KENDİSİNİ AKLANMA ÇABASINDAKİ NÜKLEER ENDÜSTRİSİNİN DENEME TAHTASI HALİNE Mİ GELDİK?…E.BÜYÜKELÇİ BÜLENT MERİÇ YAZDI- TÜRKİYE’NİN ENERJİ POLİTİKASI VE NÜKLEER ENERJİ

Ana Sayfa » EKONOMİ » KENDİSİNİ AKLANMA ÇABASINDAKİ NÜKLEER ENDÜSTRİSİNİN DENEME TAHTASI HALİNE Mİ GELDİK?…E.BÜYÜKELÇİ BÜLENT MERİÇ YAZDI- TÜRKİYE’NİN ENERJİ POLİTİKASI VE NÜKLEER ENERJİ

30.10.2020 - 11:04

Ortak Akıl Editörü

yazarın tüm yazıları
KENDİSİNİ AKLANMA ÇABASINDAKİ NÜKLEER ENDÜSTRİSİNİN DENEME TAHTASI HALİNE Mİ GELDİK?…E.BÜYÜKELÇİ BÜLENT MERİÇ YAZDI- TÜRKİYE’NİN ENERJİ POLİTİKASI VE NÜKLEER ENERJİ

 

Türkiye kendisini gönüllü olarak, aklanmaya çalışan nükleer endüstrinin bir deneme tahtası haline getirmiştir.

Devletlerin enerji politikaları, beklenmedik olumsuz değişikliklere karşı koyabilecek ve aynı zamanda hızla gelişen olumlu değişimlerden faydalanacak biçimde tasarlanmalıdır. Dünya ekonomisindeki büyümeye bağlı olarak enerji sektörünün ön plana çıkmış olduğu bir gerçektir. 2008 küresel mali krizine rağmen Dünya ekonomisi 2000-2018 yılları arasında ortalama %3 büyümüştür. Buna bağlı olarak aynı dönemde, enerjiye olan talepte ortalama %2.2 atış gerçekleşmiştir. 2000 yılından bu yana toplam enerji tüketimini üç kattan fazla artıran Çin, bu alanda ABD ve Avrupa Birliği ile birlikte piyasa yapıcı rol oynamaktadır. 2000-2018 dönemindeki yıllık enerji tüketimi değişimlerine baktığımızda ABD’in 8; AB’in ise 9 dönem negatif büyüme kaydetmelerine karşılık, Çin, 2008 krizine rağmen, yüksek büyüme oranlarını yakalamıştır. ABD açısından kaya gazının işletilmeye başlanılmasını bu çerçevede dikkate almamız gerekmektedir.

 

Tüketilen enerji kaynakları irdelendiğinde, petrol (%33.6), doğal gaz (%23.9) ve kömür (%27.2) üçlüsünün mutlak hakimiyetini devam ettirdiği görülmektedir.

Nükleer enerjinin payı 2000’de 6.2%den 2018 yılında 4.4%’e düşmüştür.

Çernobil ve Fukushima felaketlerini göz önünde bulunduran bazı devletlerin nükleer enerji santrallerini kapatma yoluna gittikleri görülmektedir.

Buna karşılık yenilenebilir enerji kaynaklarının payı 2000’de 6.4%ten 2018’de 6.8’e yükselmiştir.

 

2019 yılının sonlarında hayatımıza giren Covid-19 pandemisinin daha fazla büyüme ve daha fazla enerji ihtiyacı eğilimini tersine çevireceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Corona Virüsü yaşamımızda yeni bir normal yaratmış, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmemize yol açmıştır.

Halihazırda 42 ülkede yoğun görülen virüs dünyadaki büyümeyi hızla geriye çekmektedir. Çin’in büyümesinin büyük oranda düşmesi beklenmektedir. Çin, günlük petrol tüketimini 250 bin varil azaltmıştır. Petrol fiyatları 70$/varilden 40$/varile düşmüştür.  Uluslararası Para Fonu (IMF), 2020 yılında, sanayileşmiş ülkelerin ortalama %5.8; yükselen ekonomilerin %3.3; dünya ekonomisinin ise %4.4 küçüleceğini tahmin etmektedir.

 

Türkiyenin Enerji Politikası

 

Türkiye’nin enerji politikasının odağında enerji arzının güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılığın azaltılması ve enerji tüketiminde verimliliğin artırılması bulunmaktadır.  Optimum kaynak çeşitliliğini sağlamak üzere bütün alternatif enerji kaynaklarının değerlendirilmesi esastır. 2021 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Değerlendirme Raporu’na göre, elektrikte 2021 yılı sonunda 100 GW  kurucu güce ulaşılması hedeflenmektedir. Türkiye’nin bugün sahip olduğu 91.3 GW’lık toplam kurulu güç ağı 8589 santralden oluşmaktadır. Güç kapasitesinin kaynaklarına bakıldığında ise, toplam hacmin yarısından fazlasının doğal gaz ile çalışan ve hidroelektrik santrallerden geldiği görülmektedir. Bu çerçevede, rüzgar enerji santrallerinin payı %8.3 iken, güneş enerjisi santrallerinin payı %6.6 seviyesinde bulunmaktadır. TUİK’e göre, 2019 yılında ithalat giderlerinde enerjinin payı %21.55’e ulaşmıştır. Petrol ve doğal gaz ihtiyacımızın yaklaşık %95’i yurt dışından karşılanmaktadır. Karadeniz’de 405 milyar m3 doğal gaz kaynağının bulunmuş olması dışa bağımlılığı biraz azaltacak olmakla beraber, hükümet, enerji kaynaklarında yerli payını daha da artırma hedefi bağlamında, yenilenebilir enerji payının artırılmasını (bugün %5.6); termik santrallerde yerli kömür kullanımının yükseltilmesini, mevcut HES’lerin yenilenmesi , özel sektör eliyle yeni HES’ler kurulmasını ve enerji karışımında nükleer enerjiye yer verilmesini planlamaktadır. 2007 yılında özel sektörün HES yatırımının kapasitesi 31.5 MW ile sınırlıyken, bu 2012 yılında 2.3 GW’a yükselmiştir. Öte yandan, Türkiye’nin enerji karışımında nükleer enerjiye %4.9’luk pay verilmesi hedeflenmektedir.

 

Diğer tarafta, elektrik tüketimi veçhesine bakılacak olursak, Türkiye’deki tüketimin de dünyadaki genel eğilime bağlı biçimde düştüğü görülmektedir. 2019 yılında tüketim %0.6 azalarak 290.4 milyar kilovat saate düşmüştür. Elektrik stoklanan bir ürün olmadığı için bütün santraller kapasite altı çalışmaktadır.

 

Nükleer Enerji

 

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre 2030 yılına kadar nükleer enerjinin küresel enerji üretiminde payı belirgin bir şekilde azalacaktır. Halihazırda dünyada işletimde bulunan 443 reaktörün 146’sı Avrupa Birliği’nde, 125’i Kuzey Amerika’da, 92’si Asya’da ve 67’si Doğu Avrupa ülkelerinde bulunmaktadır. Bunlardan %40’ı 2030 yılına kadar emekliye ayrılacaktır. Kalkınma yolunda olan ülkelerde kurulması planlanan az sayıda nükleer santral, emekliye ayrılacak santrallerin neden olacağı azalmayı karşılayacak düzeyde olmadığından, gelecekte nükleer enerjinin marjinal bir kaynak olarak kalacağı öngörülmektedir. Nükleer santrallerin sermaye maliyeti yüksek yatırım gerektirmesi, güvenliği tam sağlayan teknolojinin geliştirilememiş olması ve Çernobil-Fukushima’da görüldüğü gibi, muazzam çevre felaketlerine yol açması devletleri nükleer alana yönelmekten caydırmaktadır.

 

Her iki felaket sonrası hem Ukrayna’da hem de Japonya’da görev yapmış bir diplomat olarak Çernobil ve Fukushima’nın, sonuçları nesiller boyu giderilemeyecek insanlık ve çevre felaketlerine yol açmış olduğunu gözlemlemiş bulunmaktayım.

Çernobil’in yaymaya devam ettiği radyasyon Kiev’de hala hissedilmektedir. Şebeke suyu saç dökülmesine yol açmaktadır. Yağmurlu günlerde radyasyon serpintisine uğramamak için evde kalmak tercih edilmektedir. 1986 yılında yoğun radyasyona maruz kalmış çocuklar bugün deforme bebeklerini hayata getirmektedirler.

Çernobil Nükleer Santrali’nin 4 numaralı reaktöründe elektrik kesilmesi deneyinin ardından, reaktörün acil kapatılması sırasında  nükleer çekirdeğin kazara patlaması sonucu yayılan radyasyon sadece SSCB’nin batısını değil, Avrupa’yı, Karadeniz Havzası devletlerini ve Balkanları da etkilemiştir. Radyasyondan etkilenen bu geniş alanda kanser vakalarının %0.01’nin kazadan kaynaklandığı tahmin edilmektedir.  Modellemelere göre, 2065 yılına kadar radyasyona maruz kalmış takriben 16 bin kişinin tiroid kanserine; 25 bin kişinin ise diğer kanserlere yakalanması beklenmektedir.

Fukushima ise insanın değil, doğanın yol açtığı bir felakettir. 11 Mart 2011 Tohoku depremi ve tsunamisi Fukushima 1 nükleer santralinde elektrik şebekesine zarar vermiş, santrallerin jeneratörlerine giren su elektrik kesintisine yol açmıştır. Deprem meydana geldiğinde 4,5 ve 6 numaralı reaktörler bakım nedeniyle kullanılmamaktaydı. 1,2 ve 3 numaralı reaktörlerde soğutma aksayınca çekirdek erimeleri ve hidrojen patlamaları vuku bulmuştur. 20 kilometrelik alanda takriben 200 bin kişi radyasyona maruz kalmıştır.

Bugün Fukushima 1 reaktörlerini soğutma ihtiyacı hala devam etmektedir. Reaktörleri toprak altında dondurma projesinde başarılı olunamamıştır. Soğutmak için kullanılan radyasyonlu deniz suyunun yönetimi sorun yaratmaktadır. Atık suyun toprak altında stoklanmasında sınıra gelinmiştir. Radyasyonlu suyun denize dökülmesinden başka çare kalmamıştır.

Miyagi Eyaletinde geniş alan yerleşime kapatılmıştır. Deprem ve tsunamiden canını kurtarmış binlerce kişi evlerini bir daha geri dönemeyecek şekilde kaybetmiş, ülkenin değişik yörelerinde iskana mecbur kalmıştır. Bölgedeki su kaynakları kirlenmiştir. Yasak alanın dışında kalan yörelerde yapılan tarımdan deforme ürünler alınmaktadır. Tokyo pazarlarına Miyagi’den getirilen dev lahanalara el süren olmamaktadır. Miyagi kıyısında, açık deniz alanında bile olsa, balıkçılık yasaklanmıştır. Enerji kaynakları açısından fakir olan Japonya, sanayisinde ağırlıklı olarak nükleer enerjiye dayanmaktadır. Ülke çapında 50 reaktör bulunmaktadır. 2’si de inşa halindedir. Fukushima sonrası Japonya bir yol ayırımına gelmiştir. Nükleere devam edilip edilmemesi güncel tartışma konusudur.

Türkiye, uzun süre nükleer enerjiye yönelmekten Batılı müttefiklerince alıkonulmuştur. Nükleer enerji üretme kararı geç bir safhada, yukarıda maruz iki felaket sonrası, özellikle Batı’nın sanayileşmiş ülkeleri nükleer dosyalarını kapatırken olmuştur. Gerek Çernobil gerek Fukushima Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) güvenlik standartlarının mutlak olmadığını, yanlış kararın ya da doğa olaylarının, telafisi uzun zaman alacak büyük felaketlere yol açacağını göstermiştir. Anadolu yarımadasının büyük bir deprem kuşağının üstünde olduğu unutulmamalıdır. Öte yandan, Hükümetin enerji kaynaklarını geliştirirken insan yaşamına ve çevreye pek de duyarlı olmadığı, özel sektörün HES’ler veya jeotermal santraller yaparken sebep olduğu yıkımlardan görülmektedir.

Türkiye’nin ilk nükleer santrali Akkuyu, Mersin ilimizin Gülnar ilçesinde bulunan Akkuyu mevkiinde inşa aşamasındadır. Her biri 1200MW’lık 4 reaktör yerleştirilmesi ve yılda toplam 36 GW’lık elektrik üretilmesi planlanmaktadır. Rus Rosatom tarafından temin edilecek VVER-1200/491 modeli su basınçlı reaktörler, bu alanda teknolojinin vardığı son aşamayı yansıtmamaktadır.

İkinci santral olarak Japonya ile yola çıkılan Sinop Projesi ise, fizibilite çalışmasının beklenenden daha yüksek maliyet çıkarması nedeniyle yarım kalmıştır. Burada kullanılması düşünülen Japon Mitsubishi Heavy Industries ve Fransız Areva’nın Atmea-1 su basınçlı reaktörlerinin de sorunlu olduğuna dair haberler basına yansımıştır.

Özetle, enerjisinin büyük bölümünü nükleerden elde edilen ülkeler bile, gelecek planlarını nükleerin payını azaltmak, hatta sıfırlamak ve yenilenebilir enerjiye yönelmek peşindeyken, Türkiye, riski ve maliyeti yüksek, yapımı uzun yıllara dayanan, atık problemi çözülmemiş, üstelik Yap-İşlet-Devret modeli olduğu için dışa bağımlılığı artıracak nükleerde ısrar etmektedir.

Böylece Türkiye kendisini gönüllü olarak, aklanmaya çalışan nükleer endüstrinin bir deneme tahtası haline getirmiştir.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :