TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- CUMHURİYETİ KUTLARKEN GERÇEĞİ DE GÖRELİM

Ana Sayfa » GÜNCEL » TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- CUMHURİYETİ KUTLARKEN GERÇEĞİ DE GÖRELİM

31.10.2020 - 11:55

Tevfik Kızgınkaya

Tevfik Kızgınkaya

yazarın tüm yazıları
TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- CUMHURİYETİ KUTLARKEN GERÇEĞİ DE GÖRELİM

 

 

Cumhuriyeti Kutlarken Gerçeği de Görelim

 

Ülkemizin bugünkü yönetim şekli ve içinde bulunduğu siyasi koşullar, 97inci yılını kutladığımız Cumhuriyetimizi kuruluşundaki amacı, mantığı ve yönetim şekli ile değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

29 Ekim 1923 tarihinde TBMM tarafından Teşkilat-ı Esasiye Kanununda (Anayasa) yapılan değişikle Türkiye Devletinin yönetim şekli olarak Cumhuriyet kabul edilmiştir.

Cumhuriyetin ilan edilme sürecini ve amacını Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’taki anlatımından izleyelim.

28 Ekim Pazar akşamı Çankaya Köşkünde Bakanlar Kurulu üyeleriyle beraberler…

“Yemek sırasında ‘yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz’ dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal düşünceme katıldılar.

…O gece birlikte olduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya’da misafirdi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun tasarısı müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanununun (Anayasa) devlet şeklini tespit eden maddelerini şu şekilde değiştirmiştim:

Birinci maddenin sonuna ‘Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir’ cümlesini ekledim.

Üçüncü maddeyi şu yolda değiştirdim‘Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, hükümetin ayrıldığı idare kollarını Bakanlar vasıtasıyla yönetir.’

 

Değişiklik önerisi 29 Ekim 1923 Pazartesi günü Parti gurubu toplantısında görüşülür.

“Parti Grubu toplantısına son verildi ve hemen Meclis toplantısı açıldı. Saat 18.00 idi. Kanun teklifi, Kanun-ı Esasî Encümeni usulen incelenip tutanağı hazırlanırken, Meclis diğer bazı işlerle meşgul oldu.

Sonunda, Başkanlık kürsüsünde oturan Başkan Vekili İsmet Bey (Paşa) Meclis’e şu bilgiyi verdi: Kanun-ı Esasî Encümeni, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda değişiklikler yapılması ile ilgili tasarının öncelikle ve derhal görüşülmesini teklif ediyor. ‘Kabul’ sesleri üzerine, tutanak okundu. Teklif edildiği gibi öncelikle görüşüldü. Nihayet kanun, birçok konuşmacının

‘Yaşasın Cumhuriyet’ sesleriyle alkışlanan konuşmalarıyla kabul edildi.

Ondan sonra Cumhurbaşkanı seçilmesi için Meclis’te oylamaya geçildi. Toplanan oyların sonucunu Başkanlık kürsüsünde oturan İsmet Bey (Paşa) Genel Kurul’a şu şekilde bildirdi: ‘Türkiye Cumhurbaşkanlığı için yapılan oylamaya yüz elli sekiz kişi katılmış ve Cumhurbaşkanlığına yüz elli sekiz üye, oybirliği ile Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ni seçmişlerdir.’

… Efendiler, Meclis’çe Cumhuriyet kararı 29/30 Ekim 1923 gecesi saat 20.30’da verildi. On beş dakika sonra, yani 20.45’te Cumhurbaşkanı seçildi. Durum, aynı gece bütün memlekete bildirildi ve her tarafta gece yarısından sonra yüz bir pare top atılarak ilân edildi.”

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlatımında Cumhuriyeti ilan etmenin amacı,

  • Devletin hükümet şeklinin Cumhuriyet olması,
  • Devletin TBMM tarafından hükümet eliyle yönetilmesi olarak görülmektedir.

Amaç, Cumhuriyetin temel niteliğini de ortaya koymaktadır.

  • Devletinin yönetiminde Ulusal Egemenlik esastır.
  • Devletin yönetiminde Ulusal Egemenliğin temsilcisi olan TBMM ana organdır.
  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti TBMM tarafından Ulusal Egemenliğin esas olduğu Parlamenter Demokrasi ile yönetilecektir.

 

Yönetim şekli olarak Cumhuriyetin ne anlama geldiğini ve işlevini ise Mustafa Kemal Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabındaki anlatımında görüyoruz.

“Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet şekli, Cumhuriyettir.

…Cumhuriyette son söz, Ulus tarafından seçilmiş meclistedir.

… Cumhuriyette meclis, cumhurbaşkanı ve hükümet, halkın özgürlüğünü, güvenini ve huzurunu düşünmek ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar.

Çünkü bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetkili makama belirli bir süre için getiren irade ve egemenliğin sahibi Ulus’tur; ve yine bunlar bilirler ki, iktidar mevkiine saltanat sürmek için değil, Ulus’a hizmet için getirilmişlerdir. Ulus’a karşı sorumluluk ve görevlerini kötüye kullandıkları takdirde şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında da gerçekleşmesi ile karşı karşıya kalabilirler.

Ulus tarafından, Ulus adına devleti yönetmeye görevlendirilenlerin, gerektiğinde Ulus’a hesap verme zorunluluğu laubali ve keyfi davranışlarla yok edilemez.” (Medeni Bilgiler s. 32)

*****

Cumhuriyetimizin kuruluşundaki işlevini bugünün uygulamalarıyla karşılaştıralım.

  • Hükümetin oluşum şekli değişmiştir. Bugün seçilmiş bir hükümet yoktur. Bir kişinin atadığı Bakanların oluşturduğu bir kurul vardır.
  • Devletin yönetiminde ana organ olan TBMM bugün yetkisizdir ve son sözün sahibi de değildir. Yasama ve yürütme bir kişide toplanmıştır ve bir kişi TBMM’nin üstündedir.
  • Devleti yöneten-ler, Cumhuriyette esas olan Egemenliğin sahibi Ulus’a ve Ulus’un temsilcisi olan TBMM’ye karşı hesap vermemektedir. TBMM’nin yürütmeyi denetleme yetkisi yok sayılmaktadır.

Sonuç olarak;

  • Ülkemizin bugünkü yönetim şekli olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, Cumhuriyetimizin kurucu iradesi, amacı, mantığı ve işleviyle hiçbir ilgisi yoktur.
  • Bu sonuç, sadece 18 yıllık RTE-AKP iktidarının uygulamalarının sonucu değildir.
  • Cumhuriyetimiz 1940’lı yıllardan itibaren kırılmaya, temel değerlerinden ve ilkelerinden uzaklaştırılmaya, amacı ve işlevinden kopartılmıştır.
  • Cumhuriyetimiz başta Demokrasi ve Laiklik olmak üzere ilkeleri, değerleri ve kurumlarıyla yok edilmektedir.
  • Türkiye, bugün 97inci yılını kutladığımız Cumhuriyetle yönetilmemektedir.
  • Türkiye Cumhuriyeti “Bitiş ile Çıkışın” yol ayrımındadır.

Bu noktaya geliş sürecini gelecek yazıya bırakalım ve bugünün gerçeğini görelim.

Bu koşullarda, sadece 29 Ekim’de bir bayram olarak kutlamakla, “Yaşasın Cumhuriyet” demekle Cumhuriyeti yaşayamayız, yaşatamayız.

Cumhuriyet, her gün sahip çıkmamız gereken çağdaş bir yaşama biçimimizdir ve sahip çıkmak da her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının görevi ve sorumluluğudur.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, kurucu iradenin sahibi TBMM’nin üyelerini ve Cumhuriyete Can Veren tüm Cumhuriyet Devrimi Şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

Sözümüzü Mustafa Kemal Atatürk’ün 97 yıl öncesinden bugünleri görürcesine bizlere yaptığı uyarılarıyla tamamlayalım.

“Yaşamın felsefesi, tarihin garip talihi şudur ki, her iyi, her güzel, her yararlı şey karşısında onu ortadan kaldıracak bir kuvvet belirir. Bütün millet  inansın ve gönlü rahat olsun ki, bugünkü devrimi yapanlar ve onu tamamlamaya karar verenler karşılarına çıkacak olumsuz kuvvetleri çıktığı noktada ezebilecek kudrete, yeteneğe ve önleme gücüne sahiptirler.

Bundan dolayı tekrar kesinlikle ifade ederim ki, milletin egemenliği sonsuzdur. O’nu bozacak ve zarar verebilecek kuvvet yoktur ve olamaz.” (1923)

 

 

 

…………………………………………

 

Doğal bir afette yiye doğal olmayan yıkımlar ve yine yitirilen yaşamlar.

Başımız sağolsun.

İzmir’e ve Ege’ye geçmiş olsun.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :