28 Şubat 2021 - Hoş geldiniz

VELİ BEYSÜLEN YAZDI- ANKETLER ÜZERİNDEN BİR TÜRKİYE FOTOĞRAFI

Ana Sayfa » EKONOMİ » VELİ BEYSÜLEN YAZDI- ANKETLER ÜZERİNDEN BİR TÜRKİYE FOTOĞRAFI

Eklenme : 22.02.2021 - 7:51

VELİ BEYSÜLEN YAZDI- ANKETLER ÜZERİNDEN BİR TÜRKİYE FOTOĞRAFI
Metropol araştırma şirketi, her ay yaptığı Türkiye’nin gidişatı anketinin ocak ayı sonuçlarını açıkladı.
Buna göre, Türkiye iyiye gidiyor diyenlerin oranı %25,2, kötüye gidiyor diyenlerin oranı ise %60,4.
Bu oranlar, Türkiye insanının büyük bir kısmının ülkenin gidişatının iyi olmadığını düşündüğünü gösteriyor. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus, ülkenin iyiye gittiğini söyleyenlerin oranının, AKP-MHP iktidar bloğunun ve onların Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 24 Haziran 2018 seçimlerde aldığı toplam oyun yarısına bile ulaşamıyor olmasıdır. İki oranın %85,6 olan toplamına bakıldığında, ülke nüfusunun %14,4’nün bu konuda düşünce belirtmediği görülüyor. Düşünce belirtmeyen bu %14,4’ü ülkenin iyiye gittiğini düşünenlere eklesek bile, ki bu mümkün değildir, sonuç değişmiyor.
Kısacası anketin ortaya koyduğu gerçek, iktidarın elindeki tüm devlet olanaklarını seferber ederek, kontrolündeki medya aracılığıyla Türkiye’nin güllük gülistanlık olduğu yönünde günün 24 saati yaptığı propagandanın tutmadığı ve kendisine oy vermiş kitlenin önemli bir kısmını bile ülkenin iyiye gittiğine inandıramadığı gerçeğidir.
Sonucun bu şekilde çıkması gayet doğal. Çünkü ülke tam anlamıyla yangın yeri. Salgın önlenemediği için, milyonlarca esnaf aylardır işyerini açamıyor. Esnafın kendisi işsiz, yanında çalışan işsiz. Kapalı işyerleri kiralarını ödeyemiyorlar, dolayısıyla dükkân sahipleri kira alamıyorlar. Pandemi süresince tam mesai çalışan sanayide ise işverenler pandemiyi bahane ediyorlar ve aralıksız çalıştırdıkları işçileri bile kısa çalıştırdıklarını veya ücretsiz izine çıkardıklarını beyan etmek suretiyle işsizlik sigorta fonundan para çekerlerken, fonun gerçek sahibi olan milyonlarca işsiz fondan işsizlik ödeneği alamıyor.
Tüm bunlar olurken, salgının yol açtığı bu sıkıntıların aşılması için umut olabilecek aşılanma programı ise gerektiğinden daha yavaş ilerliyor. Çünkü devlet yeterli aşıyı temin edemiyor.
Anayasasında “sosyal devlet” olduğu yazılı olan Türkiye, insani gelişmişlik seviyesinde önemli bir parametre olan dosyal harcamaların milli gelir içindeki payı bakımından, OECD ülkeleri arasında, son on yıllık sosyal harcama oranlarında son sırada bulunan Meksika’nın bir basamak üstünde yer alıyor. Ülke, salgın döneminde vatandaşına sosyal destek veren ülkeler arasında alttan üçüncü sırada, nakit destekte ise son sıradadır. Üstelik Türkiye bu destekleri bütçeden değil, İşsizlik Sigorta Fonu, Sosyal Dayanışma ve Destek Fonu ile Biz Bize Yeteriz kampanyasında vatandaştan toplanan parayla yapan bir ülkedir. Bu paranın büyük kısmı ise işverenlere verilen teşviklerdir.
Peki, bu teşviklerin geneli nereden veriliyor?
Elbette, işçinin parasının biriktiği İşsizlik Sigorta Fonu’ndan. Halbuki bu fon, işçi işsiz kaldığında yeni bir işe başlayana kadar, bir süreliğine de olsa işsizlik ödeneği ile desteklensin diye 1999 yılında çıkarılmış olan 4447 sayılı kanunla kurulmuş bir fondur. Bu kanun AKP iktidarında, başta amaç maddesi olmak üzere defalarca değiştirildi ve fon kuruluş amacı dışında kullanıma açıldı. Bu değişiklikle, fon kaynaklarını işverenlere teşvik adı altında aktaran iktidarın Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, bakanlığı ile bağlı kuruluşların, 2021 yılı bütçesinin görüşmeleri sırasında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, “İşsizlik Fonu sadece işsizlere destek vermek için kurulmadı.” demek suretiyle fon kaynaklarını işverenlere peşkeş çekileceğinin işaretini verdi. Bakan bu açıklamasında, kuruluş amacında yaptıkları değişiklikle fonun kaynaklarının amaç dışı kullanılmaya kendi dönemlerinde açıldığını da gözden kaçırma çabası içindedir.
Hâlbuki, 1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı kanunun, “İşsizlik Sigortası’na ilişkin kuralları ile uygulama esaslarını düzenleme ve sigortalılara işsiz kalmaları halinde, kanunda öngörülen ödeme ve hizmetlerin yerine getirilmesini sağlamaktır.” şeklindeki İşsizlik Fonu’nun Amacı başlıklı 46. maddesi, AKP iktidarı döneminde 2008 yılında, fon kaynaklarının başka amaçlarla kullanılabilmesinin önünü açmak için, “İşsizlik Sigortası’na ilişkin kuralları ve uygulama esaslarını düzenlemek ve kanunda öngörülen hizmetlerin verilmesini sağlamaktır.” şeklinde değiştirildi.
Görüldüğü gibi, İşsizlik Sigorta Fonu kuruluşunun düzenlendiği kanunda fonun amaç maddesinde bulunan, “Sigortalılara işsiz kalmaları halinde öngörülen ödeme ve hizmetlerin yerine getirilmesini sağlamaktır.” ibaresi kanundan çıkarılmıştır. Amaç maddesinin bu şekilde değiştirilmesinden sonra kanuna, değişik zamanlarda çıkarılan torba kanunlarla, fon kaynaklarının farklı alanlarda kullanılmasını sağlayacak maddeler eklendi ve fonda biriken işçilerin parası, bir yandan bütçeye transfer edilirken, diğer yandan çeşitli teşviklerle sermayeye aktarıldı.
Bu şekilde, 2017 ile 2020 yılları arasında istihdamı teşvik paketleri ile sermayeye 134 milyar lira aktarıldığı halde, 2017 yılında 28.2 milyon kişi olan istihdamdaki çalışan sayısı, 2020’de 27.2 milyona geriledi. Yani geçmiş yıllarda verilen teşvikler yeni istihdam yaratmadığı gibi, istihdam geriledi. Tüm bunlar ortadayken, yeni teşvik paketleri ile kaynak aktarılmasına devam ediliyor.
Uluslararası Finans Enstitüsü’nün raporuna göre Türkiye, 2020 yılında iflas eden şirket sayısı artışında ilk sırada yer alırken, borç artış oranında ise gelişen ülkeler arasında ikinci sırada yer alıyor.
Bunların hiçbirisi tesadüf değil!
Zira AKP, iktidara geldiği günden itibaren ülkeyi adeta büyük bir şantiye alanına çevirdi. Dikkat ediyorsanız 19 yıllık iktidarın başında bulunan partili Cumhurbaşkanı, hiçbir konuşmasında, “Şu fabrikayı açtık, şu ürünü üretiyoruz, ülke tarımına şu yatırımı yaptık, köylüye şu kadar teşvik verdik” demiyor. Varsa yoksa, borsa, faiz, döviz kuru ile yapmakla övündüğü avm, köprü, yol ve havaalanından söz ediyor. Halbuki bunların hepsini şirketler, devletin sağladığı arsalar üzerine, devletin kefaleti ile uluslararası finans şirketlerinden sağdıkları kredilerle yaptılar.
Bu nedenle, bu ülke insanlarının refahı için kullanılacak milyarlarca dolar kaynak, yıllarca finans kuruluşlarının kasalarına aktı. Dahası, devletin bu yatırımları yapan şirketlere verdiği garantiler karşılığı, bütçeden milyarlarca lira kaynak da yıllarca şirketlere aktarıldı.
Dünyada, sanayi ve tarıma yatırım yapmadan ve bu alanlarda üretim artışını sağlamadan, inşaat yapmak suretiyle kalkınmış bir tek devlet bulamazsınız.
Nitekim, dövizin hızla yükselmesini durdurmak için düşük faiz politikasını terk etmek zorunda kalan Türkiye’de, düşük faiz teşviki ile yüksek seyreden konut satışları, ocak ayında sert bir düşüşle dip yaptı.
Yani inşatta deniz bitti.
O zaman, bir yandan bu şirketlere verilen garantiler karşılığı, bütçeden bu şirketlerin kasalarına milyarlar aktarılırken, diğer yandan yine aynı şirketlerin, uluslararası finans kuruluşlarından aldıkları kredileri ödeyememeleri halinde, borçlarını ödemeyi taahhüt eden devletin bu borçları üstlenmesi durumunda, Türkiye insanını daha çok pahalılık, daha çok işsizlik bekliyor demektir.
TÜİK rakam oyunları ile işsizlik oranlarını düşük gösterse de, geniş tanımlı işsizlik %28,8 oranında, işsiz sayısı ise 10 milyonun üzerinde. Yine TÜİK’in rakam oyunlarına rağmen, enflasyon tırmanmaya devam ediyor.
Tüm bu sorunlara çözüm üretmesi gereken iktidar, ülkede ayrıştırma ve ötekileştirme üzerinden gerginliği tırmandırarak, sorunları görünmez kılmaya çalışıyor. Ancak yazının girişinde bahsettiğim anketin de ortaya koyduğu gibi, ülke nüfusunun büyük çoğunluğu ülkenin gidişatından kaygılı. Bu gidişata karşı ortak bir duruş sergilemedikçe, bizi iyi günlerin beklediğini düşünmek kendimizi kandırmak olur.

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları