19 Ocak 2021 - Hoş geldiniz

TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- SİYASETEN SAVRULMAK

Ana Sayfa » GÜNCEL » TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- SİYASETEN SAVRULMAK

Eklenme : 28.11.2020 - 8:05

TEVFİK KIZGINKAYA YAZDI- SİYASETEN SAVRULMAK

 

 

Savrulmak, dağılmak ve saçılmak anlamındaki bu söz, dünyada ve ülkemizde siyasetinin bugünkü durumunu anlatıyor.

Toplum yönetim bilimi olan ve sorunlarımıza çözüm yaratması gereken siyaset, olması gereken yapısından, niteliğinden ve işlevinden çok uzaklara, çok farklı bir konuma savrulmuştur.

Soralım ve sorgulayalım;

  • Siyaset nerelere savruldu?
  • Savrulmanın nedenleri ve sorumlusu kimlerdir?
  • Savrulma kimlerin işine yaramıştır?

*****

Siyaseten savrulma 70’lerin ikinci yarısında başlayan bir sürecin sonucudur. İki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya dönülünce emek-sermaye çelişkisi bozuldu ve siyasetin tek kutbu sermaye oldu.

Sermayenin sahibi olan ABD, sermayesinin rahatça dolaşabilmesi için dünyada geçerli sistem olarak serbest piyasa ekonomisini gösterdi ve tüm ülkelerin de serbest piyasa ekonomisine uyumlu hale gelmesini istedi.

Ülkelerin yönetim yapılarını, yasalarını ve ekonomilerini değiştirmeleri gerekiyordu.

Bunun için de bu değişimleri yapacak “uyumlu” kişilerin ve/veya partilerin iktidara gelmeleri sağlanmalıydı.

Bu yol haritasının ülkemizde nasıl uygulandığını izleyelim ve anımsayalım.

  • Önce toplumsal tartışmalar, siyasi çatışmalar yaşatıldı. 70’li yıllar…
  • 70’li yılların sonunda sermayenin temsilcisi eline verilen serbest piyasa ekonomisi programını kurtuluşun reçetesi olarak uygulamaya başladı. Turgut Özal, 24 Ocak kararları…
  • Sonra toplumsal barış adına devletin silahlı gücü devreye sokuldu ve dikensiz gül bahçesi yaratıldı. 12 Eylül 1980
  • Ardından sürecin kahramanı siyasi kimliğiyle ortaya çıkarıldı. Turgut Özal…
  • Ve yasalar, devletin kurumsal yapısı ve işleyişi, ekonomi politikası ve siyasetin şekli ve niteliği değiştirilmeye başlandı.

Bu değişim neden yapıldı?

Uluslar arası sermaye yolgeçen hanı gibi ülkeye girmesi, istediği piyasalara yatırım yaparak kazanması ve kazandığını alıp beş kuruş vergi ödemeden ve hesap vermeden çıkıp gidebilmesi sağlanmış oldu.

Böylesi bir sömürü düzeninin sürekliliğini sağlamak için de “uyumlu” bir siyasi iktidara gereksinim vardı, bulundu. RTE-AKP.

*****

Bu noktada madalyonun siyasi yüzüne bakalım.

Kurulan düzenin sürdürülebilir olması için siyasetin de şekillenmesi gerekiyordu.

ABD bu konuda da yol haritasını belirlemişti.

İnsanlar, inançları ve etnik kimliklerini özgürce yaşayabilmeli, örgütlenebilmeli…

Demokrasi de katılımcılık ağırlık kazanmalı, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) söz sahibi olmalı…

Görünen gerekçe; çağdaşlaşma, demokrasi ve de insan hakları.

Böylece Halk etnik kimliği ve inancı temelinde örgütlendi.

Tarikatlara ve cemaatlere STK dendi, meşrulaştı ve demokrasinin temel kurumlarından oldu.

Siyasetin yeni zemini de etnik kimlikler ve inançlar…

*****

Düzenin sonuçlarına gelelim.

Kapitalizm sömürdüğü ülkelerin Halklarını, uyumlu siyasi iktidarlar da sömürdüğü kendi ülkesinin Halkını uyutmak, susturmak ve iktidarda kalmak için din ve ırk siyasetini kullanılandılar. Sömürünün boyutu arttıkça din ve ırk siyasetinin dozunu arttırarak sömürü düzenini sürdürme çabası içine girdiler.

Bu süreç din ve ırk temelindeki örgütlerin güçlenmesini, ülke yönetiminde söz sahibi olmasını ve ardından ülke kaynaklarından daha çok pay alma isteğini getirdi. FETÖ ve benzeri tarikat ve cemaatlerde olduğu gibi…

Böylesi radikal örgütler propaganda yöntemi olarak şiddeti kullanırlar. Yarattıkları korku ortamında egemenliklerini kurarlar.

Gereksinim duydukları ekonomik desteği ise kapitalizm karşılar ve kendisine bağlı güçler yaratır. El Kaide, Hizbullah, İŞİD, PKK, PYD ve benzerleri gibi…

Terör örgütleri için Halkı cahil ve yoksul olan ülkeler uygun zeminlerdir.

Bu ülkelerin toprak altı kaynakları zengin, toprak üstündeki insanları cahil ve yoksul, yöneticileri ise diktatördür.

Bu ülkelerin Halkları bir millet olarak bir arada olamazlar. İnançları ve etnik kimlikleriyle ayrışırlar, çatışırlar ve birbirleriyle savaşırlar-ken, kapitalizm de bu ülkelerin kaynaklarına el koyar ve götürür. Demokrasi ve insan hakları adına…

*****

Bu sömürü düzeniyle uyumlu iktidar sahipleri kendi ülkelerinde “düzeni” sağlamak için “ileri demokrasiyi” uyguladılar. Baskı, tehdit ve şiddetle yarattıkları korku ortamında iktidarlarını demokratik bir şekilde sürdürdüler.

Korkut Boratav’ın “Trump’ın Yenilgisi ve Yeni Faşizm” (Sol Haber, 13.11.2020) başlıklı yazısında yer verdiği Der Spiegel dergisindeki iki makalede günümüz dünya siyaseti bu açıdan incelenmiş.

“…İktidarda faşist siyasetçilerin yaygınlaştığı bir dünyada yaşıyoruz: Trump (ABD), Bolsonaro (Brezilya), Johnson (Britanya), Erdoğan (Türkiye), Modi (Hindistan)… Listeye Avrupa’da Polonya ve Macaristan’ı, Doğu Asya’da Filipinler’i de ekleyebiliriz.

Faşist liderler, kimlik özellikleri, ideolojileri ve siyaset anlayışları bakımından (ülkelerin özel koşulları dışında) benzeşirler. Aralarında yakın iletişim, bazen kişisel ilişkiler var. Haberleştirildiğine göre Bolsonaro, Trump’ın seçim yenilgisi belli olunca, Brezilya’daki bir sonraki başkanlık seçiminde aday olmak istemediğini belirtmiş.”

Dünyada siyasetin nerelere savrulduğunu ortaya koyan bu inceleme gösteriyor ki, uluslar arası sermaye hedefi olan ülkelerde aynı neo-liberal politikaları uygulamaktadır.

*****

Gelinen noktada, liberalizmin demokrasi üretmediği gerçeğini yaşayarak görüyoruz.

Sömürüye dayanan liberalizm;

  • Yaşayabilmek için sömürmek,
  • Sömürebilmek için Halkın din ve etnik kimliklerini sömürmek ve uyutmak,
  • Sömürünün üstünü örtmek için Halkı birbirine düşürmek, karmaşa yaratmak,
  • Siyasi ve toplumsal muhalefete karşı baskı, tehdit, hakaret ve şiddet uygulamak,
  • Sonunda da radikalleşmek durumundadır.

Sağ siyaset, otoriterleşmeye doğru savrulmuştur.

Öylesine ki,  ana muhalefet liderini tehdit eden siyaset dışı kişiler iktidar sahiplerince desteklenebiliyor ve korunabiliyor.

Siyasetin sol tarafının da bu düzenin kurallarını kabul etmesi ise konunun bir başka boyutudur. Ana muhalefet partisi olarak iktidara alternatif olan CHP’nin,

  • “Getirsinler biz desteleriz” diyerek iktidarın gücünü kabul etmesi,
  • Demokrasiyi, hukuk devletini, yargı bağımsızlığını yok eden bu sömürü düzeninin sahibi ABD’nin yeni başkanından yardım istemesi,
  • Küstürmemek adına sermayeye selam vermesi,
  • Düzenle uyumlu bir siyasi çizgide durması,
  • Kimliğine uymayan sağ siyasete ve inanca yönelik sempatik söylemler içinde olması,
  • Parti içi iktidarla yetinen ve parti içi demokrasiyi yok sayan uygulamaları…

Siyaseten savrulmasının en açık göstergeleridir.

*****

Sonuç olarak, neo-liberal düzenden demokrasi çıkmadı, çıkmayacak da…

Halk yönetimi olan demokrasiyi kullanarak Halkı sömüren bu düzene dur demenin yolu; Kendimiz olmaktan, Cumhuriyet Devrimine sahip çıkmaktan geçer.

Çözüm; Halkçı, Devrimci siyaset anlayışıyla Halktan ve emekten yana politikalardadır.

İl il, ilçe ilçe, köy köy,

  • Bu sömürü düzeninin yıkılacağı,
  • İnanç ve etnik kimlik siyasetinin yapılmayacağı,
  • Demokratik parlamenter sisteme geçileceği,
  • Topraklarımızın, kaynaklarımızın talanına son verileceği,
  • Satılan tüm üretim tesislerinin geri alınacağı,
  • Tarlada ve sanayide üretime dayalı ekonomiye geçileceği,
  • Çiftçilere ve KOBİ’lere üretim desteği verileceği,
  • İşsizliğin yok edileceği,
  • Asgari ücret vergi dışı olacağı,
  • Vergide adalet reformu yapılacağı,
  • İlköğretim zorunlu ve bedelsiz olacağı,
  • Eğitimde akla ve bilime dayalı laik eğitime geçileceği,
  • Koruyucu temel sağlık hizmetlerinin bedelsiz olacağı…

Açıkça Halka anlatmalı, Cumhuriyet ortak paydasında muhalefeti bir araya getirmelidir.

Kim mi?

Cumhuriyeti, emperyalizmin ve saltanatın desteği ve onayıyla değil,

Halkla beraber kuran Cumhuriyet Halk Partisi.

 

M. Tevfik KIZGINKAYA

28.11.2020

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları