YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR HASAN GEMİCİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR HASAN GEMİCİ

14.04.2018 - 10:30

YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR    HASAN GEMİCİ

 

 

16 Yıllık AKP iktidarında gelir dağılımındaki uçurum derinleşmiş, işsizlik ve yoksulluk dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

1milyona yakın insanımız açlık sınırı altında, 20 milyona yakın insanımız yoksulluk sınırında yaşamaktadır.

İşsizlik gençler arasında % 30 ları aşmış durumdadır.

Bu nüfusumuzun yarısının gece yatağa  yarı aç ,yarı tok yatması demektir.

Bu tablo toplumumuzun bugününü ve geleceğini tehdit etmektedir. Daha şimdiden sosyal sorunlarda, boşanmalarda, aile içi şiddet olaylarında, sokakta yaşayan çocuk, kadın, yaşlı sayılarında, hırsızlık, gasp, cinayet vb. suç oranlarında büyük artışlar yaşanmaktadır.Yapılan  araştırmalarda toplumda sosyal sorunlarda çok ciddi artışlar olduğu ve  adeta bir çözülme süreci yaşandığı tespit ediliyor. Toplumun çimentosunu oluşturan geleneksel aile yapısı çözülüyor.

Böyle dönemlerde bir taraftan istihdamı ve üretimi arttırmak ve gelir dağılımını düzeltmek üzere ekonomik önlemler alınırken, diğer taraftan yaşanan yoksulluk ve işsizliğin aileler, özellikle çocuklar  kadınlar ve engelliler üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerini azaltmak için sosyal hizmet ve yardımlara ağırlık vermek gerekmektedir.

Bugün için Türkiye’de sadece işsiz ya da bir yerden geliri olmayanların yoksulluğundan söz edilmiyor.

”Çalışan Yoksullar” söz konusudur.

Emekliler ve çalışanların da önemli bir bölümü yoksulluk çekmektedir.

Ücretli ve maaşlıların %23’ü, kendi hesabına çalışanların %27 si de yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır

Yoksulluk konusunu açlık, tokluk meselesi olarak görmek de eksik bir yaklaşım olur. İnsanların  yoksulluk nedeniyle yaşadıkları “sosyal dışlanma “ da ayrı bir sosyal sorundur. Gün içinde ”Akşam ne yiyeceğim,çocuğuma ne diyeceğim,eşime ne diyeceğim?” diye düşünen, sürekli “Yarın ne olacak ?“ endişesi ile yaşayan bir insanin geleceğini planlaması, kendisini içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için sağlıklı karar vermesi, adım atabilmesi de beklenemez. Böyle bir durumda kişi sosyal ilişkiler kuramaz, toplumsal yaşama katılamaz; sonuçta giderek içe kapanır ve yalnızlaşır.

Sosyal dışlanmışlık duygusuna gömülen insanlar, kendilerini güçlükle ifade edebildikleri çok dar gruplara kapandıklarından toplum giderek atomize olur. Bu da başta şiddetin tırmanmasını tetikleyerek, farklı sorunları beraberinde getirir.

Fiziki bir fay hattının zaman içinde enerji biriktirerek depremlere neden olması gibi  bugün için eğitemediğimiz, tedavi edemediğimiz, kötü koşullarda yaşayan yoksul, çaresiz ve umutsuz insanların  sosyal fay hatlarında biriktirdikleri enerji, bir gün öfkeye dönüşmüş olarak karşımıza çıkacaktır ve toplumu derinden sarsacaktır.

Bu yüzden yoksullukla mücadele ekonomik önlemler yanında, kişilerin kendilerini toplumun bir parçası hissedecekleri politikalarla birlikte ele alınmalı ve uygulanmalıdır.

AKP 2002 seçimlerinde  (3Y) “ Yolsuzluk,Yoksulluk, Yasaklar ‘“ la  mücadele vaatleriyle iktidar oldu.

16 yıl sonra gelinen noktada  “Ohal” yasaları  ile adım adım tek adam yönetimine doğru gidilirken yolsuzluklar artık haber olmaktan çıktı. 2001 yılında Avrupa Birliği standartlarında yapılan Kamu İhale Kanunu defalarca değişti. İhaleler artık adrese teslim! Mücadele edileceği söylenen yoksulluk daha da arttı ve AKP’nin iktidarda kalmak için kullandığı en etkili enstrümanı haline geldi.

Açıklanan  rakamlar, istatistikler ve yandaş medyada yaptırılan haberlerle yoksulluğun azaldığı  algısı  yaratılmaya çalışılıyor. Bilindiği gibi geliri brüt asgari ücretin üçte birinin altında (592 TL’nin altında ) kişilerin Genel Sağlik Sigortası primleri devlet tarafından karşılanıyor ve yaklaşık 20 milyon insanımız Genel Sağlık Sigortası kapsamında . Sadece bu veri bile, ülkemizde yoksulluğun ne boyutlara geldiğini göstermeye yeterli.

AKP yoksullukla mücadele etmiyor, yoksul ve çaresiz insanlar üzerinden siyaset yapıyor.

Bilindiği gibi sosyal yardım uygulamaları AKP iktidarının en çok tartışılan icraatlarının başında gelmektedir. Tartışılan gerçek fakir fukaraya yapılan yardımlar değildir, bu yardımların yapılış şeklidir.

Ne yazık ki AKP iktidarında fakir/fukara,  garip/ gureba söylemi ile yoksullar ve çaresiz insanlar üzerinden siyaset yapılmaktadır.

Sosyal Yardım ve Hizmetler bir iyilik havası içinde, bir sadaka ile mantığı ile yürütülüyor.

Yardım almak için objektif bir kriter yok.

Sanki veren için iane, alan için bir lütuf söz konusu.

Sonuçta kendinizi olabildiğince acındırmanız, kapılarda beklemeniz gerekiyor.

Hiç çaresiz bu onur kırıcı duruma, çoğu zaman da sözlü aşağılamalara razı olmak durumundasınız. Yardım süreci yardım alan kişinin, iktidardaki AKP’ ye ve belli isimlere, bazen belediye başkanına, bazen il/ilçe yönetiminden bir partiliye minnet duyacak şekilde işletiliyor. İnsanlar manevi olarak borçlandırılıyor. Karşılığında istedikleri ise: OY!

Bu durum demokrasimizin gelişmesi açısından bir olumsuzluk kaynağıdır. En temel ihtiyaçlarını karşılamak için iktidardaki partiye bu derece bağımlı kılınan insanların demokratik tercihlerini özgür ve sağlıklı bir şekilde kullanması beklenemez . Üstelik bu sosyal yardımlar AKP ile başlamadı . AKP den önceki hükümetler döneminde de yapılıyordu. Ama şimdi olduğu gibi insanlar teşhir edilmiyordu, onurları ile oynanmıyordu. Devletten yardım alanlar “Allah devletten ,milletten razı olsun. “ diyorlardı. Şimdi “Allah AKP’den razı olsun.“ desinler isteniyor. Kimin parasıyla ? Devletin, milletin parasıyla!

YOKSULLUK ,DİN VE TÜRBANDAN SONRA EN ETKILI İSTİSMAR ALANI…

AKP öteden beri din ve inanç konularını kendi tekelinde görüyor. Şimdi yoksulluk konusunu da bu sanki sadece kendi mücadele alanıymış, başkalarının konu ile hiç ilgisi yokmuş izlenimi verilerek, yeni bir siyaset alanı yaratma çabasındalar.

Ne yazık ki önceden “sessiz sedasız”, “insan onurunu incitmeden” ve ‘’sosyal devlete yakışır bir ciddiyet “le yapılan sosyal yardımlar,  AKP ile birlikte siyasi şov aracı haline getirildi.“Sosyal Devlet / Hak Sahibi Yurttaş “ ilişkisi yerine,  “Hayırsever Kişi ve Kurumlar/ ”Muhtaç ve Zavallı İnsan” ilişkisi geliştirildi.

SONUÇ:

Sosyal Yardım ve Hizmetler sadaka ve iane anlayışıyla değil zor duruma düşen yurttaşının yanında olmayı kendisi için bir görev ve yurttaşı için bir hak olarak gören çağdaş “Sosyal Devlet “anlayışıyla yürütülmelidir.

Sosyal yardımlar  “yurttaşlık hakkı”  temelinde, insan onuruna yakışır şekilde yapılmalı.  Alan mağdur, veren mağrur olmamalı.

SOSYAL YARDIM VE HİZMETLER TOPLUMUN ZAYIF KESİMLERİNİ DESTEKLEMEYİ  SOSYAL DEVLET İÇİN BİR GÖREV, YURTTAŞLAR İÇİN BİR HAK OLARAK GÖREN ÇAĞDAŞ SOSYAL DEVLET ANLAYIŞIYLA YENİDEN YAPILANDIRILMALIDIR.

 

HASAN GEMİCİ- Eski Devlet Bakanı- Önceki dönem milletvekili

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :