ÜLKEDE OLANLAR SİYASİ BİR KRİZ DEĞİL, DEVLET KRİZİDİR.- AYLİN KARADAĞ

Ana Sayfa » İÇ ve DIŞ SİYASET » ÜLKEDE OLANLAR SİYASİ BİR KRİZ DEĞİL, DEVLET KRİZİDİR.- AYLİN KARADAĞ

24.05.2018 - 21:21

ÜLKEDE OLANLAR SİYASİ BİR KRİZ DEĞİL, DEVLET KRİZİDİR.- AYLİN KARADAĞ

Ülkede olanlar siyasi bir kriz değil, devlet krizidir.

2002 de iktidara gelen AKP hükümeti, 2004 yılında “Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Yeniden Yapılandırma” adı altında çalışma başlatmış ve tasarıda “ihtiyaç kalmadığı” gerekçesi ile kamudaki yolsuzlukları, usulsüzlükleri ve soygunları soruşturan teftiş kurullarını ortadan kaldırılacak bir düzenleme yapmıştı.

Bu kurullar; Maliye Teftiş Kurulu, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Yüksek Denetleme Kurulu başta olmak üzere devletin temel unsurlarından olan130 yıllık tarihe sahip teftiş kurullarıydı. Haziran 2004 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nca 15 Temmuz 2004 gününde kabul edilen 5227 sayılı “Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun”, ‘tekil’ devlet anlayışını bozduğu gerekçesiyle dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmişti.

AKP Hükümeti’nin çıkarmak istediği Kamu Yönetimi Temel Tasarısı ile ilgili olarak 109 kuruluş bir deklarasyon yayınlama kararı almış ve yayınlanan deklarasyonda, ”Devletimizin üniter yapısını bozucu, Anayasa’ya aykırı, yolsuzlukları artırıcı ve kamu çalışanlarını yok edici bu tasarıya asla izin verilemez” denilmişti.

Yoğun tepkilere neden olan bu tasarıya istinaden hazırlanan,  tüm rapor ve makalelerde teftiş kurullarının kaldırılmasının yolsuzluklara davetiye çıkaracağı, suç ve suçluların takibi ve yargı süreci bakımından ciddi sorunlara yol açacağı , “Teftiş kurullarının kaldırılmasıyla delillerin toplanmasının güçleşeceği, suçların zaman aşımına uğrayacağı, yargılama sürecinin uzayacak olması ile tıkanacağına yer veriliyor.

Ayrıca raporlarda, haksız yere itham edilen kamu görevlileri ve üçüncü kişilerin daha uzun süre zan altında kalarak, mağduriyetlerin giderilemeyeceği uzun, uzun anlatılıyor. Tasarının bu haliyle yasalaşması suçla mücadele edeceklere değil, kurumları soymaya çalışacak menfaat gruplarına ve suçlulara yarar sağlayacağı belirtiliyor.

Bütçe büyüklüğü itibariyle devasa boyutları olan kurumlarda ve kuruluşlarda, işlevsel bir Teftiş Kurulu’na yer verilmemesinin yolsuzluklara zemin hazırlayacağı tüm makale ve raporlarda dile getiriliyor. Dünya çapında güçlü denetim yönünde bir eğilim varken Türkiye’de denetimin zayıflatılmak istendiği ısrarla vurgulanıyor.

Tüzel kişi devletin, yetkin ve adaletli olması zorunluluğu, toplumu oluşturan insanların her biri ne kadar iyi ve ahlaklı yetişmiş, çağdaş tekniğe ne kadar egemen olmuş ise, toplumun o derece güçlü ve başarılı olacağının altı çiziliyor.

Ancak 2002’de iktidar olan AKP yıllar içerisinde çıkardığı yasalar ile teftiş ve denetleme kurullarını işlevsiz hale getirerek, devlet kurum ve kuruluşlarını itibarsızlaştırmış, bir anlamda yok edilen devlet hafızası ile birlikte toplumu da devletten uzaklaştırmıştır. Bu yöntemle devlet kurum ve kuruluşları denetlemez olmuş, tek bir amaca hizmet eden, adeta özel şirketler haline gelmiştir.

Bununla birlikte “Yolsuzluğun yoksulluğu, yoksulluğun da yolsuzluğu” tetiklediği bir döngü oluşturulmuş, etik kültüre dayalı temiz toplum için mevcut kamu kaynakları yerinde kullanılmamış, doğru kurallar neticesinde şeffaf yönetim için konan kurallar uygulanmamış ve yolsuzluğu besleyen faktörler hızla ortaya çıkarılmıştır. Böylece kamu kurum ve kuruluşları adeta yağmalanmış, iktidar çevreleri zenginleşirken, halk yoksullaşmış, halk yoksullaştıkça devlet gücünü elinde bulunduran iktidara boyun eğmiştir. Meclis’te, bürokraside, yargıda, üniversitede, medyada, sivil toplumda, iş dünyasında, sanat camiasında, spor dünyasında ve aklınıza gelecek her alanda liyakatin yerini itaat almıştır.

Nüfusun giderek artması ile birlikte, kamu hizmetlerinin gerek nitelik, gerekse nicelik olarak büyümesi, denetlemenin de önemini aynı oranda ortaya koymaktadır. İyi bir teftiş sisteminin oluşturulması, teftişin tarafsız ve liyakatli elemanlarca kurum ve kuruluşları denetlenmesi, adaleti tesis etmesi açısından zorunludur.

Toplumlar, uluslar, öncelikle adaletle yücelir, bütünleşir, adaletsizlikle çözülür, dağılır ve batarlar.

Adalet insan davranışları, sosyal ilişkiler ve sosyal kurumlar açısından  hukukla, ahlakla, ekonomiyle ve politika ile doğrudan ilişkilidir.

Ulusal ve evrensel barışın temelinde, kapsamlı bir sosyal adalet vardır. Adaletin sağlanamayışı insanlardaki bencillik, maddi çıkarlar, çoğu yöneticinin eylemlerini belirleyen siyasi amaçlar, egemen olma hırsı, toplumda rekabet ve çıkar hesapları, çatışmalar, adaleti önleyen en önemli unsurlardır.

Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerden ya da geçiş dönemindeki toplumlardan daha başarılı mücadele sergilemesinin en önemli nedenleri, “destekleyici” ve “gözetimci” sivil kuruluşların yaygınlığı ve kamu yönetiminin saydamlığında etkili olmalarıdır.

Ne var ki ülkemizde şu an siyasi ideolojiye hizmet eden düzenlemeler yapılarak, denetimsizliği sağlamak amacı ile Teftiş ve denetleme kurullarının işlevsiz hale getirilmesi sonucu, sivil toplum kuruluşları ve dahi TBMM etkisiz hale gelmiştir.

Oluşturulan bu siyasi mekanizma, hak arayışlarının önüne geçmiş, dolayısıyla siyasi yozlaşma, usulsüzlük, yolsuzluk ve toplumda kutuplaşmayı en üst seviyeye taşımıştır.

Siyasi iktidarın adına millet iradesi dediği böylesi bir yönetim şekli, her alanda düzensizlik, birbirine karışmış hak ve görevler, karşılıklı haksızlıklar, suistimaller, kayırmalar bir takım çevrelere haksız kazançlar sağlanmıştır.

AKP’nin kamu kurumlarına yönelik müdahale ve biçimlendirme çalışmaları sonucu ortaya çıkan  torpil, rant kollama çabaları, yolsuzluk ve yozlaşmanın toplumun diğer kesimlerine yayılması ile bireylerde kişilik tahribatına ve toplumsal çözülmeye  yol açmıştır.

Kişilikli olmanın, özgürce fikir üretmenin, söz söylemenin, utanma duygusuna sahip olmanın  dışlandığı bu süreçte kişiliği tam oturmuş, sınırları ve ölçüleri net insan profili ile karşılaşmak nerdeyse imkansız hale gelmiştir.

Esasen yozlaşmanın temeli ilk olarak kurum ve kuruluşlarda “Benim memurum işini bilir” “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”, “Bal tutan parmağını yalar” subliminal iletişim söylemleri ile atılmış; son 16 yıllık AKP iktidarında bu kodlar ile yetişmiş ideolojik siyasi profiller, bürokrasiyi oluşturan önemli kadrolara yerleştirilmiştir. Toplumda giderek yaygınlaşan “arkadaş çalıyor ama çalışıyor”, “çalıyorsa din için çalıyor” söylemleri ile tüm usulsüzlük ve yolsuzlukların toplum bilincinde meşrulaşması sağlanmıştır.

Sonuç olarak;

Yazıda aktarılanların tamamını tam da bu gün somut olarak görüyoruz. Uyarıları ciddiye almayan AKP hükümeti ülkede siyasi krize değil, devlet krizine neden olmuştur. Şu an ortada devlet yok, Erdoğan var.

Oysa devlet yönetimi güçlü bir eğitim ve birikim gerektirir. Devlet yönetimi ile belediye yönetimi aynı iş değildir. Belediyecilikteki hizmet anlayışıyla, devlet sorumluluğunun farkını idrak edemeyenler ülkesine de, halkına da günümüz örneğinde olduğu gibi sıkıntılar yaşatır. Ülkenin toparlanması ve kendine gelmesi için devlet aklı ve adamlığına sahip her siyasi görüşten politikacılara, bu anlamda çok önemli görevler düşmektedir. Miting meydanlarında milleti ayrıştıran, kutuplaştıran gerilimden beslenen argo ve sokak jargonu artık kendine yer bulamamalı, ülkenin en temel problemi olan kişilik tahribatının derhal önüne geçilmeli ve toplum rehabilite edilmelidir.

Umudu, sevgiyi, barışı, kuşanmış bir Türkiye’ye kavuşmak dileği ile…

Aylin Karadağ

Ziyaretçi Yorumları

OGUZHAN ERTURAN25 Mayıs 2018

Gunumuzdeki yozlasma, baski ve ayrimciligi cok iyi tahlil eden bir yazi olmus.

İlgili Terimler :