21 Nisan 2021 - Hoş geldiniz

VELİ BEYSÜLEN YAZDI- İŞVERENİN ELİNDEKİ TESTERE KOD 29, PANDEMİ SÜRECİNDE 176 BİN İŞÇİNİN HAYATINI KARARTTI

Ana Sayfa » GÜNCEL » VELİ BEYSÜLEN YAZDI- İŞVERENİN ELİNDEKİ TESTERE KOD 29, PANDEMİ SÜRECİNDE 176 BİN İŞÇİNİN HAYATINI KARARTTI

Eklenme : 08.04.2021 - 14:45

Veli Beysülen

Veli Beysülen

yazarın tüm yazıları

AKP’li Mersin Akdeniz belediyesi, 8 Mart feminist yürüyüşüne katılan 3 kadın işçiyi, 31 Mart 2021 tarihinde Kod-29’la işten çıkardı. Basına yansıyan bu haber, işçi çıkarmayı yasaklamakla övünen iktidar partisine mensup bir belediyenin, Anayasa ve kanunları hiçe sayarak, iş saatleri dışında anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri haklarını kullanan üç kadın işçiyi fişleyerek işten çıkardığının haberidir. Bir belediye bunu yapıyorsa, özel sektörde neler oluyor siz hesaplayın.

Evet, ülkede hukuksuzluk aldı başını gidiyor. İşverenler, yıllardır alışkanlık haline getirdikleri gibi, pandemi sürecinde de Anayasayı ve kanunları çiğnemeye devam ediyorlar ve bunu çok daha fazla yapıyorlar. Peki, bütün yurttaşların hakkını eşit biçimde koruması gereken iktidar ne yapıyor dersiniz? Elbette işverenlerin hukuksuzluklarını seyretmekle yetiniyor, üstelik sadece seyretmiyor, çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlarla, onlara hukuksuzluk yapmaları olanağı sağlıyor.

Türkiye’de ilk virüs vakasının görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinin ardından, Nisan ayında bir akşam bütün televizyon kanalları ana haber bülteni saatinde iken, son dakika spotuyla, “İşçi çıkarmak yasaklanıyor.” şeklinde duyurulan bir haber, hükümetin düğmeye bastığını ve hazırlayacağı kanun teklifini kısa zamanda TBMM’den geçirerek işçi çıkarmayı yasaklayacağını müjdeliyordu. Elbette bu haber, 2018 yılının ortalarında başlayan ekonomik krizden dolayı işsiz kalma korkusuyla diken üstünde çalışırken, virüs salgınının da eklenmesiyle işsiz kalma riski artmış olan milyonlarca işçiye rahat nefes aldırmıştı. Nitekim açıklamadan birkaç gün sonra, 16 Nisan’da, 7244 sayılı Torba Kanun’a eklenen bir madde ile işçi çıkarılması sözde 3 ay süreyle yasaklandı ve Cumhurbaşkanı’na, gerek görürse bu süreyi 6 aya kadar uzatma yetkisi verildi. Ancak işveren örgütlerinin ricasını kıramayan iktidar, temmuz ayında yaptırdığı yeni bir yasa düzenlemesi ile uygulamayı, 30 Haziran 2021 tarihine kadar 3’er aylık periyotlar halinde uzatma hususunda Cumhurbaşkanı’na yetki verdi. Çünkü işverenler, bu kanunu fırsata çevirdiler ve yüz binlerce işçiyi tazminatsız olarak işten çıkardılar.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Sosyal Güvenlik Kurumu ve CİMER verilerinden derlediği bilgilerden, bir yıllık pandemi sürecinde 176 bin 662 işçinin, işverenler tarafından Kod-29 vicdansızlığı ile işten çıkarıldığını açıkladı.
Evet, yanlış okumadınız, krizleri fırsata çevirmekte oldukça maharetli olan bu ülkenin sermayesi, salgını ve iktidarın kendilerini kollayan düzenlemeler yapmasını fırsata çevirdiler ve yüz binlerce işçiyi, belki ömür boyu üzerinde taşıyacakları ve belki bir daha işe giremeyecekleri şekilde fişleyerek işten çıkardılar.
Peki, nedir bu meşhur Kod 29, neden kara leke oluyor?

4857 sayılı İş Kanunu gereğince, işverenler işten çıkardıkları işçileri, işten çıkarma tarihinden itibaren 10 gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirmekle yükümlüler. Bu bildirim formunda, işçinin işten çıkış nedeninin her biri için işaretlenecek kodlar bulunmaktadır. Formda bulunan 29 numaralı kod, işçinin iş kanunun 25. maddesinin ikinci fıkrasındaki, “İşçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri gibi nedenlerle işten çıkarılması” durumuna karşılık gelmektedir. Maalesef yıllardır bu ülkede işverenler, tazminat ödememek için bu maddeyi kullanarak işçileri işten çıkarmaktadırlar. İşten ayrılış bildirgesinde işten çıkış nedeni olarak kod 29’un işaretlendiği işçi, kıdem ve ihbar tazminatı alamadığı gibi, yasanın istediği diğer koşulları taşısa bile işsizlik sigortasından işsizlik ödeneği de alamamaktadır. İşçi, başka işe girmek istediğinde de kötü sicil anlamına gelen kod 29’dan dolayı işe girmekte zorlanmaktadır. Yani işverenler işçilere kıdem ve ihbar tazminatı ödememek için, onları hırsızlık, mala zarar verme, dolandırıcılık, cinsel istismar, taciz ve zimmet gibi yüz kızartıcı fiillerden birini işlemiş gibi fişleyerek işten çıkarmakta ve sicillerini bozdukları işçileri aileleriyle birlikte açlığa mahkum etmektedirler. Ne yazık ki, bu şekilde fişlenerek işten çıkarılan işçi için yargıya gitmekten başka yol kalmıyor. Ancak 17/10/2017 tarihinde TBMM’de kabul edilen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na göre, işçinin iş mahkemesine başvurmadan önce arabulucuya başvurması zorunlu.

Peki, sizce arabulucu aşamasında ne olur?

Elbette, eşit şartlarda oturulmayan arabulucu masasında kaybeden yine işçi olacaktır. Zira bir tarafta her türlü olanağa sahip işveren, diğer tarafta bir gün çalışmasa evine ekmek götüremeyecek olan artık işsiz işçi. Üstelik yıllarca verdiği emeğin karşılığı olan tazminatı da tehlike de. Çünkü yargıya gittiği takdirde tazminatı alamama riski var. Üstüne üstlük, işsizliğin tavan yaptığı bu ülkede iş bulamama riski ile de karşı karşıya. Tüm bu şartlar altında, sendikalı olmayan ve kendisini koruyacak mekanizmadan yoksun olan işçi işverenin teklifini kabul edecek ve uzlaşmaya varacaktır.

Bakın, bir işveren örgütü olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, 29/04/2016 tarihinde yaptığı bir konuşmada arabuluculuk sistemini savunurken ne diyor:

“…Bir diğer önemli sıkıntı mevzuatta değil ama uygulamada yaşanıyor. İş mahkemelerindeki davaların neredeyse yüzde 99’u işveren aleyhine sonuçlanıyor. Bu durumda insanın aklına şu soru gelmiyor değil: Bu ülkede işverenlerin, müteşebbislerin hepsi mi haksız, hepsi mi hatalı? Bu mümkün mü? İşin doğrusu hak edene hak ettiğini vermektir.”
Bu açıklama, işverenlerin yaptıkları hukuksuzlukların yargıdan dönmesinin verdiği rahatsızlığın itirafıdır. Yine 18 Mayıs 2018 tarihinde yaptığı bir başka konuşmada, “İş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip hükümetimizle birlikte kaldırdık” diyen Hisarcıklıoğlu, “İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, KOBİ’lerimize büyük yükler getiriyordu, bunları kaldırttık.” demeyi de ihmal etmedi. İşte bu nedenle her yıl binlerce işçi iş cinayetinde hayatını kaybediyor.

TOBB başkanın bu açıklamaları, AKP iktidarının işverenlerle el ele vererek, işçilerin kölece çalıştırılmaları için düzenlemeler yaptığını gösteriyor. Maalesef, AKP 19 yıllık iktidarında, oyunu aldığı milyonlarca işçinin haklarını işverenlere peşkeş çeken düzenlemelere imza attı. Bu nedenle, salgını sermayeye kaynak aktarma fırsatına dönüştürmekte de tereddüt etmedi. İşçiler haklarını kullanmasınlar diye kanuni düzenlemeler yaptı ve işverenlerin işçileri bir daha iş bulamayacakları şekilde fişlemelerine seyirci kaldı, hatta destek verdi.

Aslına tüm bunlar, sendikalar ile işçilerin karşı çıkışları nedeniyle, yasa yoluyla kıdem  tazminatını fona devredemeyen hükümetin, kıdem tazminatını fiilen uygulanamaz hale getirmek suretiyle işverenleri tazminat ödeme zorunluluğundan kurtarmasından başka bir şey değildir.

Kuşkusuz hükümet ile işverenlerin, bu Anayasa ve yasa tanımazlıkları ile hukuksuzluklarının üstesinden gelmek, konfederasyon farkı gözetmeksizin tüm sendikaların bir an önce emek cephesinde birleşerek mücadeleyi yükseltmeleri ile mümkündür.

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları