ÜNSAL ÖZTÜRK YAZDI- TÜTÜNÜ, KÖYLÜYÜ VE ÜLKEYİ ÇÖKERTME’NİN TÜRKÜSÜ: ÇÖKERTME

Ana Sayfa » EKONOMİ » ÜNSAL ÖZTÜRK YAZDI- TÜTÜNÜ, KÖYLÜYÜ VE ÜLKEYİ ÇÖKERTME’NİN TÜRKÜSÜ: ÇÖKERTME

05.06.2019 - 11:55

ÜNSAL ÖZTÜRK YAZDI- TÜTÜNÜ, KÖYLÜYÜ VE ÜLKEYİ ÇÖKERTME’NİN TÜRKÜSÜ: ÇÖKERTME

 

 

 

Resmiyetteki asıl adı “Memalik-i Şahane DuhanlarıMüşterekülMenfaa Reji Şirketi” olan ve halk arasında kısaca “Reji”ya da “Reji İdaresi”, (Regie, Fransızcada tekel anlamındadır.) olarak bilinen ve Osmanlı dönemine ait kurumsal bir yapıyı duydunuz mu hiç? 1920’li yıllarda ailesi tütünle uğraşanlar bunu mutlaka bilir.

 

1924 Selanik mübadili olan ve tütüncülükle uğraşmış olan her iki dedemden Reji adını küçükken çok sık duyardım.

 

Reji’nin1920’li yıllarda Samsun, İzmir, İstanbul, Selanik ve Trabzon gibi şehirlerde tütün işleme ve sigara fabrikaları vardı.

 

Reji İdaresi, Fransızcası“Société de la RégieCointeresséedesTabacs de l’EmpireOttoman”olarak vebunun Osmanlıcası olan,“MüşterekülMenfaa İnhisarı Duhanı Devlet-i Aliye-i Osmaniye”adıyla da bilinmektedir.

 

Reji, Osmanlı Devleti ile Düyun-u Umumiye ve Almanya, Avusturya, Fransa ve İngiltere kökenli üç bankacılık grubu (DieÖsterreichischeKreditanstalt – Viyana, Banker S. Bleichröder – Berlin ve Bank-ı Osmani-i Şahane – İstanbul) arasındaki görüşmeler sonucunda 27 Mayıs 1883 tarihli sözleşmeyle yabancı sermaye ile kurulan tütün ticaretinde tekel ayrıcalıkları olan özel kâr ortaklığı bir şirket olup, 1883 – 1925 yılları arasında Ülkemizde faaliyet göstermiştir.

 

Kırım Savaşı’yla başlayan iç ve dış borçlanma sürecinin sonucunda Osmanlı Hükümeti, 1875 yılında borçlarını zamanında ödeyemeyeceğini açıklayınca, alacaklı devletler Osmanlıya büyük tepki gösterir ve Osmanlının ödeme planını kabul etmez. Osmanlı maliye sistemine de güvenmeyen alacaklılar,ülkede toplanan vergileri kendi kurdukları bir teşkilat olan Duyun-u Umumiye” vasıtasıyla toplamak isterler. Artık vergileri Osmanlı memurları değil, alacaklı ülkelerin kurduğu şirketin Reji memurları toplayacaktır. Bunun sonucunda Osmanlı Devleti’nin en önemli gelir kaynağı tütün, tuz ve alkolden toplanan vergiler, alacaklı ülkelerin kurduğu şirket olan Reji şirketine 30 yıl süreyle bırakıldı.Reji İdaresi,kurduğu kendi memur ve silahlı kolcuları vasıtasıyla üretici halktan vergi toplamaya başlar ve toplanan bu vergiler Osmanlının borcundan düşülmeye başlanır.

 

Reji’nin faaliyete geçtiği 1884 yılında Osmanlı’da 10.823 köyde, 144 bin tütün ekicisi, 19.262 hektar arazide 22 milyon kg tütün üretimi yapmıştı.

 

Samsun ve bölgesini kapsayan Canik Sancağı’ndave özellikle Samsun’un ilçeleri olan Bafra ve Çarşamba’da çok kaliteli tütün üretiliyordu. 1887 yılı Vilayet Salnamesi’ne göre Canik Sancağı genelindeki tütün rekoltesi 5 milyon kgkadardı.

 

1884 yılında Cibali ve İzmir Sigara Fabrikaları, 1895’te Adana Sigara Fabrikası ve 1897’de ise Samsun Sigara Fabrikası kuruldu.

 

Osmanlı üreticisi, kendi ürettiği tüm tütün, tuz ve alkolü Reji İdaresi’nin belirlediği fiyattan Reji İdaresi’ne vermek zorundaydı. Hatta köylü,Reji’den izinsiz kendi içeceği tütünü dahi saklayamazdı. Köylü kendi içeceği tütünü önce Reji’ye 3 kuruşa satar, daha sonra 10 kuruşa geri alırdı. Bir köyden başka bir köye Reji’denizinsiz tütün ve tuz taşımanın cezası çok ağırdı.Reji’nin kendi silahlı korucuları ve bunların doğrudan“VUR” yetkisi vardı.

 

Nitekim Niyazi Berkes’in“200 Yıldır Neden Bocalıyoruz?” adlı eserinde de belirtildiği üzere, “…bir köylü bu idarenin tekeli altında olan kendi yetiştirdiği tütünden yarım okka bir yana saklayayım dese, Reji Kolcusu tarafından küt diye alnından vurulurdu.”

 

Reji ile yapılan sözleşme gereğince tütün üreticilerinin Reji’den ruhsat alması ve ürünlerini yalnızca Reji’ye satması şartı vardır. Böylece başka alıcı bulamayan tütün üreticisi, tütünü değerinden çok ucuza satmak zorunda kalır.

 

Osmanlı Devleti’nin koruması altındaki Reji’nin acımasız uygulaması sonucunda alın teri sömürülen Türk köylüsü, tütünü kaçak üretip satmaya başlar. Böylece ülke sathında kaçak tütün üretimi ve satışı yaygınlaşır. Kaçakçılık sorunu ile devletin kendi güvenlik güçlerinin uğraşması gerekirken, kaçakçılığı önleme bahanesiyle Reji İdaresi, kendi bünyesinde kurduğu silahlı kolcularla denetim yaparak üreticiye eziyet ve zulüm yapar. Yaklaşık 42 yıl süren Reji İdaresi’nin silahlı Kolcuları ile Ayıngacılar denilen tütün kaçakçıları arasında çıkan silahlı çatışmalarda ölenlerin sayısının, çok kesin ve net bir sayı verilememekle beraber en az 60 binden fazla olduğu tahmin edilmektedir.

 

O dönem kaçak yaprak tütüne, halk diliyle ayınga denildiğinden, tütün kaçakçısına da Ayıngacı deniliyordu.

 

Tütün kaçakçısı denilen Ayıngacılarınçoğu aslında Reji İdaresi’nin haksız ve baskıcı uygulamalarına karşı gelip hakkını ve alın terini korumaya çalışan ve zorla haydutluğa itilmiş gariban köylülerdir. Düyun-u Umumiye,Reji İdaresi vasıtasıyla hem milletin emeğini ve parasını sömürmüş, hem de Kolcularla Ayıngacıları silahla birbiriyle çatıştırıp masum köylülerin arasına kan davası ve nefret tohumlarını ekmiştir.

 

Düyun-u Umumiye,tütün üreticisi köylünün elindeki tütüne el koymanın da ötesinde, köylünün kendisinin elde sarıp içeceği tütüne bile el koyacak kadar ileriye gidince gayriihtiyarı kaçakçılık başlamıştır. Kaçakçılıkla mücadele adına hapiste bulunan eski mahkumlardan bir kısmı Reji İdaresi’nin talebi üzerine serbest bırakılarak silahlı Kolcu yapılmıştır. Böylece halkın, halkla kırdırılmasına uygun bir ortam hazırlanmıştır.

 

Nitekim Mersin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Oktay Gökdemir’e göre sadece 1901 yılına kadar köylülerin Ayıngacılarla beraber Reji İdaresi’nin silahlı Kolcuları’na karşı verdiği amansız hak mücadelesindeki silahlı çatışmalarda ölenlerin sayısı 20 bini aşmıştır.

 

Tütün kaçakçılığının en yoğun olduğu bölge Karadeniz bölgesiydi. 1892 yılında, Trabzon Valiliği’ne atanan Kadri Paşa, bölgedeki kaçakçılığı önlemek için büyük bir mücadele başlatır. Bölgenin kaçakçılıkla ün yapmış olan Ayıngacılardanbirisi, Kadri Paşa’ya haber göndererek kendisini takip etmekten vazgeçmesini ister. Ünlü kaçakçı, “Ben istersem, Kadri Paşa’ın gözü önünde tütün kaçakçılığı yaparım. O, farkına bile varamaz!” der. Gerçekten de bir gün Kadri Paşa, şehirdeki bir kahvenin önünde otururken, kahvenin önünden bir cenaze alayı geçer. Cenazeye hürmeten halkla birlikte Kadri Paşada ayağa kalkıp selam durur. Ertesi gün o ünlü kaçakçı, Kadri Paşa’ya haber göndererek, “Dün sizin bile hürmeten ayağa kalktığınız o tabutta cenaze yoktu! Tabut, kaçak tütünle doluydu!” der. Kadri Paşada yaptırdığı araştırma sonucunda olayın doğru olduğunu öğrenir ve kaçakçıAyıngacılarla silahlı mücadelesini daha da şiddetlendirir.

 

Bu ve buna benzer şekilde tütün üreticisi üzerindeki baskı ve zulümlerin artması üzerine Osmanlı tarihinin ilk grevleri de başlamış oldu. 1906 yılında Cibali’de 3 bin kişi, 1908’de Kavala-Drama’da 12 bin kişi ve Samsun vilayetinde binlerce kişi Reji İdaresi’ni protesto mitingleri düzenler.

 

Reji İdaresi’nin paralı askerleri olan Kolcular kaçakçılığı önlemede bazen aciz kalıyordu. Nitekim yer yer Osmanlı Jandarması’ndan da yardım istese de, Jandarma yeterli ilgiyi göstermiyordu. Çünkü Jandarma başındaki komutana bağlı olmakla beraber, onlar da Reji İdaresi’nin Kolcular eliyle halkın uğradığı bu zulmü görüp yapılan bu kaçakçılığı haklı görüyor, kaçakçılığı engellemek yerine çoğu zaman görmezlikten geldiği zamanlar da olmuyor değildi.

 

Karadeniz bölgesindeki tütün kaçakçılığı zamanla o kadar yaygınlaşır ki, köylü kadınlarda kaçakçı kafileleri arasında yer alıp, erkekler gibi Ayıngacılık yapmaya başlar. Bunun üzerine Reji İdaresi, kadın kaçakçıları kontrol altına alabilmek için kadın Kolcular tutmak zorunda kalır. Ancak kadın Ayıngacılarınüzerlerinin aranması sırasında halkın çok büyük bir tepkisiyle karşılaşılır ve çok sayıda ölümlü silahlı çatışma meydana gelir.

 

Kaçakçılık sadece kara değil, deniz yoluyla da yapılıyordu. Kaçak tütünler yurdun değişik bölgelerine ve özellikle de Reji İdaresi’nin etkili olmadığı Bağdat ve Beyrut gibi yerlere götürülüp yüksek fiyattan satılıyordu.

 

Ulu Önder Atatürk döneminde gerçekleştirilen 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde Reji İdaresi’ne bir an önce son verilmesi yönünde karar alınır. 4 Mart 1925 yılında Hükümet İnhisarı (Hükümet Tekeli) şekline dönüştürülmesi sonucu, Reji İdaresi’ne son verilir. Reji İdaresi, Fransızlardan devletçe 4 milyon TL’ye satın alınarak tüm hak ve yükümlülükleri devlete devredilir. 26.11.1925 tarih ve 558 sayılı Tütün İdare-i Murakatesi ve Sigara Kağıdı İnhisarı Hakkında Kanun” yürürlüğe girer. 1930 yılında, 1701 sayılı Tütün İnhisarı Kanunu” (Tütün Tekeli Kanunu) çıkarılır. Böylece bizlerin “TEKEL” adıyla bildiğimiz kurumsal yapı kurulmuş oldu.

 

Reji İdaresi’nin kaldırılmasından bir yıl önce, 1924 yılında 4 bin ton, 10 milyon liralık tütün satabilmişken, Ulu Önder Atatürk tarafından devletleştirildikten bir yıl sonra, 1926 yılında 9 bin ton tütün satıldı. 1928 yılında tütün satışının devlete kazandırdığı net kazanç 22 milyon TL oldu. Reji İdaresi’nin faaliyetini sürdürdüğü 30 yıl boyunca Osmanlı Devleti’ne ödediği para sadece 1,5 milyon TL olup, kazancını sürekli Osmanlı’dan saklamıştır.

 

Reji İdaresi, ülke içinde üretilen kaliteli tütünleri dışarıya satıp, içeriye ise kalitesiz tütünden yapılan sigarayı satıyordu. Hatta halkın bu şikayetini asılsız çıkarmak için Reji İdaresi,  kaliteli sigara paketlerine kalitesiz sigaralar koymaktaydı. Dahası Ramazan ayında kötü tütünden üretilen fakat paketi kaliteli sigara paketlerinin üzerine “Ramazan-ı Şerif’e Mahsus” yazarak halkın hem parasını hem de dini inancını sömürmekten de geri kalmaz.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasında çok önemli bir yeri olan KİT’lerin önemi yadsınamaz. Ancak bilindiği üzere, günümüze kadar uygulanan çok yanlış özelleştirme ve serbestleştirme politikaları sonunda başta tütün ve sigara olmak üzere pek çok ürün, Ülkemiz için ihraç ürünü iken, şimdi ise ithal ürün haline getirilmiştir.

 

Ortadoğu ve Balkanların en büyük tütün işleme ve sigara fabrikası olan Samsun TEKEL Tütün Fabrikası’nın yerinde şimdi yeller esiyor. Bu fabrikadan bir zamanlar yurtdışına gemilerle sigara ve işlenmiş tütün satılıyordu. Bir zamanlar o yabancı gemiler, Samsun limanına boş gelip dolu gidiyordu. Şimdi ise, dolu gelip boş gidiyorlar. Samsun’da yaşı 70 ve üzeri olup da, bu fabrikada kendisi ya da en az bir yakını çalışmamış bir kişi neredeyse yok gibidir. Onbinlerce insan bu fabrikadan ya dolaylı yoldan ekmek yemiştir ya da emekli olmuştur.

 

Sonuçta ülkenin tüm değerli kaynakları “Babalar Gibi” satıldı. Bir zamanlar Ulu Önder Atatürk’ün ifadesiyle Türk Ulusu’nun Efendisi olan köylümüzün, üreticimizin alın terinin çarçur edildiğinin bir göstergesi niteliğinde geriye sadece birkaç acıklı ve hüzünlü türkümüz kaldı.

 

Ege yöresinin ünlü “Çökertme Zeybeği”türküsü gibi çok sayıda Türk Halk Müziği’nin nadide eseri aslında Türk köylüsünün bu dönemde yaşadığı acıklı ve hüzünlü hikâyeleri anlatır.

 

Rahmetli Aşık Veysel’in ifadesiyle, “Türküz, Türkü çağırırız.”ifadesinden hareketle“Türkü demek Türk sözü demektir.” diyerek sözü Çökertme Zeybeği adlı Türkümüzde Reji İdaresi’nin silahlı Kolcularının namlusuna karşı, emeğini ve alın terini korumak isterken canından olan Halil adındaki masum bir Egeli Türk Köylüsü’nün feryadına bırakalım.

 

Gidelim, gidelim be Halilim

Çökertmeye varalım

Kolcular görünce Halilim

Nerelere kaçalım

Teslim olmayalım Halilim

Aman kurşun saçalım

 

Yine bir başka türküde ise, çocuğu öksüz kalan bir annenin ağıtına yansımıştır Kolcu Avni cinayeti.

 

Kör olsun kolcu Avni

Öksüz bıraktı seni

Nenni tosunum nenni

Sabret gelir zamanı

 

Yine 1918’li yıllarda Karacaşehir’deyoğun bir şekilde tütün kaçakçılığının yapıldığı bir dönemde adını bilmediğimiz ve öksüz genç bir delikanlı, geçimini sağlamak için zorunlu olarak tütün kaçakçılığı yapar. Ata yüklediği kaçak yaprak tütünleri yani ayıngaları götürürken, Reji İdaresi’nin Kolcularına yakalanıp Eskişehir’e getirilir. Köprübaşı’nda da asılır. İşte Eskişehir yöresinin aşağıdaki bu yanık türkü sözleri bu olayı anlatır yaklaşık 100 yıl öncesinden bizlere.

 

Ayıngalar dağ başında

Ölüsü köprü başında

Anası ağlar başında

Beyler, haberiniz yok mu?

Ayıngayı sardım ata

Geçtim Karaşer’den öte

Hiç kılıma gelmez hata

Beyler, haberiniz yok mu?

 

Yine bir başka yanık halk türküsü, Adana yöresinin ünlü halk ozanı AşıkFerrahi’nin sazının hüzünlü ve kederli tezenesinde bu Kolcuların yaptığı zulüm anlatılır.

 

Türkü derlemecisi ve TRT Türk Halk Müziği Sanatçısı Halil Atılgan’dan alınan bilgilere göre, ünlü halk ozanı AşıkFerrahi’nin babası Mustafa Ergat, Siirt’in Eruh İlçesi’nin Kever Köyü’ndendir. 1914’lü yıllardaköyünden göç edip Adana’nın Ceyhan İlçesi’nin Kurtkulağı Köyü’ne yerleşir.

 

Dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla kısa zamanda kendisini köy halkına sevdirip kabul ettiren  MustafaErgat, bu köyde dönemin ünlü zenginlerinden ve hemşehrisi İbrahim Koruklu’yla tanışınca yıldızı iyice parlar. İbrahim Koruklu onu Ceyhan’da mahalle bekçiliği görevine getirtir, ardından da onu köyün en güzel kızıyla evlendirir.

 

Mustafa Ergat’ın, adı daha sonra AşıkFerrahi olacak olan Mehmet Ali ve Sabiha olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelir. Mustafa Ergat daha sonra İbrahim Ağa tarafından Reji İdaresi’nin Ceyhan’daki Kolculuk görevine getirilir.

 

Çok dürüst ve işine çok bağlı olan Mustafa Ergat, Kolculuk görevinde hiçbir tütün kaçakçısı Ayıngacıya göz açtırmaz. Fakat onun bilmediği bir gerçek daha vardır ki, onu Kolculuk görevine getiren İbrahim Ağa da aslında gizlice tütün kaçakçılığı yapmaktadır.

 

Mustafa Ergat, yine bir gün Kolculuk görevi yaparken İbrahim Ağa’nın adamlarını tütün kaçakçılığı yaparken yakalar ve onları bilip tanıdığı halde onlara asla göz yummaz. Çok sevip güvendiği İbrahim Ağa’nın kendisini ödüllendireceğini düşünürken, tam tersine İbrahim Ağa’nın emriyle adamları tarafından çok kötü bir şekilde dövülüp komalık hale getirilir.

 

Yediği dayak sonucu aklını oynatır ve bir gün evini barkını terk ederek, çeker gider. Ceyhan’a bir daha da dönmez. Mustafa Ergat’ınnerede, ne zaman öldüğü dahi bilinmemektedir. Adeta yok olup kaybolmuştur.

 

Babasının gidişinden çok kısa bir süre sonra annesini de kaybeden Mehmet Ali’yi (AşıkFerrahi) ve kız kardeşini, dayısı yanına alıp onlara bakar.

 

Babasını hiç görmeden büyüyen AşıkFerrahi, söylenenlere göre gördüğü bir rüyanın da etkisiyle Aşık olur, babasının çektiği eziyet ve zulümleri de o küçük ama sevgi dolu yüreğine gömüp elinde saz yollar düşer. Artık o bir halk ozanıdır. Sazından ve tezenesinden başka hiçbir şeyi yoktur.

 

Neyleyim serveti, neyleyim malı

Şimdi bir serseri Ferrahi’yim ben

 

“Ela gözlü nazlı yâri”, “Ah neyleyim gönül senin elinden” ve “Hasta gönlüm divanedir durmuyor” gibi daha nice dönemin acıklı ve hüzünlü yaşanmış olaylarının anlatıldığı onlarca yanık türküyü bizlere bırakıp göçer bu fani dünyadan AşıkFerrahi.

 

Ulu Önder Atatürk’ün bir zamanlar söylediği “Köylü, Milletin Efendisidir.” sözünü de dikkate alarak, yabancı şirketlerin çıkarlarının korunması uğruna devlet eliyle üretici Türk köylüsünün çektiği eziyet ve zulümlerin, manevi derinliğini ve acılarını düşünmeden ve adeta oyun havası içinde sadece eğlenmek amacıyla dinlediğimiz bu ve buna benzer diğer türküleri umarım artık bir başka duygu ve düşünceyle dinlersiniz!

 

Yaklaşık 100 yıl sonra başta tohum, balıkçılık, hayvancılık gibi birçok alanda Ülkemizin ve halkın getirildiği durum, o dönemim koşulları açısından hemen hemen aynı değil mi?

 

Ünsal ÖZTÜRK

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :