, Yaşasın Millet, Yaşasın Hürriyet” diye meydanlarda bağırması, taleplerini “Yüzlerce Mektep İsteriz” diye sıralaması, “Çalışacağız, Öğreneceğiz,  Bitmez Tükenmez Bir Çabayla” diye birbirlerine söz vermesi, “Özgürlük mü istiyorsun? Al sana sopa!” diyenlere karşı kendilerini kararlılıkla savunup, ellerinde kalemleriyle savaşması…

İlerleme ve aydınlanmayı hedefleyen kadınların sayısız dergi çıkarmaları, haklarını almanın ve yeni bir yaşam kurmanın direnmekten, mücadele etmekten ve örgütlenmekten geçtiğini kavrayarak konferanslar düzenleyip, cemiyetler kurup sosyal yardımlaşma ve dayanışmalarını güçlendirmeleri, eğitim hakkını savunmaları…

Bu örnekler; emek sömürüsüne karşı çıkma, hak arama, eylem yapma, sokak gösterisi örgütleme ve yazma becerimizin tarihsel köklerini yansıtması açısından önemlidir. Kazanımlarımızın arkasında, yüzyıllara yayılan büyük bir mücadelenin var olduğuna tanığıdır her biri. Merkezi otoritenin ideolojik dayatmalarına ve tüm müdahalelerine karşın,  toplumsal cinsiyet sisteminde gerçekleşen evrimin kilometre taşlarıdır.

Aynı kadınlar, vatanlarını ellerinden alan Mondros Bırakışması’nın başlattığı yeni dönemde de ön saflardadır.“Hayat hakkını” arayanların mücadelesi, ateşin ve ihanetin içinden geçerek bir vatan yaratanların destanına dönüşmüştür. Cinsiyet ayrımcılığına asırlar boyu karşı duran öncü kadınlar, yaktıkları aydınlanma ve ilerleme ışıklarının izinde örgütlenerek, kutsal bir kalkışmayı gerçekleştirir. İnsanlık tarihinin en kanlı yüzyılında doğan özgür ve bağımsız Türk devletinin hamurunu yoğurur.

1923’de Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan ve kadın erkek eşitliğini öngören laik cumhuriyetin gerçekleştirdiği aydınlanma devrimleriyle, kadınlar tam vatandaşlık hakkına, ekonomik ve hukuksal eşitliğe kavuşur. Uluslararası Kadınlar Birliği Romanya Delegesi Aleksandrina Cantacuzene, Türkiye’nin kadın devrimini1935’te  “Dünyada yeni bir dönem başlatan Atatürk, Türk kadınına verdiği haklarla, kadını hak ettiği yüksekliye eriştirdi. Batı’ya verdiği bu dersin unutulması mümkün değildir” sözleriyle açıklar.

1918’den 2018’e…

Bağımsızlık ve özgürlük için savaştığımız yıllardan bugüne yüz yıl geçti.

Türk Aydınlanma Devriminin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün adının silindiği, ilkelerinin yok edildiği bir dönemi yaşıyoruz artık. 2002’de kurulan taşeron iktidar,Mustafa Kemal’in ideallerini bir engel, bir ayak bağı, bir pranga gibi gören sayısız karşı devrim hamlesiyle yeni bir rejime adım atmıştır. Sosyal devletin tasfiyesi ve kamuculuğun ortadan kaldırılmasıyla haraç mezat pazarlanan Türkiye, geri çevrilmesi zor bir sürece evrilmiştir. Yüzyıl önce ortak hedefler etrafında kenetlenen toplum bugün, etnik köken ve mezhep üzerinden ulus yıkıcılığını üstlenen siyasal İslamcı bir iktidar eliyle çözülüyor. Aynı el, Türk yönetim geleneğini tümüyle yok ederken, mafyatik ve hukuksuz yöntemlerle seçim hileleri dahil, her tür keyfi ve karanlık organizasyonu gerçekleştiriyor.

Türk devriminden öç alma hamlelerinden en çok payını alan da devrimin, aydınlanmanın tartışmasız kazanımcısı olan kadınlardır. Çünkü kadınlar devrimlerin, büyük değişimlerin, güç, iktidar ve rejim savaşlarının anahtarı, temel taşıyıcısıdır. Toplumsal yapının bağlayıcı unsuru, bütünün en güçlü parçası, değişim ya da dönüşümün olmazsa olmazıdır. Bu nedenle; Türkiye’nin “Yeni Türkiye” olma sürecinde, kadınların bedenleri ve hayatları laik rejimi değiştirmek isteyenlerin hedefindedir. Laik, demokratik hukuk devletini yıkma azminde olanlar, bu nedenle kadın-erkek eşitliğini reddetmekte, kadınların kazandığı mevzileri geriletmek için örgütlü ve organize bir faaliyet yürütmekte, sapkın söylemleri, ataerkil gelenekleri ve aile hukukunda dinselleşme ve çok hukukluluğu yeniden canlandırmaktadır.

Birçok kadın ve çocuk; erken evlilik-pedofili, çocuk annelik, çok çocukluluk, kumalık, imam nikâhı, akraba evliliği, başlık parası, berdel gibi çağdışı değerlerin saldırısı altındadır. Kadınlar ve çocuklar örgütlü-politik-bireysel şiddete uğramaktadır. Altı aylık bebeklerden başlayarak tüm kız ve erkek çocuklar, sapkın ve ahlâksız bir ideolojinin istismar, taciz ve tecavüz kurbanıdır. Böyle bir ahlâksızlığı sorgulamayan, örtbas eden iktidar, sahip olduğu gücü, hiçbir etik değer gözetmeden “bir kereden bir şey çıkmaz” diyerek, en vahşi, en ilkel biçimde kullanmakta, değerlerimizin üzerinden silindir gibi geçmektedir.

Kadınlar; kaç çocuk doğuracaklarına, doğum yöntemlerine, ne giyeceklerine, çalışıp çalışmayacaklarına, evlilik yaşına, gülüp gülmeyeceklerine kadar en temel hak ve özgürlüklerini hedef alan ağır bir kuşatmaya maruzdur. Yurttaşlık hakları bir bir ellerinden alınırken, onlarla ilgili her şey, din eksenli bir sürecin içine çekilmekte, devletin kadın bedeni üzerinde kurduğu denetim kurumsallaşmaktadır.

Özetlersek; kadın hak ve özgürlükleri, akla gelen her konuda kadınlara ayar veren, bağnaz bir iktidarın yeni rejim mücadelesinin hedefindedir. Bugün bizi utanmadan“sahneden” indiren kadın düşmanı ideolojinin, yarına dönük tasarımı çok açıktır. Nereye gittiğimiz bellidir. Yüzyıllarca süren bir mücadeleyle, büyük bedeller ödenerek kazanılmış haklarımız geri alınırken neden suskun ve umursamaz olduğumuzu ya da yetersiz kaldığımızı açıklamanın ise bir yolu yoktur. “Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” memleketimizin aldığı yaralarla her yanımız sızlarken, tarihin önünde suçlanmak istemeyen kadın ve erkek her birimiz bilmeliyiz ki, “Boyun eğen, baskı yapandan daha suçludur.”

Bağımsızlığı ve özgürlüğü için dayanılmaz acılar yüklenmiş bir ülkenin yurttaşları-kadınları olarak, bugünü geçmişin yol göstericiliğinde anlamak ve gelecek kuşaklara aydınlık bir Türkiye bırakmak sorumluluğumuzdur. İçinde bulunduğumuz durumun çaresi ise dünün öyküsünde, “evrensel boyutlu” devrimimizde gizlidir. Bu yazı bilinenleri hatırlatarak “Nereden geldik?” sorusuna kısa bir yanıt vermeyi amaçlamıştır. Asıl soru, bizi bekleyen cehennemden kurtulmak için “Ne yapmamız” gerektiği, açık gerçek ise kadın özgürlüğü ve eşitliği için verilecek mücadelenin, rejim mücadelesinin ta kendisi olduğudur. Yalana, entrikaya, cehalete, vicdansızlığa, zulme ve tarih yıkıcılığına karşı bilgi, bilinç ve cesaretin kılavuz olduğu kitlesel bir devrimci mücadele bizi beklemektedir. Yaşadığımız savrulma ve çözülmeden nasıl yengi çıkaracağımız da de tartışmamız gereken başat sorunumuzdur.

Güldal Öktem Okuducu – CHP eski KADIN KOLLARI GENEL BAŞKANI- önceki dönem milletvekili

 

Not: Bu iktidara karşı verilmesi gereken kadın mücadelesinin söylemi, yöntemleri ve örgütlenmesi konusundaki önerilerinizi, guldalokuducu@hotmail.com aracılığıyla bize iletebilirsiniz. Görüşlerinizin Ortak Akıl Platformu’na yansıması ve okura ulaşması, bize bir tartışma zemini sağlayacaktır. Teşekkürlerimizle.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :