SICAK ANALİZ- VİCDANINI YİTİRMİŞ ”GAZETECİLER”

Ana Sayfa » GÜNCEL » SICAK ANALİZ- VİCDANINI YİTİRMİŞ ”GAZETECİLER”

18.09.2018 - 15:42

SICAK ANALİZ- VİCDANINI YİTİRMİŞ ”GAZETECİLER”

Belki her meslek için vicdan olması gereken ilk koşuldur.

Ama kimi meslekler var ki vicdan işin harcıdır, temelidir, alfabesidir. Bu türden işlerin uygulama aşamasına geçtiği süreçlerde, vicdan kavramını içlerinden çektiğinizde insanı utandıracak sözlerle, yaklaşımlarla, görüntülerle karşılaşırsınız. Örneğin Fethullah’ın emir eri olmuş hakimlerin, savcıların uyduruk suçlamalarla, uyduruk delillerle hayatlarını kararttıkları binlerce masum insana yaptıkları tam da böyle bir şeydir: Vicdansızlık!

Tabii toplumu dalga dalga saran bu hastalığın, balık baştan kokar sözünü anımsatan bir çizgide ilerlediğini söylemek için ille de siyaset bilimci falan olmaya gerek yok. Son 16 yılda devletin en tepe noktalarından, günlük yaşamın en ücra köşelerine kadar yayılan; toplumsal değerleri, insani ilişkileri adeta çürüten vicdan erozyonu, galiba son bir haftadır kendi rekorunu kıracak seviyelere ulaştı.

Demiştik ki bazı meslekler için vicdan işin olmazsa olmazıdır.

Gazetecilik bu tanımın ilk sırasında yer alan meslek olarak belki de hiçbir dönemde böylesine örselenmedi, insanın yüzünü kızartan bir konuma itilmedi.

3.Havalimanı’nın inşaatını sürdüren işçilerin çalışma koşullarını düzeltmek amacıyla başlattıkları protestoları ‘’Ajan X’’ havasında sorgulayan ilk gazeteci, bir dönem ‘’Ben ‘Alo Fatih değilim, o Fatih başka Fatih.’ diye yırtınan Habertürk yazarı Fatih Altaylı oldu. ‘’Olağanüstü’’ bir analiz yaparak dedi ki:

‘’4 yıl 3 aydır gıkını çıkarmadan çalışan işçiler, açılışa 5 hafta kala ‘Ayaklandılar’
Hem de sudan sebeplerden. 4 yıl 3 aydır tek kelime etmeyen sendikaların birdenbire aslan kesildiler. Yeni Havalimanı inşaatında bitime bu kadar kısa süre kala bir şeyler oluyor.
Hayırdır inşallah!”

Medyanın zehir hafiyesi Altaylı’nın, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin, 3. Havalimanı’nda şimdiye kadar en az 37 işçinin iş kazalarında öldüğünü ortaya koyan belgeye dayalı açıklamasından haberi var mı bilmiyoruz ama olsa da fark etmez.

Vicdan gittiğinde, belgeye dayalı gerçeklerin yerine ‘’sudan sebepler’’ gelir.

Fatih Altaylı ‘’müthiş bir öngörüyle’’ işçilerin eylemlerini vatana ihanet noktasına çıkarır da, aynı ekolün diğer isimleri ondan aşağı kalırlar mı? Sabah Gazetesi’nden Engin Ardıç, Altaylı’nın söyleyemediklerini, çıtayı biraz daha yükselterek yazmış:

‘’Açılmasına bir buçuk ay kala, yeni havaalanı inşaatında çalışan işçiler kazan kaldırmışlar.
Neden? Servis otobüsleri geç kalıyormuş, işçiler yağmur altında bekleşiyorlarmış (İstanbul’a son üç ayda üç gün yağmur yağdı.) Yatakhanede tahtakurusu varmış. Bizim okulda da vardı.
Ücretler elden ödeniyormuş, bazıları bir süredir para alamıyorlarmış, falan filan. Şimdi muhalif basın da sazan gibi üstüne atlayacak, solculuk teranesi tutturacak. “Tayyip düşmanı” mizah siteleri de çanak tutacaklar tabii. Hiç kimse “işçi hakları” falan diye cak cuk etmesin. Bu eylem “solculuk” değildir. Buna “sabotaj” denir.’’

Bu iki ‘’gazeteci’’ nin ‘’sudan sebepler’’le başlayıp, ‘’sabotaj’’ suçlamasıyla noktaladıkları yazılarına tüy dikme göreviyse, Yeni Akit’ten Mehtap Yılmaz’a düşmüş. Yılmaz’ın vicdansızlıkta sınır tanımayan yazısının, çizgisi ne olursa olsun bir gazete sayfasında yer alması, insanları hayvanlardan ayıran düşünme yetisine bir hakaret aslında.

‘’Senelerdir süren 3. Havalimanı inşaatı çalışanları, tam da açılışa beş kala bitlendiyse… Tahtakuruları yiyip bitirdiyse… Burada bir çapanoğlu değil, pek çok çapanoğlu aramak lazım! Bu işte bir tezeklik arayacaksın! Şayet bu itler, bitlendik falan diyorsa üzerlerine biber gazı sıkıp, içlerindeki şeytanı çıkartacaksın! Madem kaşınıyorlar! Madem “kaşı beniii, kaşı beniii” diye debeleniyorlar! Madem bitlendik diye kuduruyorlar! Birilerinin bu itlerin kafasındaki bitleri ayıklayıp içeri tıkması lazım!’’

Hitler’in Propaganda Bakanı  Joseph Goebbels’i aratmayacak bu üslubun, nefret dilinin özünde vicdansızlık yatıyor.

Özellikle gazetecinin vicdansız olanı, gazete sayfalarını kirletmenin ötesinde, toplumun değer verdiği ne varsa, asıl onları kirletir, kemirir, bitirir.

Bu nefret dili, çevresine zehir saçan bu sözcüklerin yarattığı sevgisizlik iklimdir ki, insanları birbirlerine karşı vahşileştirdi. Toplumların gereksinme duydukları en büyük sermayeleri, bakış açısı ne olursa olsun birbirini anlamak, hoş görmek, empati yapmak, sorunları paylaşmak üzerine inşa edilen dayanışma ruhudur.

Goebbels’in günümüz türevleri ruhlarımızın bu en hassa yerini öldürdüler.

Geriye kalansa kıyasıya bir savaşın sürdüğü ortamda, bıçak niyetine kullanılan sözcüklerin açtığı yaralar oldu işte!

O nedenle hiç kimse mutsuzluğunun, kıstırılmışlık duygusunun nedenini kişisel yaşamında, kişisel sorunlarında aramasın.

Yaşadığımız kolektif bir mutsuzluktur, kökleri vicdansızlara dayanan.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :