NÜKLEER RÖNESANSIMIZ: TORYUM – CANİP SEVİNÇ

Ana Sayfa » GÜNCEL » NÜKLEER RÖNESANSIMIZ: TORYUM – CANİP SEVİNÇ

15.04.2018 - 11:52

NÜKLEER RÖNESANSIMIZ: TORYUM – CANİP SEVİNÇ

 

 

 

Gelişmiş ülkelerde geleneksel hafif ve ağır sulu reaktörlerden çıkarılan kullanılmış yakıt envanteri miktarının artması nedeniyle ve gelişmekte olan ülkelerde enerji arz güvenliğinin sağlanması amacıyla, toryum yakıtlı Ergimiş Tuz Reaktörlerin önümüzdeki 10 – 15 yıl içerisinde ticari düzeyde, elektrik üretiminde kullanılacağı beklenmektedir.

Dünyada nükleerde yeşil bir dönem olarak değerlendirilen, yalnızca toryum kullanmaya yönelik sistemlere dayalı güç üretiminde ticarileşme süresi ise 20-25 yıl olarak hesaplanmıştır.

Bugün ezber bozan verileri tartışabiliyorsak, bunu toryumdan yeşil bir enerji üretilebilmesi konusunu 2002 yılında ilk kez dillendiren, Boğaziçi Üniversitesi’nden CERN’de görev yapmış şehit bilim insanımız Prof.Dr. Engin ARIK’a borçluyuz. Ne yazık ki Prof.ARIK ve 5 arkadaşı, bilimsel bir etkinliğe giderken düşen Isparta uçağında şehit oldular.

TOBB Üniversitesinde görevli Prof.Dr. Saleh  SULTANSOY’da, dünya ölçeğinde en kötü ihtimalle 4. büyüklükte bulunan toryum rezervlerimizin elektrik üretiminde kullanması halinde, ülkemizin 10. 000 yıllık bir elektrik üretimini karşılayabileceği yolunda sonuçlara ulaşmıştır.

Konu Türkiye’nin gelecekteki enerji arz güvenliği açısından büyük öneme sahiptir.

Petrol,doğalgaz ve kömür tekellerinin çok etkin olduğu günümüz dünyasında, 2016 yılında birincil enerji tüketiminde  % 85,5 oranında olan bağımlılığımız, izlenen politikalarda radikal değişikliklere gidilmediği takdirde, kısa ve orta dönemde kayda değer bir azalma göstermeyecektir.

Fosil yakıtlı enerji tüketiminin sebep olduğu hava ve çevre kirliliğinin insan ve toplum hayatına yansıyan etkilerini azaltmak; iklim değişikliğinin yaşamı tehdit eden kuraklık, orman yangınları, beklenmedik zamanlarda oluşan yüksek yağışlar, su baskınları ve çok sert geçen kışların olumsuz etkilerini hafifletmek; hızlanma eğilimindeki sıcaklık artışını sınırlamak açısından gerekli önlemlerin bu doğrultuda bir an önce alınması kaçınılmazdır.

Paris İklim Değişikliği görüşmelerinin hedefi olan küresel sıcaklık artışını, 1,5 veya en fazla 2 santigrad  derecede tutabilmek için, enerji arz ve tüketiminde ciddi ve radikal  politika değişiklikleri gereklidir.

Küresel emisyon artışı yıllık olarak 40 Gton olarak belirlenmiştir. Bilimsel çalışmalar, dünyanın kritik iklim değişikliği aşamasına gelmeden kaldırabileceği azami emisyon miktarının 800 Gton olduğunu işaret ediyor. Dolayısıyla önümüzdeki 20 yıl çok kritik bir dönemdir.

Son üç yılda, dünyada ekonomide ortalama %2-3 büyümeye karşın emisyon artışı düz bir seyir izledi. Ancak emisyonların artmaması ve sabit kalması yeterli değildir. Emisyon grafiği seyrinin aşağıya doğru olması, karbonsuz ekonomiye dönüşümün planlanması ve 2050’de bu hedefe ulaşılmasına yönelik planlama ve uygulamalara ihtiyaç vardır.

Bu yaklaşım ve strateji, enerji verimliliğinde önemli artışların sağlanmasını, toplumların yüzlerini güneşe dönmelerini ve fosil yakıtların paylarının mutlaka radikal bir şekilde düşürülmesini ve yenilenebilir kaynaklara, temiz enerjilere daha çok yönelmeyi zorunlu hale getirmektedir.

‘’Nükleerde Rönesans’’ sayılabilecek; reaktörlerin patlamadığı, kurulan santrallerden nükleer silahların üretilemediği, radyoaktivitenin önemli boyutta kontrol edildiği, elektrik dağıtım sisteminde baseload yani temel yük oluşturabilecek yeterli miktarda ve ucuz maliyette elektrik üretiminin gerçekleştirildiği bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu teknoloji nükleer atıkların yok edilebilmesinde fırsatlar sağlayan, nükleer silahsızlanma için biriktirilmiş plütonyum stoklarını eritebilecek ve nükleer silahları enerji üretimine dönüştürebilecek güçtedir. Bunun sonucunda tüm insanlık için elektriği ucuz ve uygun koşullarda kullanmayı bir hak olarak gören yeni fırsatlar doğacaktır.

Enerji yatırımlarında toplumun değil, yalnızca kazançlarını azamileştirme amacında olan sermaye gruplarının çıkarlarını gözeten politika ve uygulamalar dayatılıyorsa, enerji toplumsal ve ekonomik gelişmeye katkı sağlayan bir unsur olmaktan çıkar, ciddi bir soruna dönüşür.

Enerji faktörü dışarıya bağımlılık nedeniyle ülkenin güvenliği ve halkın refahı için bir sorun kaynağı, gelişmenin ve bağımsızlığın önündeki en önemli engellerden biri de olabilir.

Bu nedenle toplum çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan demokratik enerji politika ve programlarını:

Önce hayal etmek,

Sonra tanımlamak, tasarlamak, kurgulamak, planlamak,

Geliştirmek ve uygulamak için yoğun bir şekilde çalışmalıdır. (MMO -2018  Türkiyenin Enerji Görünümü – Mart 2018  Raporundan)

Burada önce şu noktanın altını çizmek istiyorum: Toryuma dayalı nükleer enerji üretilme projesi, büyük kaynak isteyen bir çalışmadır ve önce kaynaklar belirlenmeden projenin konuşulmaması gerekir.

Ayrıca:

2008 -2013 yılları arasında Elektrik Dağıtım Şirketleri özelleştirilmeleri ile 12,9 milyar dolarlık,

Özel Sektöre devredilen termik santraller dolayısı ile 4,42 milyar dolarlık,

İhalesi tamamlanmış olup devir süreci devam eden termik santraller dolayısı ile 3,54 milyar dolarlık,

Toplamda 20,88 milyar dolarlık yine enerji sektöründe satış ve devirler yolu ile gelir akışı sağlanmıştır.

Şimdi yalnızca birincil enerjideki ucuzlama ve enerji sektöründeki özelleştirmeler ile kamunun eline  44,8 milyar dolar gibi büyük bir kaynak geçmiştir.

Bu mevcut bütçe ile planlanarak değil, adeta havadan gelmiş bir kaynak durumundadır.

Bu elde fırsat olarak dururken, kimi ülkeler bize kendi teknolojilerini yeni sömürü kapısı olarak dayatıyorlar. İşte tam bu aşamada biz, Prof.Dr. SALEH SULTANSOY’un ve rahmetli Prof.Dr. Engin ARIK’ın dediği gibi dünyaya toryuma dayalı  ‘’Yeşil  Nükleer Enerji’’ yi önererek ülkemizi büyük bir sömürüden kurtarabiliriz.

Türkiye’nin Mart -2018 itibarı ile brüt dış borç miktarı 438 milyar olup, bu borcun yapısında da  bozulma vardır. Kısa vadeli borç miktarı çok yüksektir. Bir yıl içinde vadesi gelecek yaklaşık 170 milyar dolar döviz borcu/mevduat / kredisi söz konusudur. Bu borçları enerji kaynakları ithalatında %85,5 olarak yürütebilmek, sürdürülebilir değildir.

Bilgi artık her yerde, her saniye elimizin altındadır.

Bu bilgi ezberlemek üzerine kurulu mevcut eğitim sistemimizi değiştirmek için de bir şanstır. Artık bilgileri derleyen, bizden kat kat yetenekli, yapay zekalı makineler var. Dönem yeni türden beceriler geliştirme dönemidir. İşte sözünü ettiğimiz bu yapay zekalı makinelerle çalışarak, ihtiyaçlarımıza yönelik üretimlere yönelmeyi ifade eden innovasyonu başarmak zorundayız.

Son söz: Yukarda açıklamaya çalıştığımız toryuma dayalı nükleer enerji üretimini de bu yola hayata geçirerek, lider ülke olma şansını yakalayabiliriz.

 

CANİP SEVİNÇ -Mak.-End.Yük.Müh.Ekonomist

ETKB  Toryum Strateji Koordinatörü (Emekli)

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :