TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- 12 EYLÜL KİMİN DARBESİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- 12 EYLÜL KİMİN DARBESİ?

16.09.2020 - 20:13

TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- 12 EYLÜL KİMİN DARBESİ?

 

 

 

12 Eylül’ün 40ıncı yılında hukuksuz tutuklamalar, işkenceler, yargılamalar ve yaşanılan acılar konuşuldu, öldürülen insanlarımız anıldı ve darbeciler lanetlendi. Az da olsa darbe sonrasında ortaya çıkan düzenin bugünlere yansıyan uygulamalarından söz edildi. Nedenlerinin üzerinde ise durulmadı.

70’li yılların ikinci yarısında yoğunlaş(tırıl)an ve her gün yaşan(tıl)an çatışmalardan yılmış durumda olan Halk, askerlerin “çatışma ortamını durdurmak ve ülkeye huzur getirmek” gerekçesini, başka bir neden aranmaksızın kabul etmişti.

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Paul Henze’nin ABD Başkanı Jimy Carter’a büyük bir sevinçle “bizim çocuklar başardı”  diyerek 12 Eylül darbesini neden sahiplendiklerini ve darbenin asıl gerekçesini ise yıllar sonrasında yaşayarak gördük.

Ülkemizi 12 Eylül askeri darbesine götüren gelişmeleri ve nedenleri görmeye çalışalım.

*****

70’lerin Türkiye siyaseti, 60’larda yaşanan gelişmelerin etkisiyle şekillenmişti.

  • 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girmesi,
  • Aydınların demokratik sol söylemi yükseltmesi,
  • TİP’in kuruluşu ve söylemlerinin toplumda karşılık bulması,
  • İşçilerde sınıf bilincinin ve sendikal hareketlerin yükselmesi, DİSK’in kurulması,
  • CHP’nin siyasetini Ortanın Soluna taşıyarak halktan ve emekten yana demokratik sol politikaları ortaya koyması,
  • 68’in kuşağının “tam bağımsızlıkçı antiemperyalist” çıkışıyla Cumhuriyet Devrimini sahiplenmesi

1950’lerden itibaren ülkemizi yöneten sağ siyaseti ve sermayeyi rahatsız etti ve 12 Mart askeri darbesiyle de müdahale edildi.

Gerekçe, “anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar… Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği tehlike içinde… Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak…”

Atatürkçülük(!) adına hareket ettiğini söyleyen 12 Mart yönetimi, en büyük darbeyi “Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü” yapan 68 kuşağı üzerine vurdu.

*****

12 Mart darbesi toplumda var olan uyanışı durduramadı.

“Emek en yüce değerdir”, “Toprak işleyenin su kullananın”, “Ne ezen ne ezilen, insanca hakça bir düzen” söylemlerinin işçilerde, üniversite gençliğinde ve Halk’ta karşılığını bulması 1977 seçimlerinde CHP’yi iktidara taşıdı ama sermaye mutsuz oldu.

  • CHP’nin, dünyadaki petrol krizinin yarattığı ekonomik krizi aşmak için dış kaynak arayışlarının IMF’nin öne sürdüğü ağır koşullarla boşa çıkartılması,
  • İçerde ise sermayenin örgütü TÜSİAD’ın ilanlarla CHP aleyhine kamuoyu yaratması,
  • Derin ilişkiler içinde olan iç ve dış odakların toplumda yarattıkları çatışmalarla ve kitlesel katliamlarla iç barışın tehlikeye düşürülmesi,
  • Sağ siyasetin gençlik kolları ve emniyet güçleriyle üniversitelerde Devrimci Gençliğe yönelik saldırıları ve yaratılan çatışma ortamı ile toplumsal huzurun bozulması…

Sonuçta Bülent Ecevit’i (16 Kasım 1979) istifa etmek zorunda bıraktı.

Bu oyunun ilk perdesiydi ve sol siyasetin iktidarını sona erdirme çabası başarıya ulaşılmıştı.

*****

İkinci perdede ise sahnede oyunun esas aktörleri vardı.

Hükümeti kuran Süleyman Demirel, Turgut Özal’ı Başbakanlık Müsteşarlığına atadı ve yeni bir istikrar programı hazırlama görevini verdi. Turgut Özal ekonominin yeni patronu oldu.

Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ve Sabancı Holding’in yöneticisi olarak yerli sermayenin, Dünya Bankası (1971-1973) danışmanlığı ile de uluslar arası sermayenin güvenine sahip olan Turgut Özal, sermayenin yeni temsilcisi ve siyasi aktörüdür.

*****

Türkiye 12 Eylül askeri darbesine doğru sürüklenirken Özal ekonomi için yeni bir istikrar programı (24 Ocak Kararları) hazırlamaktadır. 1980’in başında ilginç bir gelişme yaşanır.

Turgut Özal hazırladığı ekonomik programı (8 Ocak 1980) Genelkurmay’da komuta heyetine ayrıntılı bir şekilde sunar ve onların takdirini kazanır. Özal, kararlar açıklandıktan sonra da (Mart 1980) Genelkurmay’da bir brifing daha verir ve alınan önemleri ayrıntılarıyla anlatır. Komutanların takdirini almış ve güvenlerini kazanmıştır.

Dikkatlerden kaçan, Özal’ın Bakanlar Kuruluna bilgi vermeden Genelkurmay’ı iki kez bilgilendirmek için girişimde bulunması ve kabul edilmesidir.

1977 seçimleri öncesinde İsmail Cem’in “…büyük sermaye, güvencesini askeri bürokrasinin üst kademelerinde aramak eğilimindeydi” saptaması, sermayenin yeni temsilcisi olan Turgut Özal ile aynı noktada buluştuklarını gösteriyor.

Özal’ın Genel Kurmay’da anlattığı ekonomi programının özünde;

  • Kamu İktisadi Teşekkülleri ekonomiye zarar verdikleri için kaldırılması, satılması,
  • Yatırımların artırılması için, yabancı sermayeye kapıların açılması,
  • Toplu iş sözleşmelerindeki yüksek ücret artışları, enflasyonu körüklüyor gerekçesiyle çalışanların haklarının sınırlanması, azaltılması,
  • Bu durumda “gerçekler” anlatılarak Halktan fedakarlık yapmasının istenmesi…

Daha sonra bağlı olduğu Bakanlar Kuruluna da bilgi veren Özal, Türkiye ekonomisinin temeline konulan bir bomba olan istikrar programını, 24 Ocak’ta açıklanmıştır.

*****

Oyunda üçüncü perdenin teması, bu kararların itirazsız, koşulsuz uygulanabileceği bir ortamın yaratılmasıdır.

12 Eylül yönetimi, anlamadığı ekonomiyi teslim edeceği birisini, Özal da programını uygulayabilmek için gereken koşulları yaratacak yani ateşi tutacak maşayı bulmuştu.

Bu iş birliğinin nedeni, 24 Ocak kararlarını görünce daha iyi anlaşılıyor.

Korkut Boratav’ın değerlendirmesi ışığında 24 Ocak Kararlarını irdeleyelim.

Birincisi, Devalüasyon, KİT zamları ve fiyat denetimlerinin kaldırılması gibi kararlarla, IMF’nin üç yıldır Ecevit Hükümetinden istediğinden daha fazlası kabul edilmiştir.

İkinci olarak, bu kararlar uluslar arası sermayenin istediği, ülke içine ve dışa karşı piyasanın serbestliği, uluslar arası ve yerli sermayenin emeğe karşı güçlendirilmesi gibi iki stratejik hedefi olan bir “yapısal uyumu” sağlamaktadır.

Üçüncüsü, bu programı sistemli ve sürekli olarak “emek aleyhtarı” bir doğrultuda uygulayabilmek ve geliştirmek için kimsenin itiraz edemeyeceği güçlü bir otorite gerekmektedir. 12 Eylül 1980’de gerçekleşen rejim değişikliği, 24 Ocak programının önündeki bu önemli engeli de ortadan kaldırmıştır.

Engel olarak görülen tüm siyasi partiler, sendikalar ve dernekler kapatılmış, örgütlü toplum yok edilmiştir. İşgücü piyasası askeri denetim altında tutularak program uygulanmıştır.

Bu kararlar 1970’li yıllarda IMF’nin az gelişmiş ülkelere benimsettiği standart istikrar politikasının ve Dünya Bankasının yapısal uyum programının tüm unsurlarını içermektedir.

Sonuç olarak, İsmail Cem’in söylemiyle, büyük sermayenin istediği güdümlü demokrasiye geçiş ortamı sağlanmış ve silahlı kuvvetlerin gücü ile demokrasi tüm kurum kurallarıyla yok edilmiştir.

Sermaye ve liberalizm, Devletçilik ilkesine ve “karma ekonomik modele” karşı 1945’de başlattığı saldırıda 24 Ocak kararlarıyla başarıya ulaşmıştır. Türkiye, “serbest piyasa ekonomisine” geçmiş ve Yeni Dünya Düzeninde neoliberalizmin kurallarına teslim edilmiştir.

*****

12 Eylül darbesinin gerekçesi, 12 Mart darbesinin gerekçesi ile aynıdır; kardeş kavgası, anarşi, huzursuzluk…

Her iki darbe de, “Atatürkçülük” adına yapılmış, Cumhuriyetin ilkeleri, devrimleri ve kurumları yok edilmiş, Türk-İslam sentezi politikaları uygulanarak bugünkü RTE-AKP iktidarına zemin yaratılmıştır.

Her iki darbe de, Türkiye’nin demokrat, devrimci, cumhuriyetçi, yurtsever aydınlarını tutuklamış, işkence yapılmış, yargılamış, hapsetmiş ve öldürmüştür.

Her iki darbe de, Türkiye’nin geleceği olan iki kuşak gençliği ezmeye ve yok etmeye çalışmıştır.

Her iki darbe de, amacı Tam Bağımsız Demokratik Laik Cumhuriyeti yıkmak olanlara hizmet etmiştir.

Sonuç; 12 Eylül, ABD Kapitalizminin patronluğunda, uluslar arası ve içteki büyük sermayenin Türkiye’ye egemen olma darbesidir.

Ve RTE-AKP iktidarı eliyle de sürdürülmektedir.

 

Tevfik KIZGINKAYA

16.09.2020

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :